Category: KADIN GÜNLÜĞÜ


ty0KX
Saksı Kadınlar…

Af sürecinde önce kadınları dövenleri saldılar…

En hafif suç ne de olsa…

Sıradan hadisedir…

Yobaza göre caiz bile, hâkim anlamadı…

*

Kocanın vurduğu yerde gül biter derken suç bile değil kadın dövmek…

Eziyorsun, gül çıkıyor…

Saksı gibi yani…

Ve elinde kürek, tırmık, hortum ile yanaşan bahçıvan erkekler…

*

Önce TBMMde görüşüldü…

Kadın milletvekilleri Kadın dediğin hakikaten okşanmalı yanidediler itiraz olarak…

Yarısı dul, yarısı bekâr…

*

Küresel kadın haklarından söz edildi mesela…

Küresel sözcüğünü duyan bıyıklı ve kırmızı kravatlı milletvekillerinin aklına ise haliyle saksı geldi…

Başkan kızdı:

Rica ederim sayın üye, eve kadar biraz gül ekip geleyim ne demek?..

Yasanın Meclis’ten geçtiği gece kaç kadın dövüldü, kaçı evinden atıldı, kaçı sokakta kaldı, bilemeyiz…

Ama duyduğumuz, bıçaklanan yedi…

Birisi öldü…

Cumhurbaşkanı kanunu imzaladı…

*

Ne yapsın kadın?..

Onlar sizlere benzemez…

Devletten umudu kesip Allah’a sığınmaya gitse, dinci izin vermiyor…

Ne imam olabiliyor kadın, ne cemaat…

*

Ve yasa yayımlandı neticede, önce kadınları dövenleri affettiler…

Geceleri sokakları dinlemek vardır…

Merdiven altlarını, kapı eşiklerini, mutfak köşelerini…

Ömür boyu mahkûm olduğu bulaşık sularına gözyaşı damlaya damlaya kaç kadın çaresiz ağlar kim bilir?..

*

Eminim yine de koşarak, güleç yüzle, sevinçle karşılamıştır çoğu…

Bahçıvan geldi…

*

Belki de doğrusunu söylemişler; saksıdır dayak yiyen kadınlar…

Dar dünyasında, avluda, balkonda, pencere kenarında…

Nereye koyarsan orada durur, çoğu gün yüzüne hasret…

Ne kır çiçekleri gibi özgür, ne papatya tarlasında hür… Kısıtlanmış bir avuç toprakta, çiçek olamasa da çiçeğini verir meleğim…

*

Sessiz sedasız, razıdır saksı kadınlar…

Bir kavgada düşüp parçalanana kadar…

3 Şubat 2013 – Cumhuriyet

Yazı Linki:http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=396536&kn=885&ka=4&kb=5&kc=885

Reklamlar

KASABANIN SIRRI…gül

Elimdeki bu takvim yaprağı 10.Ocak.2012 tarihini gösteriyor. Onu kütüphanemin baş köşesinde saklıyorum. Bu tarih benim için adeta bir milat.

Tam bir yıl önce 10 Ocak günü Fethiye’ye karlı ve zorlu bir kış gününde  gelmiştik. Zaman nasıl aktı ve bir yıl  nasıl doldu anlamış değilim. Bu  bir yıl içinde  ben kendime  duygusal detoks yaptım. Buna ikinci bahar mı denir bilmem. Ama burada kendimi her anlamda yenilediğim ve duygularımı da rektifiye ettiğim kesin. Bazen beynimi motor gibi hissediyorum. Sürekli düşünüyor ve sürekli üretmeye çalışıyorum. Bu anlatılmaz ancak yaşanır. Duygularınızı açığa çıkarırken muazzam bir enerjiyi de açığa çıkarabilirsiniz. Bu sizin duygularınızla kesişme noktanızdır. Duygularla dengeli bir biçimde buluşmak insana bilgelik verir. Tüm gizem ve güzellikler yaşadığımız farklı duygu yelpazesi içinde saklıdır.

Ben  duygularımla buluşamazsam bu yazıları da yazamazdım. Her yazım bittiğinde adeta toprağa basıp ruhum deşarj olmuşçasına yoğun bir enerji boşaltıyorum bedenimden. Şimdi anlıyorum ben de “Yazmazsam eğer çıldırırım” diyen yazarları.

Bu benim ikinci yaşamım  diye düşünüyorum. Her şey o kadar kısa bir zamanda gelişti ki, ben bile geçen zamana inanamıyorum. İnsan ömrü , bir kelebek ömrü kadar kısa. Buraya alıştım ve sevmeye başladım. Doğası ve görselliği beni hala etkilemeye devam ediyor. Muhteşem bir görsellik var. Allah buraya olağanüstü cömert davranmış her anlamda. Bitmeyen bir hayat bilgisi serüveni içindeyim. Sürekli öğrenme , tanıma telaşı  içindeyim. Duygularımı analiz edip süzüyorum. Kendimi yeniden tanımaya çalışıyorum. Benden yeni bir ben yaratıyorum. Hayata daha farklı daha toleranslı bakan. Geçmişteki hatalardan ders alıp yenilerini yapmamak adına…

Buna kısaca aynaya bakmak diyebiliriz. İnsanın duygularını anlatması çok zor. Zira duygular  salt  yaşanıyor. Ne demişti Nazım Hikmet; “Yaşamak ümitli bir iştir sevgilim. Yaşamak seni sevmek gibi ciddi bir iştir” Gerçekten ciddi bir iştir hayatı sevmek. Ve getirdiği her sürprize  evet demek ciddi bir iştir.

Ben de artık burada en sevdiğim işleri yapıyorum. Okuyorum yazıyorum, çiziyorum ve öğreniyorum. Daha o kadar çok bilmek  ve öğrenmek istediğim şey var ki. Ve gitmek istediğim kilometrelerce yol, çalmak istediğim binlerce kapı var yaşam içinde. Hala hırçınım, hala hırslıyım. Hala hedeflerim var.

Hayallerime ve hayatıma evet diyorum. Mutluluğu, huzuru, tutkuyu duruluğu ve coşkuyu ben burada buldum. Çünkü burada kendime döndüm.

Şimdi eskisinden de çok portakallı kurabiye pişiriyorum. Bir evi kurabiye kokusu sarmış ise ve çay bardağındaki kaşığın tınısı kulağınıza hoş geliyorsa huzuru yakalamışsınızdır  . Kısaca hayat bir av. Ben ise avcı.

Ben artık şirin bir Akdeniz kasabasında yaşıyorum. Bu kasabanın sırrı doğasında saklı. Her zaman söylediğim gibi bir natürmort tabak. Tanrı bu tabağın içine tüm doğal güzellikleri ve görselliği  cömertçe serpmiş. Toros’lara her baktığımda Yaşar Kemal’in İnce Memet’i aklıma geliyor . Dağların tepeleri beyaz bir örtü ile gökyüzüne doğru uzanıyor. Trafik derdi, keşmekeş yok. Sakin bir kasabada dingin  bir hayat. Kırk yıl düşünsem bir gün buraya yerleşeceğimi hayal dahi edemezdim. Fethiye, ormanların, Toros dağlarının, Mendos ve Baba dağının çevrelediği tabak gibi bir yer. Tabağın ucu denize açılıyor. Masmavi sakin bir deniz. Tam karşıda kocaman Şövalye adası yemyeşil. Karşıdan çok güzel ve gizemli duruyor.   Arada bir küçük boğaz var. Yelkenliler, yatlar oradan geçip marinaya demir atıyorlar. Yelkenliler süzülürken martılar da çığlıklar atarak eşlik ediyorlar. Evet, Fethiye yeşil bir tabak. İçinde birçok güzelliğin, doğanın insanlığa sunulduğu bir tabak.

Natürmort gibi bir tabak. İçinde Tanrı’nın sunduğu bir dolu meyve var. Her renk de, her lezzette ve her hazda. Burası benim için keşfedilecek kocaman bir yer.

Fethiye’nin sırrı kendi içinde saklı. Burası Türkiye’nin Cotted’azur’u.

Her yer portakal ve limon ağaçları ile dolu. İlk kez ağaçtan bir limon koparmak çok hoş bir deneyimdi benim için.

Kendimi de sevdiğimi ve beğendiğimi vurgulamalıyım. Öyle her babayiğitin  harcı değidir. Ortam ve yaşamı değiştirmek. Çabucak adapte olup motivasyon kazanmak. Bu gücü ve motivasyonu bana lütuf eden, duygularımı bana yoldaş eyleyen Tanrı’ma sonsuz şükran.

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizeleri  ile sonluyorum yazımı.

” Sessizdi yeryüzü

Yeryüzünde biricik Akdeniz vardı.

Akdeniz de yalnız ikimiz.

Beni seviyor musun dedim,

Yumdu gözlerini uzaklara.

Tam sorulacak an diye gülümsedi.

Tam sorulacak yer..”

İşte ben de o yerdeyim.

Akdeniz akşamlarındayım…

gulturan55@hotmail.com

Kadın Mücadelesinin Bir Yılı

Kadın hakları, 2012’de hem toplumun hem parlamentonun gündemindeydi. Uluslararası feminist toplantılar İstanbul’da gerçekleşti. 2012’ye erkek şiddetiyle mücadele ve kürtaj yasağı tartışmaları damgasını vurdu.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
01 Ocak 2013, Salı

Kadın hakları, 2012’de hem toplumun hem parlamentonun gündemindeydi. Bu seneye erkek şiddetiyle mücadele ve kürtaj yasağı tartışmaları damgasını vurdu.

bianet, son bir senenin kadın mücadelesi gündemini derledi:

6284 nolu Kanun çıktı

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve kadın örgütlerinin 2011’de başlayan çalışmaları, bol tartışmalı da geçse, Mart ayında 6284 nolu “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun”un çıkmasıyla sonuçlandı.

“Ailenin Korunması” adıyla çıkartılan Kanun, bir yıldır bu konuda çalışan kadın örgütlerini hayal kırıklığına uğrattı. Aile Mahkemesi hakimleri ve bu yasa kapsamında görevlendirilen savcılar da yasanın uygulanmasında sorunlar yaşandığını belirtti.

Yine de bu kanunun çıkışını takiben olumlu gelişmeler de oldu.

* Adliyede Kadın Hakları Merkezi: İstanbul Adalet Sarayı’nda, Kadın Hakları Merkezi ve Şiddeti Önleme Bürosu kuruldu. Büroyu kuran İstanbul Barosu, şiddet mağdurlarına hukuki yardım sunuyor.

* Şiddet gören kadına istihdam önceliği: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı arasında imzalanan protokolle, İşkur’un yürüttüğü toplum yararına çalışma programlarında sığınaklarda kalan ve şiddet mağduru olan kadınlar öncelikli gruplar arasında değerlendirilecek.

* Şiddet uygulayan vekil olamayacak: Anayasa Uzlaşma Komisyonu milletvekili seçilme yeterliliği maddesine, kadınlara ve çocuklara şiddet uyguladığı mahkeme kararıyla tespit edilenlerin milletvekili olamayacağını ekledi.

Binler “benim bedenim benim kararım” dedi

Başbakan Erdoğan’ın ardı ardına gelen “Kürtaj cinayettir” ve “Her kürtaj bir Uludere’dir” açıklamalarının ardından kadınlar “Kürtaj haktır, Uludere katliam” sloganlarıyla sokaklara döküldü.

Benim Bedenim Benim Kararım, Kürtaj Haktır Karar Kadının Platformu, Kürtaj Yasaklanamaz imza kampanyasının paralel mücadelesiyle, kadınlar kürtaj haklarını tartışmayacaklarını beyan ettiler ve kürtaj yasağı olasılığının önüne geçildi.

Kürtaj tartışmaları medyada da geniş yer buldu. İki ayda 11 bin kürtaj haberi yapıldı. Bunların 7.291 gazete haberi, 2.384’ü köşe yazısı, 3.651’i televizyon haberiydi.

Feminist buluşmalar Türkiye’de gerçekleşti

2012, aynı zamanda feminist buluşmaların yılı oldu. İstanbul’da birçok uluslar arası kadın toplantısı gerçekleşti:

* Akademisyenler Savaş, Hafıza ve Toplumsal Cinsiyet panelinde buluştu

Sabancı Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Forumu tarafından, Orta Avrupa Üniversitesi (Central European University) ortaklığı ile 22 – 23 Mayıs 2012 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Savaş, Hafıza ve Toplumsal Cinsiyet konferansı farklı ülkelerden toplumsal cinsiyet konusunda çalışan akademisyenleri biraraya getirdi.

* Sınır Ötesi Feminist Buluşmalar İstanbul’daydı

Amargi’nin düzenlediği Sınır Ötesi Feminist Buluşmalar’da Hindistan, Tunus, Lübnan, İsrail, Filistin, Irak, Irak Kürdistanı, Libya, Kıbrıs, Ermenistan ve Türkiye’den feministler barışçıl feminist politikaları tartıştı.

* Feministler AWID için İstanbul’da buluştu

12. Uluslararası Kadın Hakları ve Kalkınma Forumu, “Kadın Hakları ve Adaleti Geliştirmek için Ekonomik Gücü Dönüştürmek” temasıyla 19-22 Nisan tarihleri arasında İstanbul’da düzenlendi.

AWİD’in (Kalkınmada Kadın Hakları Derneği) Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlediği foruma dünyanın çeşitli ülkelerinden 2000 kadar kadın hakları lideri ve bu alanda mücadele veren aktivist katıldı.

* CEDAW’ın 30. yıl kutlamaları İstanbul’daydı

CEDAW (Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi) Komitesi’nin 30. Yıl Kutlama Etkinliği İstanbul’da gerçekleşti. Toplantıda CEDAW’ın 30 yıldır sürdürdüğü çalışmalar ve gelecek 10 yıllık dönemde yapacakları konuşuldu.

* Uluslararası Cinsiyet Eşitliğinin İnşası Konferansı’nda İsveç-Türkiye deneyimleri

Uluslararası Cinsiyet Eşitliğinin İnşası Konferansı’nda politik ve ekonomik katılımda cinsiyet eşitliği tartışıldı. İsveç ve Türkiye deneyimleri konuşuldu.

Türkiye’nin ilk kadın haber ajansı kuruldu

2012’de Türkiye’nin ilk kadın haber ajansı kuruldu. Diyarbakır merkezli Jin Haber Ajansı (JİNHA), haber müdüründen muhabirine, kameramanından fotoğrafçısına, sadece kadınlardan oluşuyor.

Ayrıca ilk Kürt Kadın Web Gazetesi FeminKurd de yayın hayatına başladı. (ÇT)

Haberin Linki:http://www.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/143214-kadin-mucadelesinin-bir-yili

ERKEK ŞİDDETİ KASIM 2012

Erkekler Kasımda 10 Kadın Öldürdü, 17 Kadına Tecavüz Etti

bianet’in çetelesine göre, erkekler Kasımda 10 kadın, dört erkek ve yedi çocuğu öldürdü; 17 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti. 2012’nin ilk 11 ayında toplam 147 kadın öldürüldü, 123 kadın tecavüze, 208 kadın şiddete, 126 kadın tacize maruz kaldı.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
06 Aralık 2012, Perşembe

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler Kasımda 10 kadın, dört erkek ve yedi çocuğu öldürdü; 17 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti; 13 kadını ve iki kız çocuğunu yaraladı; dokuz kadına cinsel tacizde bulundu.

Erkek şiddeti en çok İstanbul’da yaşandı.

2012’nin ilk 11 ayında toplam 147 kadın öldürüldü, 123 kadın tecavüze, 208 kadın şiddete, 126 kadın tacize maruz kaldı.

Cinayet

Erkekler Kasımda 10 kadın, dört erkek ve yedi çocuğu öldürdü. Cinayetlerin ardından bir erkek intihar etti, biri intihara teşebbüs etti.

Kadınları en çok kocaları öldürdü. Yedi kadını kocaları, birini eski kocası, birini sevgilisi, birini babası öldürdü. Karısını öldüren erkeklerden biri hakkında daha önce uzaklaştırma kararı verilmiş, koca bu kararı ihlal ettiği için üç gün hapis yatmıştı.

Kasımda en çok kullanılan cinayet aleti bıçaktı. Dört erkek bıçakla, iki erkek tabanca, ikisi tüfek, ikisi ise boğarak öldürdü.

Öldüren erkeklerin yaşı 35 ile 70, öldürülen kadınların yaşı 31 ile 43 arasında değişti.

Kadın katlinin yaşandığı şehirler Aydın, Diyarbakır, Erzincan, Eskişehir, İstanbul (2), İzmir, Mersin, Sakarya ve Yozgat.

Tecavüz

Kasımda erkekler dokuz ilde 17 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti. Bir kadın kendisine tecavüz eden ve arkadaşlarıyla ilişkiye zorlayan kocasını bıçakladı, bir kadın yeğeninin tecavüzünün ardından öldürüldü, biri sığınma evine yerleştirildi, biri hamile kaldı.

En çok tecavüz İstanbul’da yaşandı. Tecavüzlerin gerçekleştiği iller Adana (2), Bursa (2), Çanakkale, İstanbul (5), İzmir (2), Kocaeli, Sakarya, Şırnak ve Zonguldak.

Kasımda kadınlar en çok tanımadıkları erkeklerin tecavüzüne uğradı. Dokuz kadın ve kız çocuğuna tanımadıkları erkekler, üçüne kocaları, birine yeğeni, birine sevgilisi, birine arkadaşı, birine iş arkadaşı, en az bir kadına ise kendini şeyh olarak tanıtan bir erkek tecavüz etti.

Kadınlar en çok evlerde tecavüze uğradı. Tecavüzlerden yedisi evlerinde, dördü alıkonuldukları evlerde, beşi sokakta gerçekleşti. Bir erkek iş arkadaşına, biri sevgilisine ilk tecavüzde çektiği fotoğraflarla şantaj yaparak tecavüz etmeye devam etti.

Tecavüzcülerin yaşı 16 ila 55, kadın ve kız çocuklarının yaşı 14 ila 35 arasında değişti.

Şiddet- yaralama

Erkekler Kasımda dokuz ilde 13 kadını ve iki kız çocuğunu yaraladı. En çok erkek şiddeti İstanbul’da yaşandı. Karısını tabancayla yaralayan bir erkek, öldüğünü zannederek intihar etti.

Bir kadın cezaevindeki tecavüzcüsüyle evlendirildi.

Kadınlar en çok kocalarından şiddet gördü. Dokuz erkek karısını, biri sevgilisini, biri eski sevgilisini, biri annesini, biri karısını, kızını ve torununu darp etti/yaraladı. 10 erkek kadınları dövdü, biri tabancayla, ikisi kesici aletlerle yaraladı.

Erkeklerden biri tutuklandı, ikisi hakkında uzaklaştırma kararı çıktı, biri ise hakkındaki uzaklaştırma tedbirini ihlal ederek karısını dövünce üç gün hapis cezasına çarptırıldı.

Kasımda erkek şiddetinin yaşandığı iller Ankara (2), Batman, Erzurum, İstanbul (3), İzmir, Konya, Samsun, Sivas (2) ve Zonguldak.

Erkeklerin yaşı 23 ila 37, kadınların yaşı 21 ila 60 arasında değişti.

Taciz

Kasımda erkekler dört ilde dokuz kadına cinsel tacizde bulundu. Tacizler Antalya (3), Bolu, İstanbul (4) ve Kayseri’de yaşandı. Üç erkek tutuklandı. Ayrıca Çanakkale ve Muğla’da sokakta taciz eden iki erkek 90’ın üzerinde kadının şikayetiyle tutuklandı.

Erkekler Kasımda hem sokakta hem evde taciz etti. Üç kadın ve kız çocuğu evde, üçü sokakta, biri işyerinde, biri otobüste, biri okulda tacize uğradı.

Üç kadına tanımadıkları erkekler, birine birlikte çalıştığı erkek, birine komşusu, bir kız çocuğuna öğretmeni, ikisine arkadaşlarının babası, birine sözlüsünün babası cinsel tacizde bulundu.

Tacizcilerin yaşları 18 ila 45 arasında değişti. Kadınların yaşları haberlere yansımadı.

Şiddetin doğurduğu şiddet

Kasımda erkek şiddeti mağduru üç kadın, şiddete başvurdu. Biri tacizcisini tabancayla yaraladı, biri ablasını taciz eden erkeği dövdü, biri tecavüzüne uğradığı sevgilisinin evini yaktı. Üçü de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Annesi kadın sığınma evinde kalan bir oğlan çocuğu ise babasını av tüfeğiyle öldürdü.

Bölgelere göre

Kasımda 25 ilde 49 erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası yaşandı. En çok şiddet yine Marmara Bölgesi’nde gerçekleşti.

49 şiddet vakasının 21’i Marmara, sekizi İç Anadolu, altısı Ege, altısı Akdeniz, dördü Karadeniz, üçü Doğu Anadolu, ikisi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşandı.

En çok şiddetin yaşandığı şehir İstanbul oldu. (ÇT)

Haberin Linki:http://www.bianet.org/bianet/erkek-siddeti/142607-erkekler-kasimda-10-kadin-oldurdu-17-kadina-tecavuz-etti

MERYEM CANDAMAR ANLATIYOR

Meryem CANDAMAR
İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2012, Pazar

Köydeyiz, bunlar da yakındaki şehire göçmüşler, yazın geliyorlar tabii. Bu ilk başlarda arkadaşımı seviyordu. O olmayınca beni seçti. Benden de hoşlanan bir çocuk vardı. Çocuğa “sen Meryem’le çıkıyor musun” demiş. O da “yok” demiş. Bana teklif yaptı, arada arkadaşım olduğu için kabul etmedim. Arkadaşım aşkı gibisine.

İsteme oldu.  Ben olmazlandım yine. Aile araya girdi. Rahat edersin, işi gücü var, dediler. Fazla direnemedim.

Biz İstanbul’a geldiydik, akrabaların evinde yüzük taktılar. Gelmedi, ben tek başıma. Böylece söz kesilmiş oldu. Nişan daha sonra… Ben nişandan sonra aşık oldum. Yani öyle sandım.

Birkaç ayda düğün de oldu. Huyunu suyunu öğrenemedim tabii. Düğünde altınlar, paralar takıldı. Adettir bizde. Hemen düğün gecesi kayınpeder altınları, paraları elimizden aldı. Bankaya yatıralım dedi. Bir şey demedik tabii. Beni işi gücü var diye verdiler, ama evlendiğimizde işi gücü yoktu. O arada bizim altınlar, paralar usul usul erimiş. Kocam benden habersiz yemiş yani.

Öğrenince çok kızdım. İlk kavga altınlardan, paralardan çıktı. Ailesi kavgayı duyunca hemen “boşanın” dedi. Bağırış çağırış. Kocam bana evden git diyor, ben gitmem diyorum. İnat ettim. Gitmedim sonuçta. O ara hamile kalmışım. Hiç baba olacak gibi değil, heyecan falan yok. Ne benle ilgili, ne karnımdaki bebekle.

Doğuma bile komşular götürdü hastaneye. O kadar yani.

Kayınpeder sürekli benimle uğraşıyor, fesatlık içinde. Kayınvalide de kocası ne derse onu yapıyor. Bebeğe gelen altınlar da gitti bu arada. Altın dayanmıyor yani. Baktım olacak gibi değil. Bebek yaşını doldurdu, işe başladım.

Kocam azıcık çalışıyor, sonra işsiz. Mecburen çalışacağım tabii. En kolayı evlere temizliğe gitmek. Sigortan yok ama temiz para. Ben de bir iki derken haftanın yedi günü yedi evim oldu, bir de benimki oldu mu sekiz ev. Her gün yeni bir eve git, her gün evleri yeni baştan kur bir nevi evi; ütüsü, temizliği, yemeği.

Ben çalışırken kocam kredi kartı borcu yapmış. Gene kavgalar, kavgalar…

Her suç işlediğinde, tabii kadınlar da oluyor bu arada, üstte çıkar. Bu kredi kartı meselesinde de böyle oldu, üstte çıktı. İlk şiddeti de yaşattı bana. Boğazımı sıktı, hastaneye gittim, polise yönlendiriyorlar.

Polis de evde karılarımızı biz de dövüyoruz, dön evine dedi. Ağlaya, ağlaya döndüm. Hastaneye, polise gitmeyi akıl ettim. Çünkü televizyondan duyuyordum böyle şeyleri. Kadınların mücadelesini mesela. Halamın kızı çok iyi arkadaşımdı, onu da kocası darp etmişti, o da hemen hastaneye gitmişti. Böyle bir örnek de vardı aslında. Şiddeti evden bilmem, babam hiç şiddet kullanmazdı. Şiddeti televizyondan biliyordum. Bütün bunlardan sonra kart borcunu da  bana ödetti.

Ben kaç kere polise gittim. Savcılığa gitmeyi beceremedim. Yol yordam meselesi. Bir keresinde Baro’ya gittim, kadın komisyonu olduğunu duymuştum. Gittim, geldim, ulaşamadım. Bir yardım alamadım. Savcılığa gitmek o kadar kolay değil. Yol gösterecek bir şeyler olmalı arada.

Sürekli güven kırıyordu aslında. Bebeğe de kayınpeder bakıyordu.

Artık hep kavga. Bana ceza veriyor, evdeki eşyaları kullanılmaz hale getiriyor, elektrik felan devre dışı kalıyor. Aileler araya giriyor, her defasında boşanın, diyorlar. Ben kabul etmiyorum. Sürekli internet, facebook, chat…

Sonunda evi terkettim. Dayımlara gitmiş, karımı seviyorum, n’olur dönsün diye. Ben de suçu kabul edince yumuşuyorum. Çocukla bi başıma ne yapacağımı da bilemiyorum, tabii çok daha gençtim o zamanlar.

Döndüm. Yine aynı şeyler tekrarlanıyor. İşe giriyor, çıkıyor. Çoğu zaman işsiz. Zaten daha ilk başta kaybetmiştim ona güvenimi. Hiç kalmadı böyle böyle oldukça.

Çok çalışmaya başladım. Beni erkek gibi yapan kocam oldu, faturalar, evde bebek… Her kavgada işten ayrıl diyor. Nasıl ayrılayım, neyle geçineceğiz? Hem neden ayrılayım?

Güçleniyormuşum bu arada. Öyle demeye başladı çevremdeki herkes. Sen güçlüsün, sen güçlüsün!  Ayakta duruyorum tek başıma. Hayat üniversitesi beni güçlendirdi.

Hayat üniversitem hem kendi evim hem de çalıştığım evler… Çalıştığım evlerdeki kadınlar beni çok etkiledi. Hep konuşuyoruz iki kadın olarak. Daha da ayakta durmayı öğrendim böylece…Bir kavgada yine işten ayrıl deyince, artık sordum, neden? Çünkü, dedi, sen benden daha güçlüsün, daha çok para kazanıyorsun.

”Sen çok güçlendin, seni taşıyamıyorum” dedi. Hep para, hep para… Ondan beklentim kalmayınca kendisini iyice işe yaramaz gördü herhalde. Ben ona canım cicim deyince erkekliğini ispatlamış gibi oluyordu. Canım, cicim de öyle ortada bir şey kalmamışken de söylenmiyor ki! Sadece ben değil, çevremiz de ona güvenmiyordu.

Ben köyde büyüdüm ama benim ailem başka türlüdür. Sevgiyi çok almışız, dürüstlük aşılamışlar, köyde Kürtler var, Aleviler var. Biz onlarla dosttuk.

Kimseyi aşağılamadık, temizlik işini de küçümsemedim. Her şeye dayanıklıyım. Hiç çalışmayı hayal etmemiştim. İstanbul’da gelince de kadın hakları, kültür, doğruluk… Gidip geldiğim evlerde dünyam zenginleşti…

Kocamla aramda mesafe oldu zamanla, ben geliştim, o olduğu yerde kaldı. Sözde sağcı, milliyetçi ama solcu gibi yaşıyor. Beni de solcu gibi görüyor, dinlediğim müziklere solcu der. Aleviyi, Kürdü hep PKK görür, ayrımcılaştırır. Aslında kötü niyetli değil, her şey ağzında. İşte kedi gibi, eve gelince kükrüyor.

Bi bakıyorum canım cicim, bi bakıyorum köpek gibi. Bir keresinde yine kavgalıyız. Bana zorla… Tecavüz etti. Gittim aldırdım. Tecavüz bebeği, anısı… Katlanamazdım. Çok kızdı. O tecavüzcü olmadı, ben bebek katili oldum. Günahını çekeceksin, dedi durdu bana. Sen istemedikçe olmaz… Bunun suç  olduğunu o zaman o kadar bilmiyordum. Bana kadın olarak ağır geldi.

İşine de maaşına da karışmıyordum. Sinema yok, hiçbir şey yok. Beraber hiçbir şey yoktu. Kimse için fedakarlık yapmıyor… Zaten arkadaşı da yok. Erkeklerin arkadaşı hiç olmuyor, neden ben de bilmiyorum… Benim çok arkadaşım var, telefon açarız birbirimize. Onu hiç telefonla arayan arkadaşı yoktur. Haklarını savunamaz, bana karşı savunuyor. O savunduğu da hakkı değl. Hakkı olmadığını bilmiyor da, kabul etmiyor da. Kensini benim sahibim gibi görüyor.

Hep gel git. Bekarlara özendi, hep bir özenti. Fikri ayrı, beyni ayrı… Ben güçlendikçe beni ablası gibi gördü. Sahiplendim çok ben. Aslında onun için üzülüyordum da. Kimsesi yok, yapayalnız… Kimse onun için bir şey yapmıyor, o da kimse için bir şey yapmıyor. Cenazeye bile gitmez.

Bazen de üstüme o kadar çok düşüyordu ki? N’apcam ben bu adamı diyordum. O kadar ezik ve light  da oluyor.. Ben galiba biraz maço erkek seviyorum…

Dayanışma çok önemli kadınlar arasında… Daha pozitif düşünüyor insan dayanışma ortamında… Onların hikayelerinden de güç alıyorum. Ayrılanların arasında en iyi durumda olanı benim. Bir kadın “helal olsun sana” dedi.

En son sevgilim var deyince… Düştüm, kalktım, ağladım. Korktum, şimdi uzaklaşma aldı, eve gelemiyor. Ben işime hayata devam ettim, Hiçbir şeyimi değiştirmedim.. Aynen devam ediyorum… Kadınların hikayeleri birbirine benziyor, kadınlar çok çalıştığı için erkekler azıyor, etrafımda benim gibi beş altı erkek var… Arkadaşım var, boşanmak istiyor, kocası bir kız bulmuş… Bunlar hep başörtüsüz kadınlar buluyor.

Bizi erkekleştiriyorlar, sonra da bizden kadınlık bekliyorlar. İşve, cilve gibi. Gece çok geç geliyordu. İki dakikada tamam, sonra bilgisayar… İnsan kendini kullanılmış hissediyor… Aslında telefon edip de nasılsın dese iyi geliyordu. Her şey beyninde bitiyor insanın…

Televizyon dizlerinde bu sene hep ihanet, aldatılma var. Bu sene izlemiyorum o yüzden. Dizi yerine tartışma programları izliyorum şimdi. Öyle bir geçer zaman ki’yi izliyordum. Cemile mesela… Cemile dimdik ayakta. Adama n’oldu? Cemile güçlü kadın, giderek güçlenen bir kadın… Bu seneki dizilerde karakteri sağlam bir kadın yok… Cemile gibi kadınlar insanı çok etkiliyor… Cemile de arayış içine girseydi, çocuklar da ziyan olurdu, temizliğe de gitti. Kocası ona tecavüz etti, en çok o yüzden mi etkilendim bilmiyorum…

Kadının çalışması güç, evde söz sahibi oluyor ister istemez. O yapamadıkça her şeyi, ben yapıyordum. O yüzden de sıkılmış oluyor benden… Para kazanmıyor, sürekli her şeyi almak istiyor. Ödeme planını diye bir şey bilmez.

Etrafımdaki kadınlar hep böyle… Genelde temizliğe giden kadınlar her şeyi kendileri yapıyor, çocuk üniversiteye gidecek mesela, kadın düşünür bunu, bir iki ev daha bulayım der hemen… Adamlar yapmadıkça sen yapıyorsun tabii.

Dövecek, ses çıkarmayacaksın. Sevgili yapıyor kendine, ses çıkarmayacaksın. Sonra da işe gitme diyor. Ne alaka? İşe gidince küçük görüyormuşum onu, paraya ortak etmiyormuşum… Hedef saptırıyor… O kızla elele dolaşıyor, sonra iş geliyor benim güçlülüğüme. Çevremdeki kadınlarla kendimi kıyasladıkça, yaşımı aldıkça güçlüyüm diye düşünmeye başladım… Kocam da durmadan söylemeye başlayınca. Kendimi motive ediyorum, güçlüyüm.

Gazetelerden aile hikayelerini okuyorum, kadın hikayelerini okuyorum, televizyonda kadın programlarını izliyorum, hepsi etkiliyor… Ondan daha iyi düşünüyorum… Benim arkadaşlarım genellikle benden on yaş büyükler mesela… Hayat tecrübesi verebileceklerle arkadaşlık edince daha iyi hissediyorum kendimi.

Feliçia dizisini izliyordum… Kızı zorla pazarlıyorlardı. Hiç kavga yapacak bir şey bulamayınca izlediğim dizilere karışır… Kendisi  Kurtlar Vadisi izliyor, korku filmleri, kan dehşet… Benim de onunla korku filmi mi izlememi ister. Sonraki gün işe gidicem nasil saat 1’de film izleyeyim… O kızla izleyebilir tabii, işi gücü yok nasılsa…

Kadınlar hisseder. Birden değişim hissettim. Parasızdı, benden götürüyordu… Sürekli beni aşağılıyordu. İşte bana, ”sen kime güveniyorsun, çalıştığın evlere mi güveniyorsun” diyordu. Bir de görseniz, melek sanki, pek efendi bulur herkes onu, pek efendi. İnsanlar da o öyle çocuk değil, diyorlar.

Kadının doktor olmasıyla temizlikçi olması arasında bir fark yok… Yaşadıklarımız aynı… Erkekler aynı çünkü. Acı, aynı acı. Eğitimli kadınlar saklıyorlar gibime geliyor yaşadıklarını… Kabullenilecek bir şey değil aldatılmak. Depresyona giriyorsun, utanıyorsun. Şimdi utanmıyorum, ben utanılacak bir şey yapmadım ki… Sonuçta prensesleri de, Hülya Avşar’ı da aldatıyor erkekler… Her meslekteki erkek karısına acı çektiriyor… Benim psikolojimi bozarken bana acıdı mı, psikopat gibi…

Tartışma esnasında yapacak bir şey bulamayınca şiddete başvuruyor.. İtekliyor, evden git diyordu. Valizimi alıp çıkıyordum. 25’inden sonra dedim ki niye ben gidiyorum?

Polise de gittiğim için de korkmaya başladı. Dövmekten vazgeçti. Psikolojik şiddet başladı. Savcı da söyledi, erkekler artık psikolojik şiddete başvurmaya başladılar diye. Tabii bu dayak ortalıkta çok konuşuluyor. Kadınlar susmuyorlar. Fiziksel şiddetten tabii uzaklaştırma veriyorlar, psikolojikte olamayabiliyor, şahit falan yoksa… Yani benden korkmuyordu da devletten korktu. Keşke fiziksel olsa diyordum.

Ona yalvarmamı istiyor. Onu da yapmadım, yapmam da. Her darbede daha kök salıyorum, güçleniyorum… Bence bu işte anahtar çalışmaktır. Başka arayışlara da girmedim. Kadın kendini başka erkeklere kullandırtmamalı.

Bu kız konusunda… Ben büyüttüm büyüttüm, tam meyvesini yiyeceğim zaman başkasına gitti… Şu anda geri dönüş yok. Artık dönmek isteyince de dönemez. O kadına sinirleniyorum ama nefret beslemiyorum…

Geçen akşam ben delirdim mi neden bu kadar mutluyum diyordum kendi kendime. Onsuz yaşayamacağımı sanıyordum. Kendimi öldürmeyi bile düşünmüştüm. Değmezmiş…

Her kadına mutlaka çalış diyorum, ayaklarım yere bassın. Yatılı işe gidiyor bir arkadaşım, evlenmek istiyor, kurtulmak istiyor. Böyle bir nedenle evlenmek istemiyorum. Çalışmak istiyorum. Hayat müşterek de, nerede öyle erkek? Özgür olduğumu yeni anladım, beni bitiriyormuş… Çocuğumun hatırına çekiyordum.

Benim hikayem çok uzun tabii. Bu son meselede Mor Çatı’ya da gitmeyi başardım. Mor Çatı’nın psikologu da avukatı da bana çok yardımcı oldu. Kadınlar her sokağa çıktığında, bağırdığında biz evlerdeki kadınlar etkileniyoruz, hoşlanıyoruz. Erkekler de  ürküyorlar. Bunu da ben yaşadım. Yaşıyoruz da.

Mücadeleye devam. En son halimizi çok merak ediyorum. Acaba onun düşündüğü gibi miydik, benim düşündüğüm gibi mi? Çocuk olunca oğluma hem ana hem baba olmaya çalıştım. Çocukla da ilgilenmiyor.

Şimdi oğlum her şeyi anlıyor. Tabii çok üzüldü. Üçümüz birlikte olalım istiyordu. Artık her şeyi anladı. Güçsüz olsaydım köye gitmek zorundak kalırdım. Zaten kendi kendine boşanınca köye gitmem gerektiğine de karar vermiş.

Bakar mısın? Boşanacağız, ama bu karar verecek benim ne yapacağıma. Etraftan da benim için köye götürün de hava alsın dediler. Ne havası?

Niye köye gidiyormuşum dedim, işime devam ettim… Şiddetli geçimsizlik diyorlar ama niye şiddetsizlik? (MC/BA)

Haber Linki:http://www.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/142333-her-darbede-kok-saldim-guclendim

23.11.2012

UNESCO’nun 2009 yılında yayımladığı “Dengeyi doğru kurmak: Gazetecilikte cinsiyet eşitliği” başlıklı el kitapçığında dünya genelinde medyada kadının, “cazibeli seks bombası, kutsal anne, hilekar cadı, sert iş kadını ve hırs düşkünü politikacı” olarak tanımlandığı belirtiliyor. Her gün Türkiye’deki medyada da kadının benzer ifadelerle resmedildiğine tanık oluyoruz.Medyanın cinsiyetçi dili, toplumsal cinsiyet rollerini yansıtmanın ötesinde, onu besliyor ve meşrulaştırıyor. Medya kadınların erkek şiddetine maruz kalmasını, tecavüze uğramasını, öldürülmesini “erkeği tahrik etti, toplumsal rollerinin dışına çıktı ve hak ettiğini buldu” algısını besleyen ifadelerle haberleştiriyor. Mağdur kadın suçlu olarak sunulurken, katil erkek üzerine düşen rolü yapmak zorunda olan masum kurban olarak tanıtılıyor. Nasıl mı? Birkaç örnek üzerinden gidelim:Güncelden başlarsak; Hürriyet Gazetesi internet sitesinde 19.11.2012 tarihindeki yayımlanan bir videoda Femen Grubu üyelerinin Paris’te eşcinsel evliliği savunan gösterileri sırasında dayak yediği haberi yayınlandı. Videonun içinde yer alan “Femen kızları en sonunda dayak yedi” cümlesi aslında şunu diyor: “Femen üyeleri aslında dayağı çoktan hak etmişti ve nihayet yediler”.Milliyet gazetesinin internet sitesinde aynı tarihte yayınlanan bir başka haber Adriyatikte çarpışan iki Türk gemisi hakkında. Haberin içeriğinden anlaşılan, gemilerden birinin kaptanının, diğerini yanlış yönlendirdiğidir. Görevlilerden başkasının girmesinin yasak olmasına rağmen, kaptan köşkünde iki kadının bulunması ise haberin bir başka yönüdür. Şimdi başlığa bakalım: “Kadınlarla gelen felaket”. Nasıl bir habercilik ilkesi haberin başlığını bu denli çarpıtmayı ve bir erkek olan kaptanın hatasını kadınlara yüklemeyi meşrulaştırabilir?

Habertürk’ün, 07.10.2011 tarihinde boşandığı kocası tarafından öldürülen Şefika Etik’in öldüğü anı fotoğraflayarak sürmanşetten vermesini nasıl yorumlamalıyız? Fatih Altaylı bu fotoğrafı kadın cinayetlerine dikkat çekmek için mi verdi yoksa tirajı arttırmak için mi? Ölümün fotoğrafı erkeklerin “cinayet kötüymüş, o zaman ben karımı öldürmeyeyim” diye düşünmesini mi sağlar yoksa kadınların erkekler tarafından öldürülmesinin olağan bir durum olarak algılamasını mı? Cevap oldukça net.

Ve benzeri pek çok örnek…Haberlerin namus, töre, gelenek, tahrik, aldatma, küfür gibi kelimelerle bezenip katil ve tecavüzcü erkekleri masumlaştıran, “gece eğlencesinden dönen kadın, alkollü genç kız” gibi öldürülen, cinsel şiddete uğrayan kadınları suçlayan dilini her gün okuyoruz, izliyoruz.

Medya İzleme Grubu’nun (MEDİZ) yaptığı bir araştırmanın sonuçları medyadaki erkek egemen bakış açısının tesadüf olmadığını gösteriyor. MEDİZ’in raporuna göre medyada yöneticilerin %15′i kadın %85′i erkek / Köşe yazarlarının %12′si kadın %88′i erkek / Televizyonların siyasi tartışma programlarına katılan konukların % 11′i kadın %89′u erkek / Haber kaynaklarının % 18′i kadın % 82′si erkek / Arka sayfa ‘güzellerinin’ %100′ü kadın %0′ı erkek / Genel yayın yönetmenlerinin %0‘ı kadın %100′ü erkek.

Kocası kadını öldürüyor “aldattı” diyor, babası kadını öldürüyor “namusumuza leke sürdü” diyor, abisi kadını öldürüyor “evden kaçtı” diyor ve medya haberi “aldattığı için karısını öldürdüğünü söyledi!, “namusunu lekelediği için kızını öldürdüğünü söyledi!, “evden kaçtığı için kız kardeşini öldürdüğünü söyledi!” diyerek veriyor. Korku kültürü yaratan medya, kadınları sindiriyor. Mesaj çok net: “geleneksel cinsiyet rollerinin dışına çıkarsan, fedakar eş, namuslu kız çocuk, hanım hanımcık kız kardeş olmazsan, seni öldürürüz, bu bizim hakkımız! Seni kocan olarak, baban olarak, abin olarak öldürürüz! Yetmez! Ölü bedeninin üzerinden namus hikayeleri yazarız, medya olarak öldürürüz. Yetmez! Seni öldüren erkeklere haksız tahrik indirimi veririz ve seni bir de yargı olarak öldürürüz! Bu da yetmez! Ölürsün. Yıllar geçer. Çocuklarına, namussuzdu, babanız namusunu temizledi diye anlatırız. Toplum olarak öldürürüz!”
Çoğu hikayenin medyada yansıtıldığı gibi olmadığını biliyoruz.

Öldürdüğü kadın için “küfür etti, öldürdüm” diyor. Ölü bir kadın ifade veremeyeceği için, katilin sözlerine itibar mı edeceğiz? Evden kaçtı diyorlar. Peki yıllarca yediği dayakların, aşağılanmaların, tacizin hesabı ne olacak?

Velev ki hiçbir neden yoktu. Velev ki namussuzuz fahişeyiz, transseksüeliz. Velev ki aldatıyoruz. Velev ki evden kaçıyoruz. Velev ki sizin bize yüklediğiniz rollere isyan ediyoruz. Velev ki rolümüzü beğenmiyoruz ve kendi hayatlarımızda figüran olmak değil, başrol oynamak istiyoruz… Hadi diyelim bunların hepsini yaptık. Bunlar bizi öldürmenizi haklı çıkarabilir mi? Bir kadını öldürmek bu kadar kolay mı? Bir kadının ölümünü böyle haber yapmak, namustan bahsederken, namussuzluğun ta kendisi değil mi!

Kadın cinayetlerine yine iyi hal indirimi

Adana ve Zonguldak’taki iki ayrı kadın cinayeti davasında sanıklara ‘ağır tahrik ve iyi hal’ indirimi yapıldı. Bursa’da ise boşanmak üzere olduğu eşi N.G’nin evine yaklaşmaması için tedbir kararı bulunan C.G’ye , eşine tehdit mesajı attığı için 3 gün hapis cezası verildi.

17 kasım. 2012 / Cumhuriyet

Adana Karataş’ta geçen yıl Hollandalı sevgilisi Hülya Güler’i öldüren sanık Göksal Pekayılan’ın yargılanmasına 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

Mahkeme heyeti, sanığı “Tasarlayarak öldürmek” suçundan değil, “Kasten insan öldürmek” suçundan önce müebbet hapse mahkûm etti. Ardından “iyi hal indirimi” uygulayarak cezayı 25 yıla indirdi. Sanık “Kredi kartının kötüye kullanılması” suçundan da 3 yıl 4 ayla cezalandırdı. Zonguldak Alaplı’da ise geçen yıl 14 Aralık’ta sevgilisi Sibel Yılmaz’ı öldüren ve akrabası Özkan Öztürk’ü ağır yaralayan Anıl Tezcan hâkim karşısına çıktı. Anıl Tezcan savunmasında, pişman olduğunu belirterek, “Bu olayı hatırlamak bile istemiyorum” dedi. Mahkeme, tasarlayarak adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdiği sanığın suçu ağır tahrik altında işlediğine kanaat getirerek, duruşmadaki iyi halini göz önünde tutarak cezasını 20 yıla indirdi.

Haberin Linki:http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=379160

Cansu Altay

Öykü Kadın

13.11.2012 21:39:58 | Hikaye

İçinde bulunduğu dünyaları anlamayan kadınlara…

Bir Kadın’ın Öykü’sü bu..Bir Öykü’nün Kadınlığı…

Uzun zamandır görüşmüyorduk Öykü ile. Çocukluk arkadaşıyızdır fakat farklı şehirlerde yaşadığımız üniversite hayatı bizi başka yaşanmışlıklara sürükledi. Hep gittiğimiz çay bahçesinde buluşma kararı almıştık ve ben yine her zamanki gibi ondan erken gelmiş bekliyordum. Beklerken bir çay söyledim. Buluşma saatimizden 15 dakika kadar sonra Öykü geldi yine aynı güzelliğiyle. Canım arkadaşım. Altına salaş görünümlü bir etek giymiş ve bunu  üstüne yakıştırmayı yine becerebilmişti. Sırtına da anlam veremediğim bir şekilde,bu sıcakta hırka giymişti. Özlemle sarıldık birbirimize. Yıllar dostluğumuzu eskitememişti. ‘kilo almışsın’ diye takıldı bana. Ben de onun vücudunda şaka edecek bir yer aradım. ‘sen asıl kendi göz altlarına bak, birer araba bagajı gibi’ deyip gülümsedim. Normalde Öykü’nün buna alınmadan gülmesi gerekiyordu fakat birden panikleyip aynasını çıkardı. Göz altlarına,özellikle de sol göz altına ve sol yanağına bakmaya başladı. ‘ya?çok mu belli oluyor?’ dedi. ‘ne çok mu belli oluyor?’ dedim. ‘boşver’ dedi. Çok üstünde durmadım. Zaten o günün gecesi ne olduğunu anlayacaktım.

‘Senden bir şey isteyebilir miyim?’ dedi Öykü gayet endişeli bir sesle. ‘Tabii ki’ dedim.Çocukluk arkadaşımın bu kadar resmi bir soru sorması hafiften içime  işlemişti. ‘Bugün etek giydiğimi Erkan’a söyleme sakın tamam mı?’ İsteği buydu. Şaşırıp kalmıştım. Ne saçma bir istekti bu böyle. Erkan, bana hep telefonda bahsettiği ama bir türlü tanışamadığım Öykü’nün sevgilisiydi. Öykü’nün anlattıklarına göre çok iyi bir çocukmuş. Dini bütün, iyi bir aile yapısına sahip ve gözü Öykü’den başkasını görmeyen. ‘sen mutluysan sorun değil’ demiştim aylar önce Öykü ile telefonda konuşurken. Tereddütlü bir sesle ‘ehm..mutluyum tabii’ demişti. Peki ama bu sorunun saçmalığı neydi? ‘Neden?’ dedim. ‘Çünkü Erkan etek giymeme izin vermiyor.’ Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Gençlik yıllarımızda ailesini bile özgürlüğünün karşısına alan Öykü, sevgilisinden giydiği kıyafeti gizliyordu. ‘İzin vermek’ demişti Öykü. Demek ilişkide böyle bir durum söz konusuydu. Demek birbirlerinden ‘izin’ alıyorlardı.Erkan’ın izin vermediği birşeyi demek Öykü yapmıyordu.‘nasıl yani?’ deyiverdim. ‘çünkü eğer etek giyersem sokakta bana erkekler laf attığı zaman bu benim suçum olur.’  demişti. O sırada Öykü’ye bağırmak geldi içimden ‘sen neler saçmalıyorsun’ diye. fakat bağırmak için derin bir nefes aldığımda garson siparişler için gelmişti ve benim soluğum içimde patlamıştı. Garsona sipariş verdiğimiz birkaç saniyede bağırmamı engelleyecek kadar sakinleşmiştim. Öykü’nün ‘Mutluyum’ cümlesi kulağımda çınlıyordu. ‘neyse’ dedim içimden ve konuyu değiştirmek istedim. Konuyu eğitim ve kariyer hayatımıza getirdim. ‘senin yurtdışında çalışma  işin vardı Öykü,sahi o ne oldu?’ dedim. ‘ya sorma Erkan ile o konuda çok kavga ettik,yurtdışına gitmeme izin vermiyor. Eğer gidersem ayrılırmış benden. Ben de göze alamadım,gitmedim. ama Antalya’da düzenlenen bir seminere katılacağım tabii Erkan da benimle gelecek.’  Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Yine bağıracak oldum. Bu sefer de siparişleri getirdi garson. ‘Öykü neler diyorsun sen? Senin geleceğin mevzu bahis. Nasıl bir erkeğin boyunduruğu altına girip böyle bir şeyi geri tepersin?’ dedim. ‘ Antalya’daki seminere gideceğiz işte Erkan ile.’ savunmasını yaptı. ‘Öykü böyle şey mi olur,ikisi aynı şey mi?’ diye yurtdışı işinin öneminden ve Erkan’ın yaptığı baskının saçmalığından dem vurmaya başladım. Oysa söylediklerimi farketmek bir kenara,bana Erkan’ı savunmaya başladı. ‘ ama çok iyi çocuk Allah’ı var. Beni çok kıskanıyor, o yüzden beni tek başıma yollamak istemiyor. Çok seviyor beni,belli. ‘ O kadar sinirlenmiştim ki sesimin yükseldiğinin bile farkında değildim. Kendi karakterimden daha iyi tanıdığım Öykü gitmiş yerine bambaşka bir insan gelmişti. ‘Lütfen sakinleş,bir dinle’ diyordu. Karşımda olan kişinin Öykü olduğunu kendime sürekli hatırlatarak sakinleşmeye çalıştım. Konuyu yine değiştireyim dedim. İkimizin de mahalleden tanıdığı olan Burak ile aynı şehirde yaşıyorlardı. ‘ Burak ne yapıyor onunla görüşüyor musun?’ diye sordum. ‘Hayır , Erkan Burak’ı hiç sevmedi,onunla görüşmeme bozuluyor. Bu yüzden ben de görüşmüyorum.’ ‘ nasıl Öykü? Erkan çocukluk arkadaşınla görüşmene nasıl izin vermez’ dedim. ‘Hayır,o izin veriyor. Sadece görüştükten sonra bana bozulduğu için Burak ile görüşmeme kararını ben aldım’ diye savunmaya çalıştı Erkan’ı bana. Sinirden ağlayacaktım. ‘Öykü sen ne kadar değişmişsin,olanları göremiyor musun?’ diyecek oldum. Birden hiddetlenip ‘benim ilişkimi kıskanıyorsun’ deyiverdi. Sustum. Susmak zorunda kaldım.

Çantasını masada bırakıp tuvalete gittiğinde,onun mesajlarını karıştırmak istedim delice.Şu Erkan’ı bir mesajlardan göreyim istedim. Öykü’den çekindiğim halde buldum telefonunu ve mesajlarını karıştırmaya başladım. Erkan’dan gelen mesajların %10’luk bir kısmı sevgi barındırıyorsa geriye kalan %90’lık kısım tehditlerden oluşuyordu. ‘Eğer bugün buraya gelmezsen,ayrılırım senden’ diyordu bir mesaj. ‘eğer o eteği giyersen öldürürüm seni.’ ‘sana benim arkadaşlarımın yanında bana aşkım demeyeceksin demedim mi?’ diye devam ediyordu mesajlar. Farkında olmadan elim titremeye başlamıştı. Mesajların çoğu ‘Eğer’ ile başlayıp ‘….yaparım’ ile bitiyordu. Zavallı Öykü’nün bunlara boyun eğdiği Erkan’ın attığı mesajlardan anlaşılıyordu. Ellerim titrer şekilde mesajlara bakarken Öykü bitmişti tepemde. Sinirden geldiğini görmemiştim. ‘ne yapıyorsun sen?’ deyip elimden telefonu almaya çalışırken,telefon bir kazaya kurban gitmişti. Üzerine çay dökülmüştü.Telefon da içindeki kart da bozuldu bu kaza ile. Öykü acaip paniklemiş bir halde oradan oraya koşturmaya başladı. ‘eyvah eyvah ben ne yapacağım şimdi,Erkan hattını yeni değiştirdi numarası da ezberimde değil. Ya beni arar da ulaşamazsa?’ diyordu kendi kendine. Mesajları görmüş olduğumu düşündüğünden olacak bu kazaya sebep olduğum halde benim üzerime gelemiyordu.Tek endişesi o an için Erkan’a durum raporu verebilmekti. Mesajları okuduğum andan kalan öfkemin üstüne eklenen hiddetimle Öykü’ye bağırdım. ‘bir gün için seni nasıl merak eder? Bana geleceğini,bende kalacağını bilmiyor mu?’ ‘öyle.öyle tabii ama…’ cümlesinin devamını getiremedi Öykü. Olacaklar zihninden geçse de korktuğu şeyle yüzleşmiyordu o an için. Zaten daha sonra da çok geçti. Çay bahçesinden kalkıp bana gittik,Öykü o gece bende kalacaktı. Yolda Öykü’ye ‘güven’ hakkında ne kadar dil dökersem dökeyim,bana alakasız cevaplar veriyordu.Erkan’ın onun fizyolojik,psikolojik varlığını hiçbir şekilde kabul etmeyip kendi istediği kalıba Öykü’yü oturtmaya çalıştığını dahası bunu başardığını görebiliyordum. Öykü’nün içinde bulunduğu çocuk oyunundan çıkarmanın tek yolunun profesyonel bir yardım olduğuna karar verdim kendi kendime. Benim yapabileceğim çok şey yoktu. Öykü’ye ne dersem diyeyim gözü bir şey görmüyordu.

Bana gittiğimizde bir anlık boşluğuna gelip hırkasını çıkarttığında gördüm kolundaki büyük morluğu. Dehşetle ‘Öykü ne oldu koluna?’ diye bağırdım. Çıkarttığını sanki o sırada yeni fark ettiği hırkasını telaşla giymeye çalıştı. ‘şey..bir şey değil canım kapıya vurdum.’ ‘bayağı büyük bir kapı bu herhalde Öykü, bana ne olduğunu söyleyecek misin derhal?’ diye sıkıştırdım. ‘geçen hafta, Erkan ile kavga ettik. Ben gitmeye çalıştım o sırada kolumu tuttu. Öyle oldu’ dedi fakat bu söylediğinin bir kısmında yalan olduğunu artık biliyordum. Yalnızca tutmayla bir kolda böyle bir çürük oluşması neredeyse imkansızdı. ‘vurdu değil mi?’ dedim. Gözleri doldu. ‘Evet ama çok sinirlendirdim onu. O yüzden’  dedi. Zavallı arkadaşım. Artık ona sinirlenecek hali geçmiştim. Acıyordum. ‘Öykü nasıl olur da buna sesini çıkarmazsın, nasıl olur da hala bu insanla berabersin?’ diye sordum. ‘Yapacak bir şey yok, tabiatım böyle’ dedi. Biliyordu. Bilmesi gerekiyordu. Beni tanıyordu. Hayatta en nefret ettiğim şeyin ‘yapacak bir şey yok ‘ cümlesi olduğunu biliyordu. Şimdi Öykü’ye sabrediyordum. Öykü ile arkadaş, dost olmaktan çok öteydik. Öyle uzaktı bana. Anlayamıyordum bu değişimi. Algılayamıyordum. Sadece dayanıyordum Öykü’ye. Olan biteni dinlerken dayanmaya çalışıyordum. O karşımda hala kendisini kandırmak için cümleler sarfettiği halde gözlerinden yaşlar boşalırken ben dişlerimi sıkmış,olan biteni sindirmeye çalışıyordum. Yüzünü yıkamak için banyoya gitti benim güzel gözlü güzel yüzlü arkadaşım.İçinde bulunduğu bu saçma oyunu bozmaya göze alamıyor, Erkan denen o adama karşı derin bir kaybetme duygusu besliyordu. Öykü yüzünü yıkayıp yanıma geldi. Ellerimin titretmesini zor zaptetmiştim ki Öykü’nün yüzünü gördüğümde bu sefer bütün vücudum titremeye başlamıştı. Çay bahçesinde benden gizlemeye çalıştığı sol yanağı ve göz altı da morluk ve kızarıklık içindeydi. ‘Öykü,ne oldu yüzüne?’ diye bağırdım. ‘sakin ol ,yok bir şey.Erkan’la…kavga sırasında…’ dedi ve sözünü kestim. ‘kes,yeter!erkan da erkan! Ulan bu adam kim oluyor da sana vuruyor ha ?Kim oluyor?’ diye bağırıyordum evde. Oradan oraya atıyordum kendimi sinirden. Öykü de zavallım beni sakinleştirmeye çalışıyordu. ‘eğer o çocuktan ayrılmazsan beni unut Öykü,dostluğumuzu falan unut’ diye bağırmaya devam ettim. O zaman güzel gözlü arkadaşım hıçkırıklara boğulmaya başladı. ‘yukarı tükürsem sakal,aşağı tükürsem bıyık. Ben şimdi ne yapacağım? Onsuz yapamam ben. O kadar zamanı devirdik.bir daha kimseyle mutlu olamam ben’ diye sayıklıyordu. ‘ Öykü o adam sana kendini ne şekilde değerli hissettiriyor? Ne veriyor sana? Ne katıyor? ‘ diye bağırmaya devam ettim. Öykü’nün tabii ki verebileceği bir cevabı yoktu. Sonra hıçkırıkları yavaşladı. Aklına bir şey gelmişti. ‘bu..bu arada ben Erkan’a senin adresini verdim. Sana geleceğimi söyleyince…..’’ dedi ve ben ‘tamam’,dedim ‘anladım. Güvenmedi ve bu yüzden adresi istedi.’’ ‘evet’ dedi. Suçunu bilen ama yine de o suçu savunan bir çocuk gibi karşımda oturuyordu. Adres olayını önemsememiştim. Tabii olacaklardan habersizdim.

Birkaç saat boyunca iyi vakit geçirdik. Yemek yaptık, film izledik ve çok eğlendik. İçinde bulunduğumuz yaşamın zorluklarından dahası Öykü’nün içinde bulunduğu karanlık dünyadan birkaç saat de olsa kopabildik ve çok iyi vakit geçirdik. Öykü  o heriften zihnini temizlemiş gibi görünüyordu. Gece yarısı olduğunda pijamalarımızı giyip yine aynı yatakta yatalım dedik. Tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi. Tıpkı annelerimizin bizi iki kız kardeş diye belleyip,beraber yatırdığı gibi. Şimdi iş hayatlarımıza atılmış iki kocaman kadın olmuştuk ama Öykü’nün yüreğine bir herif tarafından basılmış,o yürek yamyassı olana kadar ezilmişti. Yatıp,başucu dedikodularımızı yapmaya başladık. Yüzünün sol tarafı mosmor olsa da güzel saçlı güzel gözlü arkadaşım karşımda gülüyordu. Uzun zamandır ilk defa bu kadar içten bu kadar neşeli.

Kahkahalarımız dinerken dışarıdan bir gürültü patırtı duyduk. Önemsemeyip sohbete kaldığımız yerden devam etmeye başladık. Ama dışarıdan gelen sesler bizim seslerimizi bastırmayı başardı ve dışarıya bir kez daha kulak verdik. Gece yarısı bu mahallede böyle seslerin çıktığı hiç görülmemişti. ‘Öykü nerdesin ulan o…pu’ diye bir bağırma duyduk. O sırada Öykü’nün ayağa kalkışı saniyenin binde birlik süresi kadar olmuştu. ‘eyvah bu Erkan’ dedi. ‘beni merak etmiş olmalı’. Bir yandan bana açıklama yapmaya çalışırken bir yandan üstüne bir şeyler giymeye çalışıyordu. ‘içmiş sesinden belli, eyvah eyvah telefon bozuldu ve bana ulaşamadı ya o yüzden merak etmiş olmalı’ diyordu. Bir yandan apartmandan sesler geliyordu ‘ Öykü, ben erkeğim. Ben namusuma laf söyletmem. Nerelerdesin lan kaltak?’ Büyük bir şaşkınlıkla izliyordum olan biteni. Çenem kilitlendi ses tellerim iptal oldu o andaÖykü’nün ‘geliyorum aşkım buradayım’ diyerek kapıya koşması. Kapıyı açışı. Erkan’ın kapıda bir elinde telefon bir elinde büyük bir bıçakla Öykü’yü beklemesi. Ve Öykü’nün vücudunda yerini bulan bıçak darbeleri. An be an oluyordu herşey. Erkan yüzü kıpkırmızı bir şekilde Öykü’ye küfürler yağdırırken  bir yandan rastgele savuruyordu bıçak darbelerini. Dondum. Zaman dondu ve ben dondum o anda. Erkan’ın küfürleri uzaklarda bir yerlerden gelip kulağımda çınlarken Öykü’nün gözleriyle kavuştu gözlerim. Dolu doluydu gözleri. Komşuların çığlıkları Öykü’nün gözyaşları olup akıyordu. Dünyanın hiçbir kalabalığında hiçbir tenhalığında hiç kimsenin duyamayacağı kadar alçak bir ‘ahh!’  çıkardı ağzından Öykü. Benim güzel gözlü arkadaşım. Bu kadar acıyı saklamış beden yere savrulurken Erkan’ın yüzüne zafer ifadesi yerleşti. Akıp giden gözyaşlarım, girdiğim şok, Erkan, komşular…Büyük bir daireydi etrafımda dönen. Bu bir şakaydı ve Öykü birazdan ayağa kalkıp yaralarından sızan kanın aslında salça olduğunu söyleyecekti. Fakat öyle olmadı. Öykü’nün gözlerindeki yaşlar yerde uzayıp giderken kanıyla birleşti hayallerimde.Yorgun bedeni,yorgun kalbi kendisine gelen en ufak bıçak darbesinde pes etmişti işte. Son soluğunu da vermişti karşımda. Benim gözleri güzel, gülüşü güzel arkadaşım. Kadın’ın öyküsünü bedeniyle birlikte toprağa götüren arkadaşım. İsimler değişse de öykünün sonunun hep aynı olacağını bile bile bu yolculuğu başından kabullenen arkadaşım. Sırlarını sabrıyla sınayan arkadaşım. Şimdi sarıldığı toprakta rahat uyuması dileğiyle…

Yazının Linki:http://blog.radikal.com.tr/Sayfa/oyku-kadin-5265

İstanbul – BİA Haber Merkezi
07 Kasım 2012, Çarşamba

bianet’in çetelesine göre, erkekler Ekimde 10 kadın ve bir bebeği öldürdü; 16 kadına ve kız çocuğuna tecavüz etti; sekiz kadını yaraladı. Tecavüze uğrayan bir kadın intihar etti.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler Ekimde 10 kadın ve bir bebeği öldürdü; 16 kadına ve kız çocuğuna tecavüz etti; sekiz kadını yaraladı.

Tecavüze uğrayan bir kadın intihar etti. Üç kadın tecavüz edildikten sonra öldürüldü. Kadınlar en çok kocalarından şiddet gördü.

Öldürülen iki kadın ve ağır yaralanan üç kadın daha önce şikayette bulunmuş, kocaları hakkında evden uzaklaştırma cezası çıkartmıştı.

Karısına işkence yapan bir erkek savcı tarafından serbest bırakıldı ve kayıplara karıştı.

2012’nin ilk 10 ayında toplam 137 kadın öldürüldü, 106 kadın tecavüze, 195 kadın şiddete, 117 kadın tacize maruz kaldı.

Cinayet

Erkekler Ekimde dokuz ilde 10 kadın ve bir bebeği öldürdü. Bir erkek cinayetin ardından intihar etti.

Kadın katlinin yaşandığı iller Adana, Antalya (2), Giresun, İstanbul, Kastamonu, Kocaeli, Malatya, Osmaniye ve Zonguldak.

Ekimde kadınları en çok kocaları öldürdü. Dört kadını kocası, birini ayrı yaşadığı kocası, üçünü tanımadığı erkekler, birini sevgilisi, birini ise birlikte olma teklifini reddettiği bir erkek öldürdü. Cinayetlerden üçü tecavüz bağlantılıydı.

En çok kullanılan cinayet aleti ateşli silahlardı. Üç erkek tabancayla, ikisi pompalı tüfekle, biri av tüfeğiyle, biri bıçakla öldürdü. Biri tecavüzden sonra boğarak, biri arabayla ezerek öldürdü. Bir kadın ise beş sene önce uğradığı tecavüzün bıraktığı kalıcı hasarlar nedeniyle hayatını kaybetti.

Kocası tarafından öldürülen kadınlardan ikisi daha önce şikayette bulunmuş, kocaları hakkında evden uzaklaştırma kararı çıkartılmıştı.

Ekimde öldüren erkeklerin yaşları 19 ila 75, katledilen kadınların yaşları 29 ila 75 arasında değişti.

Tecavüz

Erkekler Ekimde 10 ilde 16 kadına ve kız çocuğuna tecavüz etti. Tecavüze uğrayan bir kadın intihar etti.

En çok tecavüz İstanbul’da yaşandı. Tecavüzlerin gerçekleştiği iller Afyon, Aksaray, Ankara, Antalya (2), Aydın (2), Bursa (2), Erzurum, İstanbul (4), Nevşehir ve Uşak.

Kadınlar en çok tanımadıkları erkeklerin tecavüzüne uğradı. Altı kadına tanımadıkları erkekler, ikisine komşuları, üçüne arkadaşları, birine eski sevgilisi, birisine eski sevgilisi, birisine sevgilisinin annesi, birine öğretmeni, birine görücü usulü evleneceği kişi tecavüz etti.

Ekimde en çok tecavüz evde gerçekleşti. Yedi kadın ve kız çocuğu evlerinde, dördü alıkonuldukları evlerde, beşi sokakta tecavüze uğradı.

17 erkek tecavüzden tutuklanırken, beşi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Tecavüzcülerin yaşı 18 ila 40, tecavüze uğrayanların yaşı 15 ila 46 arasında değişti.

Şiddet-Yaralama

Ekimde erkekler yedi ilde sekiz kadını yaraladı. Kadınlar yine en çok kocalarından şiddet gördü.

Erkek şiddeti Adana, Bursa, Isparta, İstanbul, İzmir, Maraş ve Muğla’da (2) yaşandı.

Yedi kadın kocasından, bir kadın ağabeylerinden şiddet gördü. Üç erkek kadınları dövdü, ikisi bıçakladı, biri tabancayla, biri sopayla yaraladı, biri ise işkence yaptı.

Bir erkek tabancayla yaraladığı karısını öldürdüğünü düşünerek intihar etti. Birisi olaya müdahale eden jandarmaya saldırdı. Karısına işkence yapan erkek, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakılınca kayıplara karıştı.

Ağır yaralanan üç kadın daha önce kocaları hakkında şikayette bulunmuş, evden uzaklaştırma kararı çıkartmıştı. Tabancayla yaralanan kadın hakkında uzaktan koruma tedbiri alınmıştı.

Ekimde erkek şiddeti sonucu en az beş kadın hastaneye kaldırıldı, dört erkek tutuklandı.

Şiddet uygulayan erkeklerin yaşı 24 ila 42, kadınların yaşı 27 ila 32 arasında değişiyor.

Taciz

Ekimde İstanbul ve Konya’dan iki erkeğin gerçekleştirdiği taciz basına yansıdı.

Biri otel odasını temizleyen kadına cinsel tacizde bulunurken, diğeri kadına borcunu kapatması için cinsel ilişki teklifinde bulundu.

İki olay da yargıya taşındı.

Bölgelere göre

Ekimde 22 ilde 36 erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası yaşandı. En çok şiddet yine Marmara Bölgesi’nde gerçekleşti. Onu Akdeniz Bölgesi takip etti.

36 şiddet vakasının 11’i Marmara, dokuzu Akdeniz, yedisi Ege, dördü İç Anadolu, üçü Karadeniz, ikisi Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaşandı.

En çok şiddetin yaşandığı şehir İstanbul oldu. (ÇT)

Haberin Linki:http://www.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/141892-erkekler-ekimde-10-kadin-oldurdu-16-kadina-tecavuz-etti

Ev işi grevine girdi, internet fenomeni oldu

Üç kızının ve eşinin dağıttığı evi toplamaktan usanan Kanadalı Jessica Stilwell çocuklarına bir ders vermek için greve başladı. 6 gün boyunca hiç ev işi yapmayan anne deneyimlerini bloğunda paylaşınca internet fenomeni haline geldi.

ntvmsnbc
Güncelleme: 16:12 TSİ 24 Ekim. 2012 Çarşamba

Kanada’nın  Calgary kentinde yaşayan üç çocuk annesi Jessica Stilwell işten eve yorgun geldiği bir gün evi her zamanki gibi pislik içinde bulunca “canıma tak etti” diyerek greve başladı.

6 gün boyunca ev işi yapmayan ve bu grevden çocuklarına bahsetmeyen Stilwell yaşadıklarını bloğunda takipçileriyle paylaştı.

Sosyal medyada yer bulan grevi, “Çıldırmış Çalışan Anne” adlı bloğunda paylaşan çalışan anneyi bir anda internet fenomeni yaptı.

Independent gazetesinin haberine göre çocuklarının ve eşinin kirli çamaşırlarını yıkamayan, bulaşıklarını ortada bırakan ve temizlik yapmayan Stilwell bu süre boyunca sadece kendi kirlilerini gizlice yıkadı.

Ev halkının gün geçtikçe pislenen evde söylenmeye başladığını belirten Stilwell şöyle konuştu:

“Dördüncü gün kızlarım yaklaşık 17 kez yanıma gelip mutfağın berbat bir halde olduğunu söyledi.

Sonra herkes evdeki pislik için birbirini suçlamaya başladı ve işler giderek çirkinleşti.”

Altıncı gün kızlarına grevde olduğunu itiraf eden Stilwell yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: “Bana ‘bu şimdiye kadar duyduğumuz en aptalca şey. Anneler çocukların arkalarını toplamak için vardır’ dediler.”

Başta Kanada ve ABD olmak üzere bir çok ülkede çalışan annelerin “kahramanı” olan Stilwell şöyle konuştu:

“Çocuklar sonunda bana yardım etmeye karar verdi. Anne-babalarına sürekli olarak “benim için ne yapacaksın?” diye soran bir yeni nesil yetiştirdiğimizi düşünüyorum ve bu da beni korkutuyor.”

Haberin Linki:http://www.ntvmsnbc.com/id/25392510/

%d blogcu bunu beğendi: