Archive for Kasım, 2012



ANLAR  


Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,  
İkincisinde, daha çok hata yapardım.  
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.  
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,  
Çok az şeyi  
Ciddiyetle yapardım.  
Temizlik sorun bile olmazdı asla.  
Daha çok riske girerdim.  
Seyahat ederdim daha fazla.  
Daha çok güneş doğuşu izler,  
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.  
Görmediğim bir çok yere giderdim.  
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.  
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.  
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.  
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.  
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.  
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,  
Gitmeyen insanlardandım ben.  
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.  
Eğer yeniden başlayabilseydim,  
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.  
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.  
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,  
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.  
Ama işte 85'indeyim ve biliyorum...  
ÖLÜYORUM...  


Jorge Luis BORGES 






Reklamlar

28.11.2012

Yollanacak Adresler:

erzurum@ormansu.gov.tr,myesil@ormansu.gov.tr, tmemisoglu@ormansu.gov.tr

mkilincer@ormansu.gov.tr,rgerez@ormansu.gov.tr, izzetyildiz@ogm.gov.tr, mehmetonal@ogm.gov.tr, ahmetaydin@ogm.gov.tr, yaseminsahinoglu@ogm.gov.tr, kemalettinus@ogm.gov.tr, ibrahimbingol@ogm.gov.tr,ferittorunoglu@ogm.gov.tr, abdulkerimtufancli@ogm.gov.tr, zekialparslan@ogm.gov.tr, umitcaglayan@ogm.gov.tr, halitarkanus@ogm.gov.tr,

bilgiedinme@ormansu.gov.tr,basbakanlik <bimer@basbakanlik.gov.tr>,Bimer Ankara/ <bimer@ankara.gov.tr>,
BİMER/ <bimer1@basbakanlik.gov.tr>, veyseleroglu@gmail.com,sabrikiris@ormansu.gov.tr,
ndemiral@ormansu.gov.tr,mustafaakincioglu@ormansu.gov.tr, veyseleroglu@tbmm.gov.tr,
veysel.eroglu@tbmm.gov.tr, m.ozer@ormansu.gov.tr,ozcanyaman@ormansu.gov.tr,
gseyhan@ormansu.gov.tr, fsahin@ormansu.gov.tr,acagatay@ormansu.gov.tr,

cc:

harmankayagrup@gmail.com, gazetekars@hotmail.com,dengegazetesi36@hotmail.com,info@karshabergazetesi.com

wwfturkiyegonulluleri@googlegroups.com,doga@dogadernegi.org,

greenpeace@mailing.greenpeace.org,yesil@yesilasiler.com,yesilanarsi@yahoo.com,

yesillerbilgi@yahoo.com.tr,

 

Konu: 13 bölgede gelenekselleşen Ayı ölümleri

 

T.C ORMAN SU İŞLERİ BAKANLIĞI

DOĞA KORUMA VE MİLLİ PARKLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

T.C.

ORMAN ve SU İŞLERİ BAKANLIĞI

13. Bölge Müdürlüğü

,

Ekte  sunduğum  Fotoğrafta Ayı yavrusu, Kars   Sarıkamış ilçesi Acısu deresi mevkiinde uzun namulu Tüfekle vurularak vahşice öldürülmüştür.

 Geçen sene yine Kars, Sarıkamış, acısu mevkiinde Ayı vurularak öldürülmüştür. Ayı öldürülmeleri bu bölgede periyodik hale gelmiştir

Yüksek makamlarınızdan talebimiz ; 

 

Bölgede acilen bir soruşturma başlatılması yavru ayıyı öldüren  sorumlularının tespit edilmesine yönelik çalışmaların başlatılması 

 

 Tüfeklerinin ruhsatlarının kontrol edilmesini, ruhsatsız olanlara el konulup gereken işlemin yapılmasını, 

 

Yavru Ayıyı  öldüren  kişi veya kişilerin  4915 sayılı kanuna ve 2012 2013 merkez av komisyon kararlarına aykırı hareket etmek ve ayrıca ölü hayvanları  yol ortasına açıkta bırakarak mikrop ve hastalık yayılmasına sebebiyet vererek halk sağlığını tehdit edecek şekilde hareket etmek suçlarından işlem yapılmasını, 

 

 bölgede güvenlik önlemi alınması hayvan ölülerin ortalığa bırakılması sonucu halk ve çevre sağlığını tehdit eder bir durumun olup olmadığının araştırılmasını bölge halkının uyarılmasını, 

 

yapan kişi veya kişilerin  ilgili birimlere sevk edilerek  uzman psikolog ve pskiyatristler tarafından muayene edilmelerini,toplum içinde yaşamalarının halk sağlığı açısından tehlikeli olup olmadığının araştırılmasını; gerekirse toplumdan tecrit edilerek gereken tıbbı desteğin sağlanmasını

 

Ayı yavrusunu öldüren  kişi veya kişilerin yakın çevresindeki insanların özellikle kadın ve çocukların ve varsa evcil hayvanların istismara uğrayıp uğramadıklarının araştırılması, bu kişi veya kişilerden şiddet gördüğü tespit edilen kişilere gereken tıbbı desteğin verilerek güvenlik altına alınmalarını, 

Bölgede yaban hayatın korunması için gereken önlemlerin alınması denetim ve kontrollerin arttırılması, vatandaşların vergileri ile maaş alan memurların görevlerini yapmalarının sağlanmasını, 

 

Bölge halkına, bölgedeki ilgili kurumlar ve  çevre doğa hayvan hakları konusunda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşu üye ve temsilcileri ile birlikte çevre doğa hayvan hakları konusunda eğitimler verilmesini, özellikle okullarda bu konunun önemini vurgulayacak bilinç geliştirici eğitsel etkinlikler düzenlenmesini , 

 

Bu gibi çağ dışı insanlık dışı olayların tekrarlanmasını önlemek  için konu hakkında topluma  bilgi verici afiş bilboard broşür kitapçık gibi araçlarla konuyla ilgili doğru mesajlar verilerek topluma ulaşacak çalışmalar yapılmasını ;

 

 

ve dilekçeme yasal süresi içinde yanıt verilmesini talep ediyorum. 

 

Saygılarımla arz ederim.. 

 

AD SOYAD:

TC NO:

TELEFON :

MAİL:

 

 Ekte Kars, Sarıkamışta vurulan ayı yavrusu ile ilgili gazete linkleri

EK 1) http://www.gazetekars.com/yavru-ayi-olduruldu-10219h.htm

EK2)http://yurthaber.mynet.com/detay/kars-haberleri/karsta-tufekle-vurulmus-yavru-ayi-bulundu/554683

EK 3 )http://www.kha.com.tr/guncel/15162-Sarikamis%E2%80%99ta-yavru-ayinin-kafasina-siktilar-.html

EK 4 ) http://www.sondakikahaberleri.info.tr/haber/696902-bir-insan-bunu-neden-yapar

EK 5 ) http://www.sondakikahaberleri.info.tr/haber/696902-bir-insan-bunu-neden-yapar

Altta uzun namlulu tüfekle öldürülen ayı yavrusunun fotoğrafları görülmektedir.

NOT: Geçen sene: 02 Ekim 2011 de yine Kars Sarıkamış, Acısu mevkiinde ayı vurularak öldürülmüştür, Altta geçen sene vurularak öldürülen Ayının Haber linki ve fotoğrafı bulunmaktadır.

Ek 6 )http://www.gazetekars.com/ayi-vurulmus-halde-bulundu-6348h.htm

     
 

 

Yollanacak Adresler:
 
 
 konya@ormansu.gov.tr,ozsen.42@hotmail.com,mozdemir1965@hotmail.com,serhatugras@hotmail.com,
mcelik@ormansu.gov.tr, aliagar@ormansu.gov.tr, myalimdkmp@ormansu.gov.tr, eaksoy@ormansu.gov.tr,
ngokce@ormansu.gov.tr,nkaplan@ormansu.gov.tr,dileksahin@ormansu.gov.tr, mehmetsevinc@ormansu.gov.tr,
aozyanik@ormansu.gov.tr, bilgiedinme@ormansu.gov.tr, basbakanlik <bimer@basbakanlik.gov.tr>,
Bimer Ankara/ <bimer@ankara.gov.tr>,BİMER/ <bimer1@basbakanlik.gov.tr>,
veyseleroglu@gmail.com, sabrikiris@ormansu.gov.tr, ndemiral@ormansu.gov.tr,
mustafaakincioglu@ormansu.gov.tr, veyseleroglu@tbmm.gov.tr,veysel.eroglu@tbmm.gov.tr,
m.ozer@ormansu.gov.tr,ozcanyaman@ormansu.gov.tr,gseyhan@ormansu.gov.tr,
fsahin@ormansu.gov.tr, acagatay@ormansu.gov.tr
 
 
 
cc: trakyahayvanhaklari@yahoogroups.com,wwfturkiyegonulluleri@googlegroups.com,
doga@dogadernegi.org, greenpeace@mailing.greenpeace.org,yesil@yesilasiler.com,
yesilanarsi@yahoo.com,yesillerbilgi@yahoo.com.tr
 
 
 
T.C ORMAN SU İŞLERİ BAKANLIĞI MAKAMINA

 
Ekte tarafınıza sunulan gazete haberlerinde Milli parklar 8. şube müdürlüğünün KORUMA ALTINDA OLAN kurtlar için sürek avı düzenlendikleri görülmektedir.
 
Basına yansımış olan haberlerde milli parklar şube müdürünün bölgedeki KUDUZ şüphesi doğrultusunda Kuduz olan Kurt’u vurup öldürmek için, avcılar ile birlikte sürek avına çıktıkları yönündeki  açıklamaları durumun vehametini ortaya koymaktadır.
 
İçinde bulunduğumuz yüzyılda, doğayı ve yaban hayatı korumakla görevli olan  Milli Parklar şube müdürünün KUDUZ vakası için bulduğu çözüm ve bunu çok doğru bir hareketmiş gibi basın açıklamasıyla taçlandırması Orman Su işleri bakanlığı’nın itibarını yerle bir etmiştir.
 
Konuyla ilgili olarak söz konusu bölgede yetkililer hakkında soruşturma açılmasını, soruşturma sonuçlanana kadar açığa alınmalarını, , benzer sorumsuzlukların başka yerlerde yeniden yaşanmaması için bünyeniz içindeki tüm görevlilere eğitim verilmesini,
 
Konuyla ilgili olarak bilgi alma hakkım gereği şu sorularıma detaylı açıklamalı yanıt verilmesini talep ediyorum.
 
1) söz konusu bölgede  Kuduz vakası olduğu nasıl tespit edilmiştir? Kuduz hastalığı hangi kurum tarafından onaylanmıştır?
 
2) Kuduz hastalığının Kurtlarda olduğu nasıl bir bilimsel araştırma sonucu tespit edilmiştir ?
 
3) Kuduz vakası olduğu onaylandıktan sonra, avcılar kulübüne gidip eli silahlıları toplamadan önce halk sağlığını güven altına almak amacıyla herhangi bir işlem yapılmış mıdır ?  ne gibi işlemler yapılmıştır ?
 
4) Sürek avına çıkan eli silahlıların, ormanın içinde Kuduz hastalığını taşıyan Kurt’u nasıl tespit edip öldüreceklerine dair nasıl bir  plan yapılmıştır ? Yoksa karşılarına çıkan tüm kurtları vurup hangi hayvanın Kuduz virüsü taşıyıp taşımadığını öldürdükten sonra tespit etmek yönünde bir  çalışma mı planlanmıştır ?  Bu durumda bu olayın koruma altındaki bir türü KATLİAMdan farkı nedir ?
 
5) Koskoca devletin elinden, eli silahlı öldürmekten zevk alan çok sağlıklı ruhsal yapıya sahip olmayan bir grup insanla silahlanıp ormana dalıp önüne gelen hayvanı vurarak bir çalışma yapmak yerine  konu uzmanı akademisyenler, bilim insanları, veteriner hekimler, zoologlardan oluşan bir ekip kurup, içinde bulunduğumuz çağa, ve konunun önemine uygun bir çalışma yapmak gelememekte midir ? Devlet ve Bakanlık bu güçten yoksun mudur ?
 
6) Söz konusu sürek avında kaç tane kurt öldürülmüştür ?
 
7) öldürülen hayvanlar üzerinde araştırma yapılmış mıdır ? hangi kurum tarafından yapılmıştır? elde edilen sonuçlar nedir ?
 
8) 8.bölge şube müdürlüğünde görev yapan yetkili kişilerin mesleki yeterlilikleri var mıdır ?
 
9) av sırasında eli silahlılar dışında denetim ve kontrol sağlamakla kaç kişi görevlendirilmiştir. ?
 
 
 
Gereğinin yüksek makamınızdan talep ediyorum..
 
Saygılarımla arz ederim..
 
Ad Soyad:
 
Tc NO:
tel :
Adres:
 
EKLER:
 
EK 1 ) MERHABA HABER :
 
EK 2 )BELGE HABER :
 
EK3 ) RENKLİHABER
 
EK4)HABERYURDUM :
 
 
NOT:  burada bağlantılarını verdiğim haber sayfalarının ekran fotoğrafları maile ekli olarak bulunmaktadır..
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

MERYEM CANDAMAR ANLATIYOR

Meryem CANDAMAR
İstanbul – BİA Haber Merkezi
25 Kasım 2012, Pazar

Köydeyiz, bunlar da yakındaki şehire göçmüşler, yazın geliyorlar tabii. Bu ilk başlarda arkadaşımı seviyordu. O olmayınca beni seçti. Benden de hoşlanan bir çocuk vardı. Çocuğa “sen Meryem’le çıkıyor musun” demiş. O da “yok” demiş. Bana teklif yaptı, arada arkadaşım olduğu için kabul etmedim. Arkadaşım aşkı gibisine.

İsteme oldu.  Ben olmazlandım yine. Aile araya girdi. Rahat edersin, işi gücü var, dediler. Fazla direnemedim.

Biz İstanbul’a geldiydik, akrabaların evinde yüzük taktılar. Gelmedi, ben tek başıma. Böylece söz kesilmiş oldu. Nişan daha sonra… Ben nişandan sonra aşık oldum. Yani öyle sandım.

Birkaç ayda düğün de oldu. Huyunu suyunu öğrenemedim tabii. Düğünde altınlar, paralar takıldı. Adettir bizde. Hemen düğün gecesi kayınpeder altınları, paraları elimizden aldı. Bankaya yatıralım dedi. Bir şey demedik tabii. Beni işi gücü var diye verdiler, ama evlendiğimizde işi gücü yoktu. O arada bizim altınlar, paralar usul usul erimiş. Kocam benden habersiz yemiş yani.

Öğrenince çok kızdım. İlk kavga altınlardan, paralardan çıktı. Ailesi kavgayı duyunca hemen “boşanın” dedi. Bağırış çağırış. Kocam bana evden git diyor, ben gitmem diyorum. İnat ettim. Gitmedim sonuçta. O ara hamile kalmışım. Hiç baba olacak gibi değil, heyecan falan yok. Ne benle ilgili, ne karnımdaki bebekle.

Doğuma bile komşular götürdü hastaneye. O kadar yani.

Kayınpeder sürekli benimle uğraşıyor, fesatlık içinde. Kayınvalide de kocası ne derse onu yapıyor. Bebeğe gelen altınlar da gitti bu arada. Altın dayanmıyor yani. Baktım olacak gibi değil. Bebek yaşını doldurdu, işe başladım.

Kocam azıcık çalışıyor, sonra işsiz. Mecburen çalışacağım tabii. En kolayı evlere temizliğe gitmek. Sigortan yok ama temiz para. Ben de bir iki derken haftanın yedi günü yedi evim oldu, bir de benimki oldu mu sekiz ev. Her gün yeni bir eve git, her gün evleri yeni baştan kur bir nevi evi; ütüsü, temizliği, yemeği.

Ben çalışırken kocam kredi kartı borcu yapmış. Gene kavgalar, kavgalar…

Her suç işlediğinde, tabii kadınlar da oluyor bu arada, üstte çıkar. Bu kredi kartı meselesinde de böyle oldu, üstte çıktı. İlk şiddeti de yaşattı bana. Boğazımı sıktı, hastaneye gittim, polise yönlendiriyorlar.

Polis de evde karılarımızı biz de dövüyoruz, dön evine dedi. Ağlaya, ağlaya döndüm. Hastaneye, polise gitmeyi akıl ettim. Çünkü televizyondan duyuyordum böyle şeyleri. Kadınların mücadelesini mesela. Halamın kızı çok iyi arkadaşımdı, onu da kocası darp etmişti, o da hemen hastaneye gitmişti. Böyle bir örnek de vardı aslında. Şiddeti evden bilmem, babam hiç şiddet kullanmazdı. Şiddeti televizyondan biliyordum. Bütün bunlardan sonra kart borcunu da  bana ödetti.

Ben kaç kere polise gittim. Savcılığa gitmeyi beceremedim. Yol yordam meselesi. Bir keresinde Baro’ya gittim, kadın komisyonu olduğunu duymuştum. Gittim, geldim, ulaşamadım. Bir yardım alamadım. Savcılığa gitmek o kadar kolay değil. Yol gösterecek bir şeyler olmalı arada.

Sürekli güven kırıyordu aslında. Bebeğe de kayınpeder bakıyordu.

Artık hep kavga. Bana ceza veriyor, evdeki eşyaları kullanılmaz hale getiriyor, elektrik felan devre dışı kalıyor. Aileler araya giriyor, her defasında boşanın, diyorlar. Ben kabul etmiyorum. Sürekli internet, facebook, chat…

Sonunda evi terkettim. Dayımlara gitmiş, karımı seviyorum, n’olur dönsün diye. Ben de suçu kabul edince yumuşuyorum. Çocukla bi başıma ne yapacağımı da bilemiyorum, tabii çok daha gençtim o zamanlar.

Döndüm. Yine aynı şeyler tekrarlanıyor. İşe giriyor, çıkıyor. Çoğu zaman işsiz. Zaten daha ilk başta kaybetmiştim ona güvenimi. Hiç kalmadı böyle böyle oldukça.

Çok çalışmaya başladım. Beni erkek gibi yapan kocam oldu, faturalar, evde bebek… Her kavgada işten ayrıl diyor. Nasıl ayrılayım, neyle geçineceğiz? Hem neden ayrılayım?

Güçleniyormuşum bu arada. Öyle demeye başladı çevremdeki herkes. Sen güçlüsün, sen güçlüsün!  Ayakta duruyorum tek başıma. Hayat üniversitesi beni güçlendirdi.

Hayat üniversitem hem kendi evim hem de çalıştığım evler… Çalıştığım evlerdeki kadınlar beni çok etkiledi. Hep konuşuyoruz iki kadın olarak. Daha da ayakta durmayı öğrendim böylece…Bir kavgada yine işten ayrıl deyince, artık sordum, neden? Çünkü, dedi, sen benden daha güçlüsün, daha çok para kazanıyorsun.

”Sen çok güçlendin, seni taşıyamıyorum” dedi. Hep para, hep para… Ondan beklentim kalmayınca kendisini iyice işe yaramaz gördü herhalde. Ben ona canım cicim deyince erkekliğini ispatlamış gibi oluyordu. Canım, cicim de öyle ortada bir şey kalmamışken de söylenmiyor ki! Sadece ben değil, çevremiz de ona güvenmiyordu.

Ben köyde büyüdüm ama benim ailem başka türlüdür. Sevgiyi çok almışız, dürüstlük aşılamışlar, köyde Kürtler var, Aleviler var. Biz onlarla dosttuk.

Kimseyi aşağılamadık, temizlik işini de küçümsemedim. Her şeye dayanıklıyım. Hiç çalışmayı hayal etmemiştim. İstanbul’da gelince de kadın hakları, kültür, doğruluk… Gidip geldiğim evlerde dünyam zenginleşti…

Kocamla aramda mesafe oldu zamanla, ben geliştim, o olduğu yerde kaldı. Sözde sağcı, milliyetçi ama solcu gibi yaşıyor. Beni de solcu gibi görüyor, dinlediğim müziklere solcu der. Aleviyi, Kürdü hep PKK görür, ayrımcılaştırır. Aslında kötü niyetli değil, her şey ağzında. İşte kedi gibi, eve gelince kükrüyor.

Bi bakıyorum canım cicim, bi bakıyorum köpek gibi. Bir keresinde yine kavgalıyız. Bana zorla… Tecavüz etti. Gittim aldırdım. Tecavüz bebeği, anısı… Katlanamazdım. Çok kızdı. O tecavüzcü olmadı, ben bebek katili oldum. Günahını çekeceksin, dedi durdu bana. Sen istemedikçe olmaz… Bunun suç  olduğunu o zaman o kadar bilmiyordum. Bana kadın olarak ağır geldi.

İşine de maaşına da karışmıyordum. Sinema yok, hiçbir şey yok. Beraber hiçbir şey yoktu. Kimse için fedakarlık yapmıyor… Zaten arkadaşı da yok. Erkeklerin arkadaşı hiç olmuyor, neden ben de bilmiyorum… Benim çok arkadaşım var, telefon açarız birbirimize. Onu hiç telefonla arayan arkadaşı yoktur. Haklarını savunamaz, bana karşı savunuyor. O savunduğu da hakkı değl. Hakkı olmadığını bilmiyor da, kabul etmiyor da. Kensini benim sahibim gibi görüyor.

Hep gel git. Bekarlara özendi, hep bir özenti. Fikri ayrı, beyni ayrı… Ben güçlendikçe beni ablası gibi gördü. Sahiplendim çok ben. Aslında onun için üzülüyordum da. Kimsesi yok, yapayalnız… Kimse onun için bir şey yapmıyor, o da kimse için bir şey yapmıyor. Cenazeye bile gitmez.

Bazen de üstüme o kadar çok düşüyordu ki? N’apcam ben bu adamı diyordum. O kadar ezik ve light  da oluyor.. Ben galiba biraz maço erkek seviyorum…

Dayanışma çok önemli kadınlar arasında… Daha pozitif düşünüyor insan dayanışma ortamında… Onların hikayelerinden de güç alıyorum. Ayrılanların arasında en iyi durumda olanı benim. Bir kadın “helal olsun sana” dedi.

En son sevgilim var deyince… Düştüm, kalktım, ağladım. Korktum, şimdi uzaklaşma aldı, eve gelemiyor. Ben işime hayata devam ettim, Hiçbir şeyimi değiştirmedim.. Aynen devam ediyorum… Kadınların hikayeleri birbirine benziyor, kadınlar çok çalıştığı için erkekler azıyor, etrafımda benim gibi beş altı erkek var… Arkadaşım var, boşanmak istiyor, kocası bir kız bulmuş… Bunlar hep başörtüsüz kadınlar buluyor.

Bizi erkekleştiriyorlar, sonra da bizden kadınlık bekliyorlar. İşve, cilve gibi. Gece çok geç geliyordu. İki dakikada tamam, sonra bilgisayar… İnsan kendini kullanılmış hissediyor… Aslında telefon edip de nasılsın dese iyi geliyordu. Her şey beyninde bitiyor insanın…

Televizyon dizlerinde bu sene hep ihanet, aldatılma var. Bu sene izlemiyorum o yüzden. Dizi yerine tartışma programları izliyorum şimdi. Öyle bir geçer zaman ki’yi izliyordum. Cemile mesela… Cemile dimdik ayakta. Adama n’oldu? Cemile güçlü kadın, giderek güçlenen bir kadın… Bu seneki dizilerde karakteri sağlam bir kadın yok… Cemile gibi kadınlar insanı çok etkiliyor… Cemile de arayış içine girseydi, çocuklar da ziyan olurdu, temizliğe de gitti. Kocası ona tecavüz etti, en çok o yüzden mi etkilendim bilmiyorum…

Kadının çalışması güç, evde söz sahibi oluyor ister istemez. O yapamadıkça her şeyi, ben yapıyordum. O yüzden de sıkılmış oluyor benden… Para kazanmıyor, sürekli her şeyi almak istiyor. Ödeme planını diye bir şey bilmez.

Etrafımdaki kadınlar hep böyle… Genelde temizliğe giden kadınlar her şeyi kendileri yapıyor, çocuk üniversiteye gidecek mesela, kadın düşünür bunu, bir iki ev daha bulayım der hemen… Adamlar yapmadıkça sen yapıyorsun tabii.

Dövecek, ses çıkarmayacaksın. Sevgili yapıyor kendine, ses çıkarmayacaksın. Sonra da işe gitme diyor. Ne alaka? İşe gidince küçük görüyormuşum onu, paraya ortak etmiyormuşum… Hedef saptırıyor… O kızla elele dolaşıyor, sonra iş geliyor benim güçlülüğüme. Çevremdeki kadınlarla kendimi kıyasladıkça, yaşımı aldıkça güçlüyüm diye düşünmeye başladım… Kocam da durmadan söylemeye başlayınca. Kendimi motive ediyorum, güçlüyüm.

Gazetelerden aile hikayelerini okuyorum, kadın hikayelerini okuyorum, televizyonda kadın programlarını izliyorum, hepsi etkiliyor… Ondan daha iyi düşünüyorum… Benim arkadaşlarım genellikle benden on yaş büyükler mesela… Hayat tecrübesi verebileceklerle arkadaşlık edince daha iyi hissediyorum kendimi.

Feliçia dizisini izliyordum… Kızı zorla pazarlıyorlardı. Hiç kavga yapacak bir şey bulamayınca izlediğim dizilere karışır… Kendisi  Kurtlar Vadisi izliyor, korku filmleri, kan dehşet… Benim de onunla korku filmi mi izlememi ister. Sonraki gün işe gidicem nasil saat 1’de film izleyeyim… O kızla izleyebilir tabii, işi gücü yok nasılsa…

Kadınlar hisseder. Birden değişim hissettim. Parasızdı, benden götürüyordu… Sürekli beni aşağılıyordu. İşte bana, ”sen kime güveniyorsun, çalıştığın evlere mi güveniyorsun” diyordu. Bir de görseniz, melek sanki, pek efendi bulur herkes onu, pek efendi. İnsanlar da o öyle çocuk değil, diyorlar.

Kadının doktor olmasıyla temizlikçi olması arasında bir fark yok… Yaşadıklarımız aynı… Erkekler aynı çünkü. Acı, aynı acı. Eğitimli kadınlar saklıyorlar gibime geliyor yaşadıklarını… Kabullenilecek bir şey değil aldatılmak. Depresyona giriyorsun, utanıyorsun. Şimdi utanmıyorum, ben utanılacak bir şey yapmadım ki… Sonuçta prensesleri de, Hülya Avşar’ı da aldatıyor erkekler… Her meslekteki erkek karısına acı çektiriyor… Benim psikolojimi bozarken bana acıdı mı, psikopat gibi…

Tartışma esnasında yapacak bir şey bulamayınca şiddete başvuruyor.. İtekliyor, evden git diyordu. Valizimi alıp çıkıyordum. 25’inden sonra dedim ki niye ben gidiyorum?

Polise de gittiğim için de korkmaya başladı. Dövmekten vazgeçti. Psikolojik şiddet başladı. Savcı da söyledi, erkekler artık psikolojik şiddete başvurmaya başladılar diye. Tabii bu dayak ortalıkta çok konuşuluyor. Kadınlar susmuyorlar. Fiziksel şiddetten tabii uzaklaştırma veriyorlar, psikolojikte olamayabiliyor, şahit falan yoksa… Yani benden korkmuyordu da devletten korktu. Keşke fiziksel olsa diyordum.

Ona yalvarmamı istiyor. Onu da yapmadım, yapmam da. Her darbede daha kök salıyorum, güçleniyorum… Bence bu işte anahtar çalışmaktır. Başka arayışlara da girmedim. Kadın kendini başka erkeklere kullandırtmamalı.

Bu kız konusunda… Ben büyüttüm büyüttüm, tam meyvesini yiyeceğim zaman başkasına gitti… Şu anda geri dönüş yok. Artık dönmek isteyince de dönemez. O kadına sinirleniyorum ama nefret beslemiyorum…

Geçen akşam ben delirdim mi neden bu kadar mutluyum diyordum kendi kendime. Onsuz yaşayamacağımı sanıyordum. Kendimi öldürmeyi bile düşünmüştüm. Değmezmiş…

Her kadına mutlaka çalış diyorum, ayaklarım yere bassın. Yatılı işe gidiyor bir arkadaşım, evlenmek istiyor, kurtulmak istiyor. Böyle bir nedenle evlenmek istemiyorum. Çalışmak istiyorum. Hayat müşterek de, nerede öyle erkek? Özgür olduğumu yeni anladım, beni bitiriyormuş… Çocuğumun hatırına çekiyordum.

Benim hikayem çok uzun tabii. Bu son meselede Mor Çatı’ya da gitmeyi başardım. Mor Çatı’nın psikologu da avukatı da bana çok yardımcı oldu. Kadınlar her sokağa çıktığında, bağırdığında biz evlerdeki kadınlar etkileniyoruz, hoşlanıyoruz. Erkekler de  ürküyorlar. Bunu da ben yaşadım. Yaşıyoruz da.

Mücadeleye devam. En son halimizi çok merak ediyorum. Acaba onun düşündüğü gibi miydik, benim düşündüğüm gibi mi? Çocuk olunca oğluma hem ana hem baba olmaya çalıştım. Çocukla da ilgilenmiyor.

Şimdi oğlum her şeyi anlıyor. Tabii çok üzüldü. Üçümüz birlikte olalım istiyordu. Artık her şeyi anladı. Güçsüz olsaydım köye gitmek zorundak kalırdım. Zaten kendi kendine boşanınca köye gitmem gerektiğine de karar vermiş.

Bakar mısın? Boşanacağız, ama bu karar verecek benim ne yapacağıma. Etraftan da benim için köye götürün de hava alsın dediler. Ne havası?

Niye köye gidiyormuşum dedim, işime devam ettim… Şiddetli geçimsizlik diyorlar ama niye şiddetsizlik? (MC/BA)

Haber Linki:http://www.bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/142333-her-darbede-kok-saldim-guclendim

Fotoğraflar: Özlem Besler

25.11.2012

Çorluda tehlikeli atık tesisine karşı binlerce kişi yürüdü.

Demokratik kitle örgütlerinin, Sendikaların ve Halkın katılımıyla yürüyüş gerçekleştirildikten sonra, Otobüslere binilerek, Tesisin yapılacağı

Karatepeye gidildi.

Tüm Trakyalılar tehlikeli atık tesisine karşı, gösterilerini gerçekleştirdi.

Basına ve Kamuoyuna;

“Çorlu Tehlikeli Atık Tesisine Hayır Platformu” olarak aylardır mücadele ediyoruz. Yasal, demokratik ve meşru yöntemlerle mücadele etmeye de devam edeceğiz.

Mart 2012 de oluşturduğumuz platform, yaptığı basın açıklamalarıyla tesisin zararlarını ortaya koydu. Dağıtılan bildiri ve broşürlerde tesisi neden istemediğimiz anlatıldı. Şimdiye kadar çok sayıda toplantı yaptık. Nisan 2012 ve Haziran 2012 tarihlerinde Valilik nezdinde askıya çıkartılan imar planlarına itiraz ettik ve dava açtık. Düzenlediğimiz imza kampanyasında 40 bin imza topladık. 5 Haziran 2012 tarihinde Dünya Çevre Günü münasebetiyle Cumhuriyet Meydanında binlerce insanın katıldığı Halk konseri düzenledik. 17 Ekim 2012’de topladığımız 40 bin imzayı üst yazıyla birlikte Tekirdağ Valiliği’ne teslim edip, bir heyetle konuyu ilettik.

TBMM Çevre Komisyonu üyelerinin 18-19 Ekim tarihlerinde Tekirdağ’da yaptığı çalışmada konuyu komisyon üyesi Milletvekillerine de anlattık ve bir dosya ile kendilerine sunduk.

Bu Tesisin kurulmasını;

1.      Çorlu’da yaşam alanlarına yakınlığı

2.      Yakmaya dayalı olması ve teknolojik olarak yeterli olmayışı

3.      Tesisin kurulması halinde havamızın, suyumuzun, toprağımızın kirlenecek olması

4.      1. Sınıf tarım arazileri içinde kurulacak olması

5.      Çorlu Belediye Meclisi’nin üniversite, mimar-mühendis odaları ve çevre kuruluşlarından aldığı görüşler doğrultusunda tesisle ilgili 3 kez olumsuz karar alması

6.      Çorlu Halkının yaşamını doğrudan ilgilendirdiği halde Çorlu Halkının hiçe sayılması

7.     Çorlu’da kurulmak istenen tesisin 25’te 1 kapasitesine sahip İstanbul – Kemerburgaz’da kurulu bulunan tesisin çevresine, doğaya, insanlara, canlılara zararı bilimsel olarak raporlarla kanıtlandığı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi tarafından kapatılma kararı verilmiş olması,

NEDENLERİYLE İSTEMİYORUZ.

Tesisle ilgili ruhsat alma ve inşaat sürecine gelindiğinden, 25 Kasım 2012 Pazar günü sesimizi daha gür çıkarmak ve daha geniş kesimlere duyurmak için KARATEPE’YE YÜRÜME kararı aldık.

25 Kasım 2012 günü Çorlu Atatürk Meydanında saat 13:00’te toplanıp, Çorlu Otogarına kadar yaya, otogardan da araçlarla Karatepe’de tesisin yapılacağı yere kadar gideceğiz. Tesisin yapılacağı yerde yapacağımız basın açıklaması ile tesisi neden istemediğimizi haykıracağız.

Bu yürüyüşümüze, çocuklarımızın ve torunlarımızın geleceğini düşünen herkesi, siyasi düşüncesi, partisi, inancı ne olursa olsun destek vermeye çağırıyoruz. Biliyoruz ki, şirket ortakları ve bu işten iktisadi, siyasi menfaati olan bir avuç insan dışında Çorlu’da yaşayanların %99’unun bu projeden herhangi bir çıkarı yoktur. Çorlu’da yaşayanlar olarak tek yumruk, tek ses olup, hep bir ağızdan bizi zehirleyecek olan tesisi istemediğimizi haykıralım.

Bu konuda başta Belediye Başkanlarımız, Milletvekillerimiz, siyasi parti dernek, oda ve sendikalar olmak üzere, kişi ve kurumlarımızı Çorlu’da %99’un çığlığına ses vermeye davet ediyoruz.

TEHLİKELİ ATIK TESİSİNE HAYIR PLATFORMU

www.yeterbeyaa.org

ZIRLAMA…

Ben de çabuk ağlarım…

Bağırarak ağlarım, uygunsa…

Kimse tutamaz…*TIR şoförü, yandaki arabanın direksiyonunda bağırarak ağlayan beni görünce camı açmış sormuştu:

“Genç miydi?..”

Ona sadece aklıma Pako’ya kırmızı çiçekli tasma alıp da parka götürdüğümüz günün geldiğini söyleyemedim…

*

Babam, demek ki çok güldüğüm bir gün, kaşlarını çatıp “Erkekler gülmez” demişti…

Dışarıya da Kartal Tibet’in filminin afişini asmışlardı:

“Erkekler Ağlamaz…”

“Gülmez” ile “ağlamaz” arasında…

İkisinin ortasında çok dayanamadım…

*

Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Gazze’de salya sümük ağlamasının tartışıldığı günlerde işte bunları düşündüm…

Keşke o ağlayan adam “ağlayabilen” Dışişleri Bakanı olsaydı…

Ama Suriye sınırında, öldürdükleri insanları kamyonetin arkasına üst üste doldurup… Kollarından, ayaklarından sürükleyerek bir çukura atanlarla daha dün İstanbul’da dayanışma toplantısı yapan adam niye ağlasın?..

Ya da bir ölüyü motosikletin arkasına bağlayıp Gazze sokaklarında sürükleyen vahşeti destekleyen adam mıydı o ağlayan?..

*

Çeşitlidir ağlamak:

– Zırıldama…

– Hıçkırık…

– Figan…

– Salya sümük…

– Hüngürtü…

– İçin için…

– Fırt…

*

Yengem bize “Sinirimden çok yiyorum yine” demediği zamanlar da “Sinirimden gülüyorum yani” derdi…

Eee…

Belli olmuyor işte…

*

Bari siyasetin suratında gözyaşları kirlenmesin…

*

Sözüm temiz gözyaşı olanlara:

Ağlayacaksanız ağlayın bence…

Duygular alev aldığında…

İçinizde yangın başladığında…

Bir sızı damağınıza oturduğunda…

Burnunuzun direği sızladığında…

İki damla yaş göz pınarlarına dayandığında…

Gizlemeyin…

*

Ağlayın ağlanacaksa…

İnsan ağlar…

***
24 Kasım 2012 – bcoskun@cumhuriyet.com.tr

23.11.2012

UNESCO’nun 2009 yılında yayımladığı “Dengeyi doğru kurmak: Gazetecilikte cinsiyet eşitliği” başlıklı el kitapçığında dünya genelinde medyada kadının, “cazibeli seks bombası, kutsal anne, hilekar cadı, sert iş kadını ve hırs düşkünü politikacı” olarak tanımlandığı belirtiliyor. Her gün Türkiye’deki medyada da kadının benzer ifadelerle resmedildiğine tanık oluyoruz.Medyanın cinsiyetçi dili, toplumsal cinsiyet rollerini yansıtmanın ötesinde, onu besliyor ve meşrulaştırıyor. Medya kadınların erkek şiddetine maruz kalmasını, tecavüze uğramasını, öldürülmesini “erkeği tahrik etti, toplumsal rollerinin dışına çıktı ve hak ettiğini buldu” algısını besleyen ifadelerle haberleştiriyor. Mağdur kadın suçlu olarak sunulurken, katil erkek üzerine düşen rolü yapmak zorunda olan masum kurban olarak tanıtılıyor. Nasıl mı? Birkaç örnek üzerinden gidelim:Güncelden başlarsak; Hürriyet Gazetesi internet sitesinde 19.11.2012 tarihindeki yayımlanan bir videoda Femen Grubu üyelerinin Paris’te eşcinsel evliliği savunan gösterileri sırasında dayak yediği haberi yayınlandı. Videonun içinde yer alan “Femen kızları en sonunda dayak yedi” cümlesi aslında şunu diyor: “Femen üyeleri aslında dayağı çoktan hak etmişti ve nihayet yediler”.Milliyet gazetesinin internet sitesinde aynı tarihte yayınlanan bir başka haber Adriyatikte çarpışan iki Türk gemisi hakkında. Haberin içeriğinden anlaşılan, gemilerden birinin kaptanının, diğerini yanlış yönlendirdiğidir. Görevlilerden başkasının girmesinin yasak olmasına rağmen, kaptan köşkünde iki kadının bulunması ise haberin bir başka yönüdür. Şimdi başlığa bakalım: “Kadınlarla gelen felaket”. Nasıl bir habercilik ilkesi haberin başlığını bu denli çarpıtmayı ve bir erkek olan kaptanın hatasını kadınlara yüklemeyi meşrulaştırabilir?

Habertürk’ün, 07.10.2011 tarihinde boşandığı kocası tarafından öldürülen Şefika Etik’in öldüğü anı fotoğraflayarak sürmanşetten vermesini nasıl yorumlamalıyız? Fatih Altaylı bu fotoğrafı kadın cinayetlerine dikkat çekmek için mi verdi yoksa tirajı arttırmak için mi? Ölümün fotoğrafı erkeklerin “cinayet kötüymüş, o zaman ben karımı öldürmeyeyim” diye düşünmesini mi sağlar yoksa kadınların erkekler tarafından öldürülmesinin olağan bir durum olarak algılamasını mı? Cevap oldukça net.

Ve benzeri pek çok örnek…Haberlerin namus, töre, gelenek, tahrik, aldatma, küfür gibi kelimelerle bezenip katil ve tecavüzcü erkekleri masumlaştıran, “gece eğlencesinden dönen kadın, alkollü genç kız” gibi öldürülen, cinsel şiddete uğrayan kadınları suçlayan dilini her gün okuyoruz, izliyoruz.

Medya İzleme Grubu’nun (MEDİZ) yaptığı bir araştırmanın sonuçları medyadaki erkek egemen bakış açısının tesadüf olmadığını gösteriyor. MEDİZ’in raporuna göre medyada yöneticilerin %15′i kadın %85′i erkek / Köşe yazarlarının %12′si kadın %88′i erkek / Televizyonların siyasi tartışma programlarına katılan konukların % 11′i kadın %89′u erkek / Haber kaynaklarının % 18′i kadın % 82′si erkek / Arka sayfa ‘güzellerinin’ %100′ü kadın %0′ı erkek / Genel yayın yönetmenlerinin %0‘ı kadın %100′ü erkek.

Kocası kadını öldürüyor “aldattı” diyor, babası kadını öldürüyor “namusumuza leke sürdü” diyor, abisi kadını öldürüyor “evden kaçtı” diyor ve medya haberi “aldattığı için karısını öldürdüğünü söyledi!, “namusunu lekelediği için kızını öldürdüğünü söyledi!, “evden kaçtığı için kız kardeşini öldürdüğünü söyledi!” diyerek veriyor. Korku kültürü yaratan medya, kadınları sindiriyor. Mesaj çok net: “geleneksel cinsiyet rollerinin dışına çıkarsan, fedakar eş, namuslu kız çocuk, hanım hanımcık kız kardeş olmazsan, seni öldürürüz, bu bizim hakkımız! Seni kocan olarak, baban olarak, abin olarak öldürürüz! Yetmez! Ölü bedeninin üzerinden namus hikayeleri yazarız, medya olarak öldürürüz. Yetmez! Seni öldüren erkeklere haksız tahrik indirimi veririz ve seni bir de yargı olarak öldürürüz! Bu da yetmez! Ölürsün. Yıllar geçer. Çocuklarına, namussuzdu, babanız namusunu temizledi diye anlatırız. Toplum olarak öldürürüz!”
Çoğu hikayenin medyada yansıtıldığı gibi olmadığını biliyoruz.

Öldürdüğü kadın için “küfür etti, öldürdüm” diyor. Ölü bir kadın ifade veremeyeceği için, katilin sözlerine itibar mı edeceğiz? Evden kaçtı diyorlar. Peki yıllarca yediği dayakların, aşağılanmaların, tacizin hesabı ne olacak?

Velev ki hiçbir neden yoktu. Velev ki namussuzuz fahişeyiz, transseksüeliz. Velev ki aldatıyoruz. Velev ki evden kaçıyoruz. Velev ki sizin bize yüklediğiniz rollere isyan ediyoruz. Velev ki rolümüzü beğenmiyoruz ve kendi hayatlarımızda figüran olmak değil, başrol oynamak istiyoruz… Hadi diyelim bunların hepsini yaptık. Bunlar bizi öldürmenizi haklı çıkarabilir mi? Bir kadını öldürmek bu kadar kolay mı? Bir kadının ölümünü böyle haber yapmak, namustan bahsederken, namussuzluğun ta kendisi değil mi!

SEVGİLİ GÜNLÜK,
Ege uyuzu nihayet evin yolunu bulabildi..
O yokken çiftliğe gelen tavşanı gösterdik ona gelir gelmez çok hoşuna gitti bayıldı tavşana..

İstanbul’daki işlerini halletmesi gerektiğini söyleyip beni ve Mi’yi çiftlikte bırakıp giden Ege uyuzu bu gün akşam nihayet döndü..O yokken Mi ve ben çiftlikteki evimizde kaldık, evin kapısı hep açıktı istediğimiz zaman çıkıp istediğimiz zaman giriyorduk ve kimseyi eve sokmadık.Hatta Ege’nin annesi içeri girmek isteyince ısırdım da olay oldu.. Mi’de istediği gibi dışarı çıktığı için gidip gidip kuşları yakaladı,bir tanesini yakaladığını Ege’nin annesi gördü hemen telefon edip Ege’ye söyledi ama diğerlerini benden başka kimse görmedi..Bu arada O yokken çiftliğe birileri bir tavşan getirip bıraktı. İstanbul’da çocuklarına oyuncak olsun diye almışlar sonra tavşan büyüyünce ne yapacaklarını bilememişler ve birine verip başlarından atmışlar, o biri de başka birine , o da başkasına derken bir şekilde bizim çiftliğe geldi tavşan..hemen aldık. Aptal kangallar yemesin diye hemen ona güzel korunaklı bir yer yaptık..

Ege gelir gelmez de ona tavşanımızı gösterdik, bayıldı tabii.. Tavşan da onu sevdi ama o sündük tavşan çok miskin zaten herkese sevdiriyor kendini sırnaşık kedi gibi..

Her şeyin cılkını çıkaran Ege tabi gene yapacağını yaptı ve tavşanı eve alacağım diye tutturdu.. Tavşanı biz de seviyoruz ama kümesinde kendi bahçesinde olduğunda.. Bizim odamızda yatağımızda ne işi var zıp zıp zıp zıplayacak.. Biz ona ne güzel yer yaptık, tavşan bu işeyecek sıçacak eve bırak yerinde kalsın diyoruz yok, eve alalım sevelim diyor.. Biz alırsın alamazsın diye tartışırken tam o sırada İrfan’ın gelmeye başladığını gördük. koşarak evlere saklanmak zorunda kaldık tabi Ege de tavşanı alamadan eve girmek zorunda kaldı.. İrfan yemeğini yedikten sonra da sabaha kadar evin etrafından ayrılmadığı için kimse dışarı çıkamıyor bu yüzden de Ege gidip tavşanı alamıyor.

Bu akşamlık rahatız ama aha şuraya yazıyorum bu manyak kesin yarın o zıplayan kemiren yaratığı eve alacak..

Off off yokluğu bir dert varlığı yara..

İmza Pamuk
Ege Sakin

21.11.2012
SEVGİLİ GÜNLÜKEge bana jambon almış.

Bu jambonları yemiyorum ama  onların başında nöbet bekliyorum ve kazara jambonumun olduğu odaya girmeye kalkan biri olursa ona gününü gösteriyorum.
jambonum olduğu zaman tüm gün gözlerimi jambondan ayırmadan ona bakar , ve etrafıma yaklaşmaya kalkan ya da kalkmayan herkese hırlarım..
Bu jambonların tek kötü tarafı var ; çişe çıkma olayı!! tutabildiğim son

 haddine kadar tuttum, inat ettim çıkmadım tuvalete ama sonunda daha fazla tutmaz hale geldim , ve jambonumu da alıp Ege ye tuvalete gideceğimi söyledim.
Elbette jambonda bizimle gelecek..
Yolda onu bir süre taşıdıktan sonra, ağızımda o olduğu için gelen geçene havlayamamaktan dolayı sinir oldum.
Jambonumu Ege’nin cebine koymak istedim, ama o bundan pek memnun olmadı ve kızdı ” sana onu alamayız dedim mi demedim mi ” dedi..
Ne yapacaktım ? Demir ile Mimi oynasın diye evde mi bırakacaktım..
Kimseye havlayamadım ama jambonumda benim yanımda güvende kaldı..
İMZA PAMUK
Ege Sakin

KÖPEKTEN KORKTU TABANCAYLA ATEŞ AÇTI
Adapazarı’nda sokak köpeklerine sahip çıkmasıyla tanınan ve sokaklarda yatıp kalkan hayvansever bir kadının cadde ortasında beslediği köpeklerden biri yoldan geçen bir adama saldırdı. Korkarak paniğe kapılan adam belinden çıkardığı tabanca ile köpeğe defalarca ateş etti. Hayvansever kadın da yerden seken kurşunla elinden yaralandı. Olay, kent merkezinde Nuri Bayar Caddesi’nde meydana geldi. Kentte gün boyu esnafan yemek artıklarını toplayarak sokak hayvanlarına vermesiyle bilinen kadın, Pazar Yeri önündeyken köpeklerden biri yoldan geçen adama saldırdı. Adam birden paniğe kapılırken belinden çıkardığı tabanca ile köpeğe birkaç kez ateş etti. Hayvansever kadın da yerden seken kurşunla elinden yaralandı. Adam, çevredekiler tarafından yakalanarak polise teslim edildi. Görevlilerin müdahale etmek istediği kadın, “Köpek de yaralı. Ona yardım edin. Benim bir şeyim yok. Arabamda yemekler var. Köpeklere vermem gerekiyor” diyerek müdahaleyi kabul etmedi. Aziz GÜVENER/ADAPAZARI(DHA)
%d blogcu bunu beğendi: