Category: MEMLEKETİM – İNSAN HAKLARI – GÜNCEL


 Boğaziçili 134 Akademisyenden ODTÜ’ye Destek

Boğaziçi Üniversitesi’nden 134 öğretim üyesi ODTÜ’de öğrencilere uygulanan polis şiddetini kınayan bir metin yayınladı.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
21 Aralık 2012, Cuma

Boğaziçi Üniversitesi’nden öğretim üyeleri Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) yaşananları kınayan bir imza kampanyası düzenledi. 134 öğretim üyesinin imzaladığı kampanyanın metninde ODTÜ’de yaşananların üzüntü verici olduğu vurgulandı.

İmza kampanyasının konuyla ilgili tepkiyi bir an önce kamuoyuyla paylaşmak için kısa tutulduğu, biraz daha beklenmesi halinde desteğin daha çok olacağı belirtildi.

Metinde meşru ve demokratik protesto haklarını kullanan öğrencilere karşı polisin orantısız güç kullanarak öğrenci, öğretim üyesi ve çalışan birçok kişinin hayatını ve güvenliğini tehlikeye soktuğunun belirtildi.

“Üniversitelerde ya da başka toplumsal ortamlarda devletin emniyet güçleri tarafından bu tür şiddet olaylarının tahrik edilmesi, yaratılması ve sürdürülmesi kesinlikle kabul edilemez”

“ODTÜ’lü öğrencilere, meslektaşlarımıza ve çalışanlara söz konusu olaylar nedeniyle büyük geçmiş olsun der, ODTÜ yerleşkesinde yaşanan şiddeti ve şiddete vesile olanları kınadığımızı bütün kamuoyuyla paylaşırız.” (BK/HK)

Metni imzalayan öğretim görevlileri şu şekilde:

Ahmet Ersoy, Ahu Ersözlü, Albert Ali Salah, Ali Kerem Saysel, Ali Özgün Konca, Ali R. Kaylan, Alpar Sevgen, Arzu Öztürkmen, Aslı Göksel, Aslı Özyar, Aslı Tolun, Atilla Yılmaz, Aybek Korugan, Ayfer Bartu Candan, Ayşe Buğra, Ayşe Mumcu, Ayşegül Metindoğan Wise, Ayşegün Soysal, Ayşegül Toker, Ayşen Candaş, Barış Büyükokutan, Başak Demirhan, Begüm Özkaynak, Berna Kılınç, Berna Yazıcı, Betül Kırdar, Betül Tanbay, Biray Kolluoğlu, Burak Gürel, Bülent Küçük, Can Candan, Can Yücesoy, Cem Ersoy, Cem Say, Cengiz Kırlı, Ceren Özselçuk, Cevza Sevgen, Ceyda Arslan-Kechriotis, Çağlar Keyder, Çiğdem Dalay, Derin Terzioğlu, Dilek Ünalan, Edhem Eldem, Elif Alakavuk, Elif Ünlü, Emine Erktin, Engin Ader, Erol Köroğlu, Ersan Demiralp, Eser Çaktı, Eser Taylan, Esra Mungan, Evangelos Kechriotis, Fatma Ang, Ferit Öztürk, Ferhunde Özbay, Fikret Adaman, Gönenç Yücel, Gül Sosay, Gülcan Erçetin, Güler Fişek, Günay Kocasoy, Günizi Kartal, Haluk Bingöl, Hamdi Erkunt, Hande Sart, Işık Aytaç, Işıl Bozma, İlhan Or, İpek Seyalıoğlu, Kıvanç İnelmen, Koray Çalışkan, Kuban Altınel, Kurt Brown, Kuyaş Buğra, Lale Akarun, M. Asım Karaömerlioğlu, Mehtap Işık, Meltem Gürle, Meltem Toksöz, Meral Demirel, Mine Eder, Mine Nakipoğlu, Muhittin Mungan, Murat Akan, Murat Baç, Murat Gülsoy, Murat Koyuncu, Murat Yılmaz, Müjgan Şahinoğlu, Nadir Özbek, Nazan Üstündağ, Necati Aras, Nermin Abadan-Unat, Neşe Bilgin, Nevra Necipoğlu, Nihal Ercan, Nuri Ersoy, Nüket Esen, Nükhet Sirman, Oktay Demircan, Olcay Akyıldız, Oya Pancaroğlu, Özlem Beyarslan, Pınar Yolum, Refik Güllü, Reşit Canbeyli, Selcan Kaynak, Selim Deringil, Serdar Altok, Şehnaz Tahir, Şemsa Özar, Senem Yıldız, Sevgin Akış Roney, Sibel Tatar, Sumru Özsoy, Taner Bilgiç, Taylan Cemgil, Tınaz Ekim, Tonguç Rador, Tuna Kuyucu, Ümit Bilge, Ünal Zenginobuz, Yağız Tanlı,Yahya M. Madra, Yaman Barlas, Yıldız Silier, Yücel Terzibaşoğlu, Zafer Yenal, Zeynep Gambetti , Zeynep Kadirbeyoğlu, Zeynep Sabuncu, Zeynep Uysal, Zühre Aksoy.

Haberin Linki:http://bianet.org/bianet/bianet/142990-bogazicili-134-akademisyenden-odtuye-destek#.UNRuLvME6zA.facebook

JON

 

 

HAYAL ET

Eğer denersen bu kolay 

 Altımızda cehennem yok 

Üstümüzdeyse sadece gökyüzü var 

Hayal et bütün insanların 

bu gün için yaşadığını... 

Hiç ülke olmadığını hayal et 

Bunu yapmak zor değil 

Öldürecek ve uğruna ölecek bir şey yok 

Ve din de yok 

Hayal et bütün insanların 

hayatı barış içinde yaşadığını 

Mülkiyetin olmadığını hayal et 

Yapabilir misin merak ediyorum 

Hırsa ve açgözlülüğe gerek yok 

İnsanların kardeşliği 

Hayat et bütün insanların 

Tüm dünyayı paylaştığını 

Benim bir hayalci olduğumu söyleyebilirsin 

ama tek ben değilim 

Umarım bir gün sen de bize katılırsın 

Ve dünya yekvücut olarak yaşar

ufukbayraktar

Bir Göl Denklemi
Dağın göle aksi gibi
Yüreğime düştü yansıman
Hay aksi!
Gel çıkar bu derinliği içimden
İndir bulutları gökyüzünden, hadi!
O küçük yosunları tek tek seçip
Sileceğim yalancı grileri
Ben maviye sevdalı
Ben dağlarca yaralı
Zirvene çıkamasam da
Derinlerine ineceğim

Gittin
Bir sen eskidin zihnimde
Bir ben eksildim kendimden
Bütünselliği bozuldu sevdanın
Benden sen çıkınca yine sen kaldın

Van gölüne saldım hayallerimi
Bulutlar da geçmedi gökyüzünden
Suları neden griydi?
Ufuk Bayraktar
ufukbayraktar1

ZIRLAMA…

Ben de çabuk ağlarım…

Bağırarak ağlarım, uygunsa…

Kimse tutamaz…*TIR şoförü, yandaki arabanın direksiyonunda bağırarak ağlayan beni görünce camı açmış sormuştu:

“Genç miydi?..”

Ona sadece aklıma Pako’ya kırmızı çiçekli tasma alıp da parka götürdüğümüz günün geldiğini söyleyemedim…

*

Babam, demek ki çok güldüğüm bir gün, kaşlarını çatıp “Erkekler gülmez” demişti…

Dışarıya da Kartal Tibet’in filminin afişini asmışlardı:

“Erkekler Ağlamaz…”

“Gülmez” ile “ağlamaz” arasında…

İkisinin ortasında çok dayanamadım…

*

Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Gazze’de salya sümük ağlamasının tartışıldığı günlerde işte bunları düşündüm…

Keşke o ağlayan adam “ağlayabilen” Dışişleri Bakanı olsaydı…

Ama Suriye sınırında, öldürdükleri insanları kamyonetin arkasına üst üste doldurup… Kollarından, ayaklarından sürükleyerek bir çukura atanlarla daha dün İstanbul’da dayanışma toplantısı yapan adam niye ağlasın?..

Ya da bir ölüyü motosikletin arkasına bağlayıp Gazze sokaklarında sürükleyen vahşeti destekleyen adam mıydı o ağlayan?..

*

Çeşitlidir ağlamak:

– Zırıldama…

– Hıçkırık…

– Figan…

– Salya sümük…

– Hüngürtü…

– İçin için…

– Fırt…

*

Yengem bize “Sinirimden çok yiyorum yine” demediği zamanlar da “Sinirimden gülüyorum yani” derdi…

Eee…

Belli olmuyor işte…

*

Bari siyasetin suratında gözyaşları kirlenmesin…

*

Sözüm temiz gözyaşı olanlara:

Ağlayacaksanız ağlayın bence…

Duygular alev aldığında…

İçinizde yangın başladığında…

Bir sızı damağınıza oturduğunda…

Burnunuzun direği sızladığında…

İki damla yaş göz pınarlarına dayandığında…

Gizlemeyin…

*

Ağlayın ağlanacaksa…

İnsan ağlar…

***
24 Kasım 2012 – bcoskun@cumhuriyet.com.tr

BASIN BÜLTENİ

31. ULUSLARARASI İSTANBUL KİTAP FUARI AÇILIYOR

İstanbul Kitap Fuarı 17 Kasım 2012 Cumartesi günü 31. kez kapılarını açmaya hazırlanıyor

Kuruluşumuz TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından Türkiye Yayıncılar Birliğiişbirliği ile 17-25 Kasım 2012 tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi- Büyükçekmece’de düzenlenecek olan 31. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı 600 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımı, 200 etkinlik ve yüzlerce imza ile kapılarını kitapseverlere açmaya hazırlanıyor.  İstanbul Kitap Fuarı’na yurt dışından 40 ülkeden yayınevleri, telif ajansları ve konuk yazarlar katılacak.

Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu

Onur yazarının Gülten Dayıoğlu olduğu ve ana temanın “Çocukluğum Yurdumdur-Çocuk ve Gençlik Edebiyatı” olarak belirlendiği kitap fuarı birbirinden renkli çocuk etkinliğine ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Fuar süresince Gülten Dayıoğlu’nun katılımıyla çocuk edebiyatı üzerine panel ve söyleşiler düzenlenecek.

Konuk Ülke: Hollanda

Bu sene fuarın ilk dört günü, 17-20 Kasım 2012, açık kalacak Uluslararası Salon kapsamında Hollanda Onur Konuğu olarak yer alacak. Hollanda’dan yayınevlerinin katılımıyla düzenlenecek konuk ülke etkinlikleri kapsamında modern Hollanda edebiyatının önemli isimleri fuarın konuğu olacak. Bunlar arasında Kader Abdollah, Muhsin Kızılkaya ile birlikte 17 Kasım Cumartesi, Henk Boom 18 Kasım Pazar günü Ahmet Ümit ile birlikte bir söyleşiye katılacak. Modern Türkiye’nin kuruluşu üzerinde yaptığı araştırmalarıyla tanınan akademisyen-tarihçi Erik Jan Zürcher 18 Kasım Pazar günü Mete Tunçay, Mehmet Ö. Alkan ve Ahmet Demirel’in katılacakları panelde konuşmacı olarak yer alacak.

Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollandalı illüstratör Marit Törnqvist dört gün süresince çocuklara yönelik illüstrasyon atölyeleri gerçekleştirecek. İlköğretim yaş grubuna yönelik düzenlenecek olan atölyelere katılım ücretsizdir.

Uluslararası Salon ve Telif Ajansları Özel Bölümü

Yurt dışından çok sayıda yayınevi fuarın ilk dört günü 17-20 Kasım 2012 tarihleri arasında 10 nolu salonda yer alacak. Bu sene 40 ülkeden yayıncıların katılacağı uluslararası salonda: Almanya, Azerbaycan, Hollanda, Hindistan, İngiltere, İran, İtalya, İspanya, Romanya, Rusya, Suudi Arabistan ve Macaristan’dan yayınevleri bulunuyor. Ayrıca bağımsız edebiyat topluluğu LAF (Literature Across Frontiers)  bünyesinde ise 24 ülkeden bağımsız yayıncı, edebiyat topluluğu ve kültür merkezi yer alıyor.

Telif Ajansları özel bölümünde ise Amerika Birleşik Devletleri, Hollanda, İngiltere, İran, İrlanda, İspanya, İtalya, Yunanistan, İsrail ve Lübnan’nın önde gelen telif ajanları katılacak.  Ajanslar dört gün süresince yayıncılarla bir araya gelerek profesyonel buluşmalar gerçekleştirecek.

Fuarın Konuk Yazarları

İstanbul Kitap Fuarı bu yıl özellikle çocuk ve gençlik edebiyatının önde gelen isimlerini ağırlayacak.  Fuarın çocuk ve gençlik edebiyatı alanında konukları arasında Erika Bartos, çocukların sevdiği yazarlardan Korky Paul,  gençlik ve gotik edebiyatın önemli ismi Jasper Kent, farklı kuşakların sevdiği kahraman Red Kit sergisinin küratörü Didier Pasomonik, Hollanda’lı yazar Joke Van Leewuen fuarın konukları arasında.

Fuarın diğer konukları ise modern İspanyolca edebiyatın önemli isimlerinden Javier Sierra, Macaristan’ın önemli yazarlarından Tibor F. Toht fuarın yazar konuklarından. 32. Uluslar arası İstanbul Kitap Fuarı bu yıl Uluslararası PEN Başkanı John Ralston Saul ve Hapisteki yazarlar Komitesi Direktörü Sara Whyatt’ı “İfade Özgürlüğü” ile ilgili panele katılmak üzere konuk edecek.

Kitap Fuarı’nın Sergileri

Kitap fuarı bu yıl da önemli sergilere ev sahipliği yapıyor. TÜYAP tarafından düzenlenen Onur Yazarı Gülten Dayıoğlu’nun yaşamından kesitlerin olduğu “Bir Yaşamış, Bir Yazmış Gülten Dayıoğlu” sergisi üç kuşağın okurlarını Gülten Dayıoğlu’nun 50 yıllık yazın hayatına tanıklık etmeye çağırıyor.

Fuarın öne çıkan bir diğer sergisi ise bu yıl Çocuk ve Gençlik Edebiyatı olarak belirlenen tema çerçevesinde Türkiye Yayıncılar Birliği ile gerçekleştirilen Türkiye’nin değerli illüstratörlerinin resimlediği “Kitap Resimleri” İllüstrasyon Sergisi. İllüstratörlerin renkli dünyası TÜYAP’ta ilk kez okurlarla buluşmaya hazırlanıyor.

Tema çerçevesinde okurlarla buluşmaya hazırlanan bir diğer sergi ise çocuk ve gençlik kitapları kapaklarından oluşan “Kapaklar Ormanı” sergisi.  Sergi TÜYAP ve Türkiye Yayıncılar Birliği tarafından Sadık Karamustafa danışmanlığında hazırlandı.

TÜYAP, birkaç ay önce Yapı Kredi Yayınları tarafından düzenlenen Red Kit Sergisi’ni kitap fuarına taşıyor. Birkaç kuşağın çizgi romanlarını okuyarak, çizgi filmlerini izleyerek büyüdüğü Yalnız Kovboy fuar süresince kitapseverlerle buluşacak.

Konuk ülke etkinlikleri kapsamında Hollanda’nın önde gelen 24 illüstratörünün çalışmalarından oluşan “Fil Gelmiş-Hollanda İllüstrasyon Sergisi” fuar süresince okurlarla buluşacak.

Kitap Fuarını Sosyal Medya’dan Takip Edin

Kitap fuarıyla ilgili en güncel haberleri, konuk yazarları, katılımcı yayınevlerini, imza günleri ve etkinlik programıyla ilgili her türlü güncel haberi www.facebook.com/istanbulkitapfuari ve www.twitter.com/kitapfuari üzerinden takip edebilirsiniz.

İki Fuar Bir arada: ARTİST 2012

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. tarafından düzenlenen 22. Uluslararası İstanbul Sanat Fuarı, kitap fuarı ile eş zamanlı olarak gerçekleştirilecek.

Fuarların giriş ücreti geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 5 TL’dir. Öğrenci, öğretmen ve emeklilerden giriş ücreti alınmamaktadır.

ÜCRETSİZ ULAŞIM

SERVİS BİLGİLERİ

TÜYAP’a Metrobüs ile Ulaşım Çok Kolay

Metrobüs Zincirlikuyu veya Cevizlibağ aktarma noktalarından Tüyap son durağa ulaşabilirsiniz.

TÜYAP FUAR VE KONGRE MERKEZİ’NE
FUAR SÜRESİNCE GEÇERLİ ÜCRETSİZ SERVİSLER

ANADOLU YAKASINDAN GELENLER İÇİN

BAKIRKÖY DENİZ OTOBÜSLERİ İSKELESİ OTOPARKI
Geliş : 10.00 – 16.00 Saatleri arasında her yarım saatte bir hareket edecektir.
Dönüş : 14.00 – 20.00* Saatleri arasında her saat başı hareket edecektir

BÜYÜKÇEKMECE – FUAR ALANI SEFERLERİ
ECZANE-BÜYÜKÇEKMECE ANA ÜST GEÇİT-FUAR ALANI
duraklarından 11.00 – 13.00 – 15.00 saatlerinde yapılmaktadır.
Fuar alanından dönüşler 16.00 ve 18.00 saatlerinde yapılacaktır.
HAFTA İÇİ
MİMAR SİNAN GÜZEL SANATLAR ÜNİVERSİTESİ (Fındıklı)
Geliş : 10.00 – 13.00
Dönüş : 16.00

*25 Kasım günü 2012 günü fuar alanından son otobüs hareket saati 19.00 olacaktır.
Tüyap önceden bildirmeksizin ek sefer düzenlemek ve hareket saatlerini değiştirmek hakkına sahiptir.

KİTAP FUARI RESMİ İNTERNET SİTESİ LİNKİ: http://www.istanbulkitapfuari.com/index.php

 

AdresGezgini, Google Adwords Reklam Sertifikalı İş Ortağı: 444 0 964
TÜYAP FUAR ve KONGRE MERKEZİ, E – 5 Karayolu Üzeri, Gürpınar Kavşağı 34500 Büyükçekmece – İSTANBUL
Tel: 90 (212) 867 11 00 – Faks: 90 (212) 886 93 99

15 KAS 2012


ONUR EREM/BİRGÜN

İTÜ’de keyfi bir şekilde okulla ilişiği kesilen asistanlar, kendilerine destek veren öğrenciler ve öğretim üyeleri ile birlikte rektörlük önüne giderken rektör Mehmet Karaca’nın eylemden kaçarak Ankara’ya gittiği ortaya çıktı

YÖK’ün yolladığı bir tavsiye mektubuyla işlerinden atılan İstanbul Teknik Üniversitesi asistanları dün İTÜ Ayazağa Yerleşkesi’nde kitlesel bir eylem düzenledi. Akademisyenler, öğrenciler ve sendikaların da destek verdiği eyleme binlerce kişi katıldı. Yemekhanenin önünden rektörlüğe kadar “Rektör Karaca İTÜ’yü karartma”, “Karaca şaşma, sabrımızı taşırma”, “Rektör istifa” ve “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla rektörlük önüne yürüdü. İTÜ Rektörü Mehmet Karaca ise o saatlerde adeta eylemden kaçarak Ankara’ya gitmişti.
‘KENDİMİZE MUHATAP BULAMADIK’
Rektörlük önünde basın açıklaması yapan asistanlar “Rektör bir kere bile bizi muhatap almadı. Bu sefer sadece daha güçlü değil, aynı zamanda daha öfkeliyiz. Artık fermanları yaktık. Bilim asistanlıkta geçirilen yıl ile, para ile ölçülemez. Bütün arkadaşlarımız işe alınana kadar buradayız, eylemlerimiz büyüyerek devam edecek” dedi. Öğretim üyeleri adına konuşan Tevfik Özlüdemir ise “Asistanların verdiği haklı mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz. Araştırma görevlileri üniversitenin geleceğidir. Onların geleceğini karartmak, hem üniversitenin hem de ülkenin geleceğini karartmak demektir” diye konuştu. Asistanlara destek veren öğrenciler de bir konuşma yaparak “Hocalarımızın iş güvencesine sahip olmasını istiyoruz” dedi. Eylemciler bu haftasonu gerçekleşecek sınavların boykot edileceğini açıkladı.
Basın açıklamalarının ardından asistanlar kendilerine bir muhatap bulmak için rektörlüğe girerken basın içeri alınmadı. Bunun üzerine asistanlar da görüşmeyi reddederek dışarı çıktı. Eyleme destek vermek gelen Bandista grubu ise şarkılarıyla rektörlük önünde bekleyen kitleyi coşturdu. Bandista’nın şarkılarının ardından kitle rektörlük önünde halay çekerek muhatap bulana kadar rektörlük önünde kalacaklarını açıkladı.
NE OLMUŞTU?
Yaz aylarında YÖK’ün İTÜ rektörlüğüne yolladığı bir tavsiye mektubuyla doktorada 6 yılını dolduran asistanların ilişiğinin kesilmesini söylemişti. Asistanlar dava açmak istemiş, ancak mahkeme bu mektubun yasal bir bağlayıcılığı olmadığı için dava açılamayacağını belirtmişti. Daha önce de defalarca kitlesel eylemler yapan asistanların taleplerini dikkate almayan rektörlük politikaları nedeniyle onlarca asistan işten çıkartılırken önümüzdeki dönem sonuna kadar sayının 200′e varması bekleniyor

’40 bin Alevi’ye kan kusturdum!’

Evren’in arşivinden çıkan tüyler ürpertici mektup...

11.11.2012

Evren’in arşivinden çıkan tüyler ürpertici mektup…

ŞEBNEM HOŞGÖR / VATAN ANKARA
TBMM Komisyonu’na gönderilen belgeler arasında,12 Eylül döneminin Emniyet Genel Müdürü Küçüktiryaki’nin imzasını taşıyan bir mektup da yer aldı. Mektupta Küçüktiryaki “Türkiye’de Alevi-Kızılbaş soykırımını devlet adına başlatan benim” diyor. Küçüktiryaki , imzalı mektubun kendisine ait olmadığını ileri sürdü.Cumhurbaşkanlığı’nın, talep üzerine TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’na gönderdiği, darbe dönemlerine ilişkin bilgi ve belgeler arasından, 12 Eylül dönemine ilişkin, tüyler ürperten itiraflar içeren bir mektup da çıktı. Kenan Evren’in resmi arşivinde tutulan mektupta, 12 Eylül döneminin Emniyet Genel Müdürü Refet Küçüktiryaki’nin, “Yavuz Sultan Selim’den sonra en büyük Alevi Kızılbaş düşmanıyım”, “Malatya il merkezindeki 40 bin Alevi’ye kan kusturdum”, “Türkiye’de ilk defa resmi olarak Alevi soykırımını devlet adına başlatan benim” ifadeleri dikkat çekiyor.

Komisyon Başkanı Nimet Baş, 20 Ekim’de İstanbul’da basına kapalı bir şekilde görüştüğü Küçüktiryaki’ye bu mektubu sordu. Baş, görüşme sırasında hakkındaki tüm işkence iddialarını reddeden Küçüktiryaki’nin yüzüne, altında imzası bulunduğunu anımsatarak mektubu okudu. Baş’ın yöneltilen sorulara, “bilmiyorum”, “duymadım” diye yanıt veren Küçüktiryaki’ye, “Rahatlıkla konuşmanızı gerektirecek bir yazı okumak istiyorum size. 7/10/1980 tarihinde Cumhurbaşkanlığı makamına ulaşan, altında sizin imzanız olan bir belgeyi okumak istiyorum. Sizin kendi ifadeleriniz” diyerek, okuduğu mektup şöyle:

ABD TAVSİYESİYLE ATANDIM: Beni Emniyet Genel Müdürü yapan, Başbakan Süleyman Demirel değildir. Ben, beni keşfeden Amerikan Hükümetinin Ankara temsilcilerince tavsiye üzerine bu göreve atandım.

ALEVİ SOYKIRIMINI DEVLET ADINA BAŞLATTIM: Türkiye’de ilk defa resmi olarak Alevi-Kızılbaş soykırımını devlet adına başlatan benim. 1976 yılının Ocak ayında Malatya Beylerderesi olayından sonra, Malatya il merkezindeki 40 bin Alevi Kızılbaş’a kan kusturdum.

DÜŞMANLIĞIMI İSPAT ETTİM: Yavuz Sultan Selim’den sonra en büyük Alevi Kızılbaş düşmanı benim, bunu ispat ettim ve ispat etmeye de devam edeceğim. Ben, Beylerderesi olayları sırasında yanımda Malatya İl Jandarma Komutanı Albay olduğu hâlde ‘Malatya’daki tüm Alevi-Kızılbaş köyleri ortadan kaldırılmalı’ dedim. Benim sözlerimi Mayıs 76 tarihli Halkın Kurtuluşu adlı dergi yazdı.

AKSU ALEVİ KASABI: Şu anda Emniyet Genel Müdürüyüm. 76 yılında ben Malatya’da Valiyken Malatya Emniyet Müdürü olan – ki o da en az benim kadar Alevi-Kızılbaş kasabıdır- Abdülkadir Aksu’yu yardımcım yaptım. Ankara’da Alevi-Kızılbaşların oturduğu “Kurtarılmış Bölge” adlı semtlere kan kusturan Reşat Akkaya’yı Ankara Emniyet Müdürü yapan benim. Sıkıyönetim Komutanının emriyle görevden alındı. Zannedilmesin ki, pasifize oldu, gölgede kalarak gerçek Ankara Emniyet Müdürü yine o olacaktır.

KİMSE YERİMDEN SÖKEMEZ: Beni hiçbir kuvvet yerimden söküp atamaz, ne Başbakan ne Cumhurbaşkanı ne de bir başkası. 1981 seçimlerinde Adalet Partisi’nden Malatya milletvekili adayıyım. Beni silah kaçakçılığıyla suçlayanlara şunu söylemek isterim ki; Ben, Bulgaristan üzerinden gelen komünist silahlarla Alevi kasaplığı yürütmüş adamım.

İmzalı mektubu reddetti

Komisyon Başkanı Nimet Baş, “Kenan Evren’in resmi arşivinde tutulan Cumhurbaşkanlığı belgelerinden okuyorum” diyerek açıklama yapmasını istediği Küçüktiryaki, imzalı mektubu, “Haberim yok, bu mektup benim değil. Ben Eskişehirliyim. Eskişehir’de böyle şey yoktur. Alevi-Sünni hikayesi yoktur” diyerek reddetti. Baş komisyon üyelerine, sözkonusu mektubun, 1979 yılında bir senatörün odasında yapılan arada sonucu elde edilmiş bir belge olduğu bilgisini iletti.

Dal’ı duymamış!

Küçüktiryaki ile yapılan görüşmenin diğer çarpıcı diyalogları, komisyon tutanaklarına da yansımıştı. BDP’li Sırrı Süreyya Önder’in Ankara Emniyeti’nde DAL adlı bir bölüm olduğunu ve 12 Eylül’de burada işkence yapıldığını hatırlatması üzerine Küçüktiryaki şunları söylemişti:

Söylemiş olduğunuz şeyleri ilk defa duyuyorum. Ben Emniyet Genel Müdürlüğü’nde çok az kaldım. Benim kaldığım müddette Türkiye’nin her yerinde sıkıyönetim vardı. Bizim Emniyet Genel Müdürü olarak görevimiz orada sadece lojistikti… Böyle bir şey varsa, ya benden evveldir, ya benden sonradır ama burada Emniyet Genel Müdürünün filan hiçbir dahli yok, tamamıyla sıkıyönetimin komutasında bir teşkilat oldu o zaman.

O zaman Ankara’da sıkıyönetim komutanı var, komutan yardımcısı bir general var. Onun için, ne bize ne emniyete ne şuna buna, hiçbir şekilde bir şey intikal etmezdi, edemezdi zaten çünkü tamamıyla ayrıydık.

‘Emniyet müdürü olduğunuzdan emin misiniz?’

Küçüktiryaki Meclis komisyonunun sorularını Dolmabahçe’de yanıtlamıştı. Eski emniyet müdürü 12 Eylül döneminde işkence yapılmadığını söylemişti. BDP’li Önder’in “İşkenceyle ilgili soruları ısrarla orumluluğunuz altındaki bir birimde işkence yapılıyor olması -insanlık adına soruyorum, elinizi vicdanınıza koyun- hiç mi kulağınıza gelmedi?” sorusunu Küçüktiryaki “Hiç gelmedi” diye yanıtladı.

Komisyon başkanı Nimet Baş, Küçüktiryaki’nin Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde yazılmış resmi bir yazıyı okudu ve yazıda geçen DAL grubunu sordu. Eski Emniyet Müdürü “Hayır efendim böyle bir oluşum yok” dedi. Küçüktiryaki’nin o döneme ilişkin soruların çoğuna hatırlayamadığını söylemesi, işkence iddialarını yalanlaması üzerine BDP’li önder “Siz, Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığınızdan emin misiniz?” demişti.

 

  Vecihi BOLULU  Vecihi’nin GÜNLÜĞÜ

Bolu Gündem

Ekim 1996 ‘ da Ankara’ da “YARGI“ adında tek kişilik bir tiyatro oyunu izledim ve neredeyse altı ay etkisinden kurtulamadım.  Nerede bir et parçası görsem kustum .

Oyun 2.dünya savaşında Naziler tarafından tutsak edilen ve iki ay boyunca bir hücreye tıkılan yedi Sovyet askerinin 60 gün süren yaşam mücadelesini yüzbaşı Vukhov karakterinin ağzından anlatıyor. Kapatıldıkları hücrede susuz ve yiyeceksiz bırakılan yedi asker, on bir gün dayanabiliyorlar açlığa ve bir karar veriyorlar. Diğer yoldaşlarının hayatta kalabilmesi için kura çekerek kaybeden arkadaşlarını çiğ çiğ yemek zorunda kalıyorlar. Bu işkence , kurtarılmalarına kadar geçen 2 ay boyunca ve iki kişi kalıncaya değin böylece devam ediyor. Geriye binbaşı Rubin ve yüzbaşı Vukhov kalıyor. Kurtarılan bu iki askere ülkelerine döndüklerinde mahkeme  “ arkadaşlarınızı neden yediniz “ diye soruyor. Yüzbaşı Vukhov “ neden olacak , hayatta kalmak için yedim  “ yanıtını veriyor  ama bunu söylerken , gözünüzün ta içine bakıyor ve sizler de seyirci olarak kendinizi mahkeme heyetinin yerine koymak zorunda kalıyorsunuz.

Bana suçumu söyleyin diyor yüzbaşı Vukhov ?

Yaşanan bu yamyamlığın suçu bireysel midir, yoksa ülkelerin menfaatleri adına çıkartılan savaşlar yüzünden mi insan insanın kurdu olmuştur. Savaşın kendisi mi vahşettir, yoksa , hayatta kalma güdüsüyle arkadaşlarını yiyen bu askerin yaptıkları mı ?

Hadi verin bakalım , arkadaşlarının etini yemiş , kanını içmiş bu iki askerin cezasını ?

Veremezsiniz …

Savaş böyle bir şeydir işte …

Hayatın normal akışında böylesi bir olay , vahşet olarak değerlendirilirken , savaş ortamında insanlar tarafından olağan karşılamaya başlanır. O insan artık, savaştan önceki insan değildir. Başkalaşmıştır. Gözlerinin önünde arkadaşları vurulan, oturduğu kasabaya bombaların yağdığını, tüm ailesinin yok olduğunu öğrenen, ölmemek için öldürmek zorunda olduğuna inandırılan insan , artık o eski insan değildir. Savaşlarda acıma duygusu ve utanma kalkar , insani duygular biter , kendini çaresiz hisseden insan her şeyi yapabilir, gücü elinde tutanın gözü hiçbir şeyi görmez, öldürmek için haklı nedenler savaşın doğasında zaten hazır bekler.

Bak kardeşim , eğri oturup doğru konuşalım …

Ortadoğu’ da bir plan tıkır tıkır işledi. Buna Arap baharı diye sempatik bir isim de taktılar. Yıllarca kendilerini yöneten liderlerine bir anda kafa tutmaya başladı bu halklar. Silah yardımı aldılar, askeri eğitimden geçtiler, istihbarat desteği de aldılar ve tek tek devirdiler liderlerini. Son bir halka olarak Suriye kaldı. Bu kez hesaplar tutmadı , birkaç ay ömür biçtikleri Esad dirençli çıktı , ordusu onu satmadı , halkı da terk etmedi. Sağdan soldan toplanan sakallı çapulcular kamplarda eğitildi, salıverildi, güzel şeyler çağrıştırsın diye de  özgür suriye ordusu ismi takıldı bunlara.

Esad ile düne kadar kahvaltıda yumurta tokuşturuyordunuz, ne zaman anladınız bu adamın diktatör olduğunu. Hadi diyelim yeni anladınız. Bu onların kendi iç sorunu değil mi . Bize ne ? Amerikalı dostlarımız da, siz de bu kadarını beklemiyordunuz değil mi?  Suriye’ de diğerleri gibi pes eder ve kuklalarımızı iş başına getiririz diye umuyordunuz. Ama tutmadı. O zaman da komşu Türkiye’ nin sürece dahil edilmesi gerekti. Suriye bize karşı düşmanca bir tutum takınmadı ki, “ iç işlerime karışma “ dedi  sadece. Ne var  bunda. Sizin iç işlerinize başka bir devlet karışsa hoşunuza gider miydi ? Bu arada sizin en sevdiğiniz kelime demokrasiydi değil mi? Peki siz kendi ülkenize baktınız mı hiç. Zindanlarınızda yüzlerce gazeteci var, milletvekilleri var, öğrenciler var. Ülkenize demokrasi geldikçe içerdekilerin sayısı da artıyor. İnsan  farkında mısınız ? İnsan bu durumda önce kendi memleketinizde aramasanız ya şu demokrasiyi demeden edemiyor.

Öteden beri bilmiyor muyuz Amerika denen katil ülkenin marifetlerini. Vietnam da ne işleri vardı, ya bizim Memedler Kore’ de niye öldüler, sizin fikir babanız söz vermişti de ondan öldüler. Sovyet Rusya‘ya karşı Afganistan‘da beslenen öz evlat Ladin, Rusya dağılıp üvey evlat oluverince Afganistan’ın yakılıp yıkılması gerekmedi mi ? Irak kimyasal silah saklıyor diye dümdüz edildikten sonra , “ üzgünüz yokmuş , bir yanlışlık oldu “ denmedi mi? Cezaevlerinde Iraklıları köpeklerine parçalatmadı mı bu reziller. Hani özgürleşecekti Irak, bilmem kaça bölündü, demek ki aslında birkaç galon petrol için ölündü.

Gerçek çıkarlarına dön artık ademoğlu. Senin düşmanlıktan , ölümlerden , suni sorunların tarafı olmaktan ne çıkarın olabilir? Senin en güzel çıkarın erdemli insan olmaktır. Ne diye devletlerin, silah tüccarlarının çıkarları için ölesin.

Ya size ne demeli , tuzu kurular , oturduğu koltuktan savaş naraları atanlar,

Amerika’nın ipiyle kuyuya inilmeyeceğini bilse de teskereye el kaldıranlar,

Şehitlik mertebesini garibanlara bırakanlar,

Hani aslında eline hiç silah almayacak olanlar …

Ya sizin bu telaşınıza ne demeli ?

Savaşınız batsın …

10.10.2012

Yazı Linki:http://www.bolugundem.com/yazigoster.php?id=12186

09.11.2012

AYI!..Bana, “Kaleminden pislik akan yazar” diyen Başbakan’ı duydunuz…

Ana muhalefet partisi lideri için “bahtsız bedevi” benzetmesi yaptığından bu yana, gazete köşeleri ona “terbiyeyi” hatırlatan yazılarla dolu…

Ama hiçbirisi edebini bozup da fıkrayı anlatamadı size…*

Şimdi ben “bahtsız bedevi” fıkrasını anlatayım…

*

Bedevi şanssız olunca, çölde kutup ayısına rastlar…

“Sen kimsin” der bedevi…

“Kutup ayısıyım” der ayı…

“Tamam da kutup nerede, sen nerelere gelmişsin?..”

“Sen bahtsız olunca, geliniyor yani…”

*

Sonra…

Malum bir yakın temas sahnesi var burada…

Ey edep…

Geçiyoruz burayı…

*

Ayı toparlanıp giderken bedevi arkasından:

“Niye yaptın bunu?..”

“Lazım…”

“Neye lazım?..”

“İlerde bir ülkenin başbakanına lazım olacak?..”

“Nassıı?..”

“Çok zarif bir başbakan… Kibar, barışçı, sevimli, cana yakın, hak tanır, hukuk bilir, karıncayı ezmez, hoşgörülü, centilmen, terbiyeli…”

“Nereden biliyorsun?..”

“Engin Ardıç yazmıştı Sabah’ta…”

“Ona da mı rastladın?..”

*

Talihsiz bedevi meraklanır:

“Eeee, başbakan diyordun…”

“Demokrat, çağdaş, modern bir başbakan…”

“Senin kutup buzullarından kalkıp gelip bu çölde beni becermenle ne alakası var bunun yani ayı?..”

“Şöyle alakası var; bir gün ana muhalefet liderine kızacak, onu sana benzetecek…”

“Nassııı?..”

“Kızınca ana muhalefet liderine dönüp ‘bahtsız bedevi’ diyecek… Sözlükte başka laf bulamadığı için…”

*

Bahtsız bedevi devesine atlayıp hızla uzaklaşırken:

“Benim şeyim sözlük mü?” der…

Ve gider…

*

Fıkra bu ne de olsa…

Oysa ayı terbiyelidir…

Böyle bir şey yapmaz…

***
09 Kasım 2012 – bcoskun@cumhuriyet.com.tr

05.11.2012

SEVGİLİ GÜNLÜK ;Sırtımda taş taşıdım öldüm yorgunluktan..

Kendime bir toprak havuzu yapayım dedim, taşlarla etrafını çevireyim içini toprak doldurayım yağmurlu günlerde girer çamur banyosu yaparım jakuzi gibi olur dedim..

Gittim koca taşları tek tek getirdim içini doldurmak için yarım gün toprak taşıdım sonra uyuz Ege bunu gördü ” aa çok güzel olmuş çiçeklik yapalım bunu ” dedi..” Lan yürü git saçma sapan çiçeklerini başka yere ek benim havuzum burası ” dedim..

Kaşla göz arasında gelip çiçek tohumu atmasın diye başında bekliyorum..

İmza Pamuk.

Ege Sakin
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: