Archive for Ağustos, 2012


30.08.2012
SEVGİLİ GÜNLÜK,Mi’yi öldüreceğim, onun yüzünden adım ‘Pisi Pamuk’ a çıktı.

Bu Mi yaz geldiğinden beri devamlı serbest, Ege evde ne kadar cam kapı varsa hepsini açtı, kapalı tek kapı ana giriş kapısı, onun dışında her yer açık tabi bu da Mİ’nin çok işine geliyor, balkondan pencereden atlayıp gidiyor fellik fellik geziyor, gelmek istediği zaman da ya balkonun altında miyavlıyor ya da apartmanın

kapsında bekliyor insanlar da öğrendi illaki biri zili çalıyor ” kediniiiz ” diye seselniyorlar, Ege otomatiğe basınca da kapıyı Mi’ye açıyorlar..Ege Mi’nin eve istediği zaman kendi başına girebilmesi için ona halıdan tırmanmayı öğretti. Mi de öğrendi. Arka odanın camında aylardır asılı bir yolluk var, eskiden holde duruyordu şimdi yerinde bişi yok, asılı durmaktan rengi solan bu halı Mi’nin merdiveni.. Mi camdan atlıyor sonra bu halıya tırmanarak eve geliyor, böylece bu halı merdiveni olayından sonra bu kedi sadece gündüzleri değil geceleri de fellik fellik gezmeye başladı ve iyice sokak kedisi oldu..

Bir süredir de adet edindi biz sabah çişe giderken peşimize takılıyor ve beni deli ediyor..

Eskiden bu evin etrafından ayrılmazdı, biz Egeyle gitsek bile bir yere kadar peşimizden gelir, daha fazla gelmezdi ve orada durur beklerdi, biz de dönüşte alırdık bu salağı eve gelirdik, ama buna nolduysa oldu artık ayrılmıyor peşimizden.. Ege de şikayetçi bu işten, çünkü onu da deli ediyor, arabaların altına giriyor bahçelere dalıyor, tam bir baş belası.

Ama işin asıl kötü tarafı mahallenin tüm köpekleri kedi ile geziyorum diye bana isim taktılar Pisi Pamuk diyorlar..

Mi salağı sitedeki arkadaşlarım Beton ve Panço ‘ya kafa tutuyor bi de.. Biz ki Beton, panço, Osman ile bir araya geldiğimizde ne Egeyi takıyoruz ne kedici Gülten hanımı , önümüze gelen kediyi kovalıyoruz normalde ama konu Mi olunca durum değişiyor..

Bu gün gene geldi koşa koşa peşimizden, karşıdan da bizi gören Beton geliyor koşa koşa bize doğru, bu salak kabarttı sırtını kirpi gibi yaptı tüylerini kıhh kıhh yapıyor koca Beton’a .. ben girdim hemen ikisinin arasına , Beton’a ‘ ya bırak boşver salak o biraz küçükken kafasının üstüne düştü yataktan ondan böyle oldu ‘ dedim de kurtardım vaziyeti.. Ama Osman söyledi ‘2 sana bişi demiyorlar ama arkadandan Pisi Pamuk diyorlar senin için ” dedi..

Off çok moralim bozuk.. öldürücem bu kediyi.. kış gelse de Ege camları kapasa bu da çıkamasa evden yaa. bıktım yaa..

İmza Pamuk..

EGE SAKİN
Reklamlar



Gün doğmadan uyandı kapıcı Kasım
Arandıda yaktı ilk Bafrasını
Sonra kalktı yaktı kaloriferi
Dışarda yaman bir ayaz vardı

Asiye karısı kızı Safinaz
Uyuyorlardı sessiz upuzun
Dün bütün gün on numarada çamaşırdaydılar
Ellerin kirini yuğmaktan yorgun

Yeni bir gün diye düşünmedi ki
Değişik ne olacaktı ki
Onca daire onca merdiven
Bakkala git ekmek al çöp dök çöp

Yaktı ocağı çayı demledi
Sonrada kaldırdı Asiyesini
Ben çıkıyorum dedi siparişlere
Gecikmesin kızı uyandır dedi

Asiye kadın zorla yekindi
Of dedi bir of anam anam 
Kızım Safinaz kalk okul vakti
Daha çok uykum var uykum var anam

Güz günü dökülen yapraklar gibi
Öyle farksızca geçerken yıllar
Asiye temizlikte Kasım ın çıkta
Safinaz orta ikiye başlar.

Okusun tek taş çekerim sırtımda
Okusun kul olmasın ellere diyen Kasım
Geçikçe sınıfları Safinaz yıl sonunda
Kasılıyordu kapıcı Kasım kasım kasım

Herşeyin fiaı artıyordu ancak
Et, süt, bez, tuz vede yakacak
Ve kitap ve defter ve kalem ve açacak
Artmayan tek şey aylığıydı Kasımın
Artmayan tek şey aylığıydı ancak

Fiatlar artıyordu Kasımın ücreti sabit
Fiatlar artıyordu Safinaz okuyordu
Safinazın okuduğu kitaplar yazıyordu
Bir doktorun işçiden şerefli olduğunu

Fiatlar artıyordu Kasımın ücreti sabit
Kasımın ücreti fiatlara yetmiyordu
Birkaç ay daha dişini sıktı kapıcı Kasım
Safinaz artık okula gidemiyordu

Mecburdu artık Safinazda çalışmaya
Aile bütçesine katkıda bulunmaya
Okul önlüklerini ağlayarak çıkardı
Daha ondördünde fabrikaya başladı Safinaz

Gine erken kalkıyordu Safinaz sabahları
Her sabah geçerek o aynı sokakları
Kendi gibi insanlarla doldurup fabrikaları
Kendi gibilerine satıyorlardı yaptıkları malları

Safinaz ondördünde at gibi çalışıyor
Sendika yok sigorta yok iş güvenliğide yok
Safinaz haftasonları sinemaya gidiyor
Bekliyor o filmlerdeki o zengin bey çocuğunu

Kendinden büyük kızlar kuaföre gidiyor
Hafta sonları boyalar sürüyorlar yüzlerine
Pazartesileri localardan söz ediyorlar
Safinaz anlamadan bakıyor yüzlerine

Safinaz fotoroman okuyor Safinaz kupon kesiyor
Babası kader diyor piyango bileti alıyor
Günden güne yaşlanıyor dertleniyor anası
Safinaz eve erken gelmekten sıkılıyor

O aybaşı aylığından pudra aldı kendine
Bir çift uzun çorap topuklu ayakkabı
Pudrayı sürüp sürüp aynadan baktı yüzüne
Ve o hafta sonu eve biraz daha geç geldi

'Bir emeklinin oğluyum adım Niyazi
Jön Niyazi de derler dostlar sağolsun
Lise sondan terk okul durumum
Fabrikada muhasebeye takılıyorum

Peder sağolsun levazımcıydı
Çok dostları vardı o zamanlardan
Eskiden yağ tüccarıymış şimdiki patron
Babamın dostuymuş o zamanlardan

Okulda çok çaktım matematikten
Şimdi matematikten buluyorum yolumu
Ne biçim dünya bu dinine yandığım
Aç bir ufak daha kafamızı bulalım

Ha onu diyordum abiler adım Niyazi, 
Jön Niyazide derler dostlar sağolsun 
geçenlerde bir yavru düştü fabrikaya 
mmm fıstık gibi ama adı biraz fazla 
Aysel değil Canan değil ya. Safinaz. 
Hoş hepsi naz olsa ne yazar geçenlerde 
karşılaştık iş çıkışında çaktım beykozu dedim. 
Haftasonu ha anlarsınya.....' 
Bir kutu pudra sürmüş çıktıda geldi. 
Keh Keh Keh Keh.

Aylardan Ramazan Teravih sonrası
Namazdan dönene dek bekledi karısı
Gelince Kasım usul usul dokandı
Bu kızda bir haller var dedi Asiye

Kasım irkildi 'Nola dedi' nolabilirki?
Asiye sustu başını öne eğdi
Sonrada fısıldar gibi konuştu Asiye
Dün gece sayıklıyordu 'Yapma Niyazi
Kasım dellendi fırladı yerinden
Tutup dövdü kızı Allah yarattı demeden
Hiç ağlamadı Safinaz öylece baktı babasına
O akşam çıktı gitti ve bir daha eve hiç dönmedi

Baba evinden çıkıp gitmek kurtuluş mu kurtuluş mu?
Düşündün mü bu yolun sonu düzlük mü ya yokuş mu?
Varacağın en son nokta doğru mu yanlış mı?
Nereye Safinaz?

Niyazi'den hayır umma ilaçsız bir kele benzer
Fabrikadaki yömiyen söylesene neye yeter
Bak duruyor hususiler el ediyor cici beyler
Nereye Safinaz?

Genelevde sermayesin patron alır kazancını
Dostun kumarda kaybeder senden çıkarır hıncını
Yıllar geçer sen çökersin dilenirsin aç avcunu nereye
Nereye Safinaz?

Bazen şansın yaver gider biri çıkar evlenirsin
Bazen açarsın gözünü bir genelev işletirsin
Söylesenize Safinazlar bütün bunlar kurtuluş mu?
KURTULUŞ NEREDE
NEREDE SAFİNAZ
ONBİNLERCE SAFİNAZ
KURTULUŞ NEREDE?
Bir zavallının gaspı!
 29.08.2012
Av. Ahmet Kemal Şenpolat

Vicdanım bana diğer insanların söyleyeceklerinden

daha fazla hitap ediyor.

Cicero

Çook uzun süredir düşünüyorum bu fikri…tahmininizden bile daha çok !
Ama ahlaki boyutunu kafamda bir türlü oturtamıyorum. Nasıl bir rezilliğin ,ahlaksızlığın ve vicdansızlığın içinde olduğumuzu ancak onların penceresinden bakınca anlayabiliyorum sanki… Sonra da o acı dünyayı gördükçe utanıyorum  .

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz biz  ? Mağdur olan dostlarımız  ise kalkıp bunu söyleyemiyorlar. Çünkü duyguları olmasına rağmen dilleri  olmadığından ,  bizlere anlatamıyorlar. Karşımızda dilsizler ordusundan oluşmuş ama duyguları olan hisleri olan milyonlarca hayvancağız var.

Bugüne kadar yaptığımız düpedüz ise GASP !

Başka lamı cimi yok bunun. Hırsızlık değil, dolandırıcılık değil, hakaret falan hiç değil.

Tek kelimeyle gasp !

Biz nasıl oluyor da zavallı bir köpeğin ya da kedinin yavrularını ondan izinsiz alıp bir başkasına sahiplendirmek ya da satmak hakkını kendimizde buluyoruz ? Daha üç aylık bir bebeciği o dev gibi cüsseli vucudunuzla alın bakalım anasının koynundan .

Size ne diyebilir ki ?

Peki insanlar niye dana eti yerler de inek eti yemek istemezler ?

Ya da neden illa kuzu eti olsun diye tuttururlar. ?

Dikkatinizi çekerim kuzu da dana da daha yavrudur. Daha dünyadan haberi yoktur. Ama inek ya da koyun boyutuna geldiklerinde etleri sertleşir ve müşteri (!) tarafından tercih edilmezler. Onun için kasapların vitrinlerinde dana eti , kuzu eti yazar.

Lafın kısası yeni doğmuş bir yavru memeli her zaman , kaşarlanmış , bu dünyada daha fazla zaman geçirmişe tercih edilir. Tıpkı biz insanların genç körpeleri tercih ettiğimiz gibi. Ne kadar ahlaksız , ne kadar aşağılık yerleşmiş bir düzen bu böyle ?

Memeli hayvanlar hele inekler tıpkı insanlar gibi dokuz ay on gün hamilelik dönemi geçirirler. Kolay değildir bir canlıyı bir yıl boyunca karnında taşımak . Sonradan biri çıkar gelir ve o danacığı zorla anasından alır. Gasp eder. O yavru dana , esasında daha süt aşamasındayken annesinindir. Zavallıcık ses bile çıkaramaz yavrusunun elinden alınmasına.

Direnemez.

Gık bile diyemez.

Ya bir koyunun yanından alın bakalım şöyle laf olsun diye kuzucuğunu…Nasıl meler ? Nasıl içi gider. Bir şey yapamaz. Sadece sesiyle ortalığı birbirine katar. O tenezzül etmediğiniz koyun  büyük sürü içerisinde gelir bulur kendi yavrusunu. Ama biz insanoğlu acımadan alıveririz onu anasının kokusundan , yanından.

Var mı böyle bir vicdansızlık ? Kuzu ya ..kuzu ! daha üç aylık !

Filler sanırım iki yıl hamilelik yaşarlar. Geçen de izledim sirkte istedikleri hareketi yapsın diye anne fili doğurduğu yavrusundan ayırdılar. Sirkte istenilen hareketleri yapmıoyor diye cebirle , şiddetle yola gelmeyen fili , yavrusundan ayırdılar. Zalimliğin , kepazeliğin bu kadarı. Ne için ? iki ayak üzerinde kalksın da çemberden atlasın ve çocuklar el çırpsın diye. Zavallıcığı ayaklarından bağladılar ama bir yandan da daha yeni doğmuş yavrsunu da görebileceği ama ulaşamayacağı yere koydular.

Düpedüz “gasp” bu …bunun lamı cimi yok.

Zaten Türk Ceza Kanunda hırsızlığa verilen ceza gaspa verilen cezadan daha azdır. Çünkü gaspta hırsızlıktan farklı olarak cebir , şiddet vardır. Mağdura elinizdeki güçle boyun eğdirme vardır Ne yazıkki yasalar biz insanlar merkez alarak yapıldığı için , bu yazıda bahsetmiş olduğum düşünce sistemini olsa olsa maalesef  kedi ve köpek severlerden oluşan hayvanseverler değil belki ancak vejetaryanlar ya da gerçek hayvan hakkı savunucuları anlayabilir.

Yolda  giderken birisi gelip nasıl çantanızı sizin isteminiz dışında zorla kolunuzdan çekip aldığında sürüklenip arkasından bağırıyor ve yardım istiyorsanız ..ve acizliğinizden dolayı küfürler savurup o gasp yapan kişinin idamını bile isteyerek  lanetler okuyorsanız burada anlatmaya çalıştığım durum aynıdır….hiç farkı yoktur. Tek fark , farklı bir dünyada dönen olaylara gözlerimizin kapalı olması , gözlerimizi açmak istemeyişimizdir. .

Hırsızlık bile daha namuslu kalır bence bu ahlaksızlığın yanında.

İnsan olarak onlar karşısında dev gibi cüsselerimiz , dev gibi sopalarımız , zincirlerimiz tutsaklık şekillerimiz vardır  onlara karşı kullanabileceğimiz. Onlar bizlerden zaten hep işte bu yüzden korkuyorlar. Sadece bıçak korkusu değil , gerçekten onlara ait bir şeye zorla el koymamızdan

Ve biz bir anda keyfimize keder el koyuyoruz aslında bizim olmayan bir “cana”

Köpek yavruları ürettirip  sonra onları sahiplendirme adı altında satmak nedir ? Ya da sirklerde şaklabanlık yapsın diye anne  ayıyı ininde silahla vurup yavrusunu hile ile alıp talim ve terbiye ettirmek ?  Hangi hakla biz bir yavruyu anasından ayırabiliriz ?

Bir insan ne hissederse , özellikle memeli olanların hepsinin aynısını hissetiğini biliyorum. Tıpkı bir diş acısı , kulak ağrısı , karın ağrısı gibi. Onlarda da annelik duygusu olmadığını kim söyleyebilir. Sadece süt verirken mi annedir onlar sanki ?

Tek farkımız , biliyorsunuz onlar söyleyemezler , dile getiremezler… Anlatamazlar.  Neymiş “kuzu sote” olacakmış illa .

Yunus parende atmalıymış ki , yavrusunu görebilme hakkına sahip olsun diye. Yahu , onun hakkı o. İlla senin mülkiyetinde doğum yaptı diye ondan gelen soya sopa sen faturalı malmış gibi nasıl sahip olursun ? Maymunları , ayıları anavatanlarından ayırıp nasıl hayvanat bahçelerine tıkarsın. Nasıl kıyarsın bu masumiyete ? suçları öteki olarak doğmak mı ?

Yok kardeşim kabul etmiyorum ben bu düzeni !

Dünya düzeni böyle yerleşmiş ama isyan ediyorum ben buna. Belki 500 sene sonra anlaşılır bu dediklerimiz ama gerçek bir vicdansızlık ve ahkaksızlık örneği sergiliyoruz özellikle memeli hayvan dostlarımıza.

Mülkiyet esasından bir türlü onların da haklarının olduğu esasına geçemiyoruz.Sahiplerini korumayı onlara korumaya tercih ediyoruz sanki.

Kullanmış olduğumuz bu cebir ve tehditi onlar bize karşı kullansalar ve biz en sevdiklerimizden ayrılmak zorunda kalsak dünyayı nasıl zindan ederiz di mi onlara ? ama ya biz ? her gün bir yenisini bir yenisini daha yapmıyor muyuz ?

Onların dünyasında düpedüz gasp işlemiyor muyuz ?

Onun olana kendi kuralımıza göre canını hem de nasıl  acıtarak , psikolojik buhran geçirterek ,  onları ağlatarak , belki de yavrusunu gözü önünde keserek , o zavallılara el koymuyor muyuz ?

Gasp etmiyor muyuz onların o bilinmeyen dünyasında yaşanan merhameti ?

11 Mayıs 2012 00:52 Cuma
TEKYUMRUK TARAFTAR GRUBU’NDAN AÇIKLAMA
Tehditlere Boyun Eğmeyiz, Tribündeyiz

Tekyumruk Galatasaray taraftar grubu, Metin Kurt’u son yolculuğuna uğurlamalarının ardından tehdit mesajları aldığın açıkladı.

İstanbul – Bia haber mekezi
29 Ağustos 2012, Çarşamba

Tekyumruk Galatasaray taraftar grubu, 24 Ağustos günü  günlerde kaybettiğimiz futbol emekçisi Metin Kurt‘un cenazesine katıldıkları gerekçesiyle kendilerine yöneltilen tehditlerin arttığınıaçıkladı. tehditlerin Galatasaray tribünlerinin aşırı sağcı kişi ve gruplarından geldiğini belirten taraftar grubu, konu hakkında yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamada, 2005 yılında hayata soldan bakan Galatasaray taraftarının birlikte maç izlemesi amacıyla kurulduklarını, yedi yıl boyunca hiçbir rant ilişkisine girmeden, hiçbir yönetici ve kurum ile görüşmeden, destek almadan kendi imkanları ile çeşitli sosyal etkinlikler yaptıklarını ve her şeyden önce tribünde takımlarını omuz omuza desteklediklerini ifade edildi.

Bursaspor maçında tribündeyiz

“Bizlerin amacı hiçbir zaman tribünde siyaset yapmak olmadı ve stat içerisinde siyasilerin Galatasaray üzerinden rant sağlamaya çalışmalarına verdiğimiz tepkiler dışında politik hiçbir etkinliğimiz olmadı. Kuruluşumuzdan bu yana çeşitli gruplardan tehditler almaya devam ediyoruz” açıklamalarına yer veren Tekyumruk, kendilerine yöneltilen en büyük eleştirinin tribünde siyaset yapmalarına yönelik olduğunu belirtti.

Takımlarını destekleyeceklerinin ve mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerini belirten Tekyumruk, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Metin Kurt’un cenaze törenine katılımımızdan sonra yapılan tehditler bizimle birlikte maç izlemek isteyen insanların güvenliğinden endişe duymamızı gerektirecek boyutlara gelmiştir. Bizler hiçbir zaman tehditlere boyun eğmeyen, doğru bildiğini her şartta söylemekten çekinmeyen bir gelenekten gelmekteyiz. Tribündeki bu baskıcı ve kendinden olmayanı linç etme kültürüne bir başkaldırı olarak kurulan Tekyumruk taraftar grubu hiçbir zaman baskılara boyun eğmeyecektir. Bizler yine Ali Sami Yen stadında Galatasaray’ımızın, mahallelerde, fabrikalarda, grev çadırlarında emekçilerin yanında olmaya devam edeceğiz. Ve yedi yıldır her maçta olduğumuz gibi önümüzdeki Bursaspor maçında da sadece takımımıza destek olmak için Güney tribünündeki yerimizi alacağız.”

Sol Açık: Tekyumruk’un yanındayız

Tekyumruk’a ilk destek, Fenerbahçe’nin taraftar grubu Sol Açık’tan geldi.

Sosyal medyada yaptıkları açıklamayla, Tekyumruk’un yanında olduklarını vurgulayan Sol Açık taraftar grubunun açıklaması şöyle oldu: “Galatasaray spor kulübünün endüstriyel futbola karşı taraftar grubu olan Tekyumruk, bugün yaptığı açıklamada; Metin Kurt’un cenazesine katılımlarından dolayı Galatasaraylı bazı çevrelerden ve kişilerden tehdit mesajları aldığını ve bu mesajların arşivlerinde saklı olduğunu duyurmuştur. Farklı renklere gönül versek de gerek dünyaya bakış açımız gerek futbola bakış açımız eşdeğer olan Tekyumruk taraftar grubunun yanında olduğumuzu belirtir, Tekyumruk taraftar grubuna yapılacak olumsuz bir davranış ve tutum sonucunda Tekyumruk ile dayanışma adına tepkisiz kalmayacağımız kamuoyuna duyurulur.” (İD/HK)

* Fotoğraf: Özcan Yaman

Pas

Aylardan kasım. Yine hüzünlü, buruk sarı yapraklar kâh uçuşuyor, kâh öbek, öbek olmuş bir yerlerde çürümekde.

Bense, o mutad kahvemi bile içemeyecek kadar kendimi meyus ve bitkin hissediyorum. Nedense bilmem bu hep böyledir. Başkalarını nisan, mayıs gibi bahar nevrozu tutarken ben de kasım ayında hüzün olurum.

Aslında hüzün de bir yaşam biçimidir  birilerine..

Bilenler bilir “19 Mayıs şehri Samsun “da yaşarım doğduğum gün “19 Mayıs 1950″ den bu yana.

Lakin artık şehrin rengi gibi sıfatı da değişmiştir bence. Bütün kaleleri fetih edilmiştir insancıklar tarafından. Kentin insanı da değişmiştir. Etraf paranın kazandığı, insanlarla doludur çoğunlukta.

Bir tek yürekler kalmıştır özgür. En güzel caddeleri, kasaba görüntüsüne kavuşmuş, canım bahçeli evleri yıkılmış devasa gökdelencikler yapılmıştır.

Lise yıllarım da şööööyle bir tur attığımız mecidiye caddesi de elden çıkmıştır görüntüsü ve kapkara  insanları  ile..  Bu bir olgu mu acaba her yerde mi insanlar bu kadar yoz ve kaba oldular?

Zaman mı değişiyor insanlar mı?

Lakin vakit aynı vakittir..

Değişen sadece insandır..

Bu sürece uysan ,bir türlü.. Uymasan, iki türlüdür. Uysan, kendine olan saygını yitirir, sevmezsin kendini. uymazsan bu kez sizi hem saymaz hem de sevmezler toplum dışı, başka bir deyişle de marjinal koyarlar adınızı.

offf!  bin kunduz.. Çıkamıyorum ben bu fasit çemberden. Bugün arife yarın bayramdır barışma sevinme gülme günüdür, yarın tabii gülebilenlere.

Kulağım radyoda devletin radyosunda kurban bayramı için sloganlar ve zikirler yapılıyor.

Oysa Allah ” din de zorlama yoktur “demiş. Fatih Sultan Mehmet bile İstanbul’u aldığı zaman din ve fikir hürriyeti tanımıştı. Bizim TRT genel müdürü de köşkte ki bayramlaşma da (first lady) nin elini sıkmamıştı. Acaba niye yoksa heyecandan elleri mi terlemişti.

Oysa bir insanın elini sıkmak ve tam da gözlerinin içine bakmak en gerçek ve doğru olanıdır.

Yarın bayram merak ediyorum kaç kişi olması gereken gibi ibadetini yerine getirecek. Kaç kişi çok can acıtmadan, yakmadan bu işi layık-i veçhile yapacak? Ve kaç kişi de güç gösterisi yapıp matador misali zavallı hayvanları öldürüp Vikingler gibi naralar atarak bastırılmış duygularının mastürbasyonunu gerçekleştirecek? Eski yıllarda insanlar ağaç keseceği zaman en yaşlı ve kuru ağacı seçerler. Sonra baltayı bir çuvala sarıp ağacı öyle keserlermiş. Diğer ağaçlar baltayı görüp de üzülmesinler diye.   Eziyet edenler Bilsinler ki yaptıkları eziyet Allah katında cezasız kalmayacak.

Hayvanların da tıpkı insanlar  gibi hakları vardır.Kuş beyinli insanlar desem kuşlara ayıp olacak.Konu Müslümanlık olunca mangal da kül bırakmazlar,ama bir kez de kur’an açıp hayvan hakkı neymiş,yüce yaratan ne buyurmuş okumazlar..Aziz Nesin  yüzdeyi  az tutmuş Türk halkının yüzde kaçı akıllı acaba? Zaten aklımız olsaydı bugün buyruk alan bir ülke haline gelmezdik.

Önce para alanlar, buyruk karşısın da baş eğmeye mahkûmdurlar.

Neyse her şeye rağmen, yarın bayram, bu kadar pesimistlik yeter.

Ben bugün size “pas” dan söz etmek istiyorum.

Samsun’un matasyon semtinde yaşamaktayım veya başka bir deyişle Atakum ilçesinde.

Yıllardır gözlediğim bir hurdacı var. Bir türlü arabasının tekerlerini dörtleyemeyen, üç tekerlekli bir eski araba, bir yaşlı hurdacı. Adam yıllardır hurda toplar, üçtekerli arabasını da iter durur. Peşinde de cılız hurdacı gibi, yaşlı bir köpek sarı ile boz arası tam da pas rengi bir köpek. Hurdacının haberi yok ama olsun, ben Pas diyorum köpeğe yaptıkları işe uygun.

Pas zayıf bir hayvan, muhtemel iyi beslenemiyor zaten hurdacı da bitkin ve cılız kendinden arta kalanı ona veriyor olmalı.

Benim otomobilin dört tekeri iyi de çekeri var.Modeli de fena sayılmaz hani, yeni ve güzel kısaca hurdacının arabasına bin basar yani..Üstelik de Pas ile aynı renk de.

Geçen hafta gene gördüm onları trio halin de gidiyorlar araba, Arabacı ve Pas..

Ben eski Türk filmlerin de gibi  frene bastım acı bir ses…Belgin Doruk gibi süzülerek  indim benim arabadan .Şööööyleeee bir havalı, havalı..bütün derdim Pas’a hava atmak. Seslendim durdu yavaşça döndü ardına baktı. Bagajı açtım bir kap mama doldurdum önüne döktüm. Kokladı kafasını kaldırdı çapaklı gözleri ile  beni süzdü derinden..

Pas, dedim” merhaba” bir daha baktı pas vermedi arkasını döndü. Peşinden seğirttim elimi uzattım “benden sana zarar gelmez korkma “ dedim. Bu kez hurdacı arkasını döndü.”Abla, o bilmez öyle yemek yemez, verme “ dedi. Israr ettim.“Ama bütün köpekler hatta kediler bile yiyor bunu” dedim.

Adam, döndü yanıma geldi. Sohbete başladık ayaküstü onu bir çöplükte ölmek üzere iken bulduğunu yıllardır ona baktığını kendinden kalan rızkını onunla paylaştığını kuru ekmeği bile nasıl iştahla yediğini anlattı. Pas da kulakları dikti kuyruğunu sallamaya nihayet bana pas vermeye başladı. Kafasını okşadım gözlerinin çapaklarını sildim. Ve bir parça yemeği zorla ağzına soktum. Tadını aldı başladı yemeye iştahla bir iki kap derken, iyice doyurduk Pas’ı.

Pas sonun da pes  etmişti.. Dost olmuştuk hemen. Hayvanlar böyledir size güvenirse sonuna kadar güvenir. Ve de asla Brütüs olmazlar hançerlemezler, korkmadan onlara sırtınızı dönebilirsiniz

Hurdacının yanımızdan uzaklaşmasını fırsat bilerek Pas’ı tavlamak için kulağına bir dolu şey söyledim benimle eve gelirse ona alâ kemikler vereceğimi, bahçedeki diğer köpeklerle güzel bir yaşam vaat ettim. Hurdacı epeyce uzaklaşmıştı bütün söylediklerimi dinledi bana göz kırptığını hissettim beni ( ti)  ye almıştı. Arkasını döndü hurdacının peşinden koşmaya başladı.

Bir daha seslendim.

—- Pas..

Döndü bir kez daha bana baktı. Koşmaya başladı. Pas ne bana, ne arabama ne de yemeğe pas vermişti. O tercihini üçtekerli tahta arabadan ve hurdacıdan yana kullanmıştı. Kısaca Pas, dünya malına pas vermezdi.

Çünkü Pas bir köpekti. Çünkü Pas vefaydı. Çünkü dosttu arkadaştı.

Pas insan değildi. Pas onurluydu ve gururluydu.

Bu yazımı bu anlamsız dünyadan gelip, geçerken bir lokma ekmek ve bir hırka için el, etek öpenlere, eğilip bükülenlere hatta eğilmekten, ortopedik arazlara maruz kalan tüm insanlara ithaf ediyorum.

Bükülmeyenler dostum kalsın hep.

Gül Turan
26 Kasım 2009-Samsun

p.s: Bir bilmecem var size dostlar;

1-“Bir insanla göz göze gelebilmek için insan olabilmek gerekir”

Diyor ünlü filozof Jerzy Lec

2-“Hayvan olmak için mükemmel olmak gerekir”

Diyor ..Frederic Nietzsche

Pas

Yazı Linki:http://www.dohayko.org/gul-turan-yazilari/877-onun-adi-qpasq-di.html

26 Ağustos 2012 Pazar,
BURSA'da bir kavga ihbarı üzerine üniversite öğrencilerinin oturduğu siteye giden polis, 5 katlı bir apartmanın en üst balkonunda zincirde sallanan köpeği gördü

BURSA‘da bir kavga ihbarı üzerine üniversite öğrencilerinin oturduğu siteye giden polis, 5 katlı bir apartmanın en üst balkonunda zincirde sallanan köpeği gördü. Çağırılan itfaiye ekibi balkonda sallanan köpeğin ölüsünü indirirken, köpeğin ya öldürülmüş ya da balkondan atlarken ölmüş olabileceği ihtimalleri üzerinde duruluyor. Uzmanlar uzun süre balkonda yalnız ve aç susuz kalan köpeğin kurtulma çabasıyla balkondan atlamaya çalışmış olabileceğini söyledi.

 

Merkez Nilüfer İlçesi Dumlupınar Mahallesi Bahariye Caddesi’nde üniversite öğrencilerinin yaşadığı Yeşil Kent Sitesi’nde kavga olduğu ihbarı alan polis ekipleri kısa sürede geldi. Ekipler siteye geldiklerinde 5 katlı binanın en üst kat balkonunda bir köpeğin zincirde sallandığını gördü. Dairenin kapısını çalmalarına rağmen açan olmayınca, balkonda sallanan köpeği indirmesi için itfaiye ekibini çağırdı.

Gelen itfaiye ekibi evde kimse bulunmadığı dairenin balkonunda zincire sağlı sarkan köpeği ölüsünü, merdiven yardımıyla indirdi. Köpeğin sahibine ulaşılamazken, binada bulunan komşular köpeğin bir haftadır balkonda yalnız bırakıldığını söyledi.

Yetkililer, uzun süre balkonda aç susuz bırakılan köpeğin balkondan atlamaya kalkışmış olabileceği gibi, öldürülerek balkona asıldığı ihtimali üzerinde de durulduğunu söyledi.

KOMŞULAR NE DİYOR?
Köpeğin havlamasını duyduğunu söyleyen aynı binada oturanlardan üniversite öğrencisi Ceren Kurtuluş, “Balkona çıkıp yukarıya baktığımda köpek tasmasıyla birlikte kendini bıraktı. Hemen üst kata koştum. Fakat kapıyı açan olmadı. Sonra bir alt kattaki komşunun balkonundan köpeği kurtarmaya çalıştık. Başaramadık. Köpek yarım saat can çekişti” dedi.

UZMANLAR NE DİYOR?
Uzmanlar ise yalnız bırakılan, aç ve susuz kalan köpeğin oradan kurtulmak için balkondan atlamaya çalışmış olması ihtimalinin daha ağır bastığını söyledi. Veteriner Prof.Dr. Hasan Batmaz, köpeğin yalnızlıktan dolayı sosyal çevresine gitmek için atladığını belirterek, “Uzun süre kapalı kaldığı için boğulmuş. Hayvanın yalnız uzun süre tutulmaması gerekli. Bu türlü hayvanın bir pansiyona uygun bir yere verilmesi gerekli” dedi.
Veteriner Hekim Samet Aydın da “Büyük ihtimalle yalnız kaldığından dolayı aşağıda gördüğü bir kedi veya köpeğin peşinden gitmek istemiş olabilir. Daha önce de bu tarz vakalarla karşılaştık” diye konuştu.
Köpeklerde her zaman kapalı alanlardan kurtulma çabası görüldüğünü anlatan veteriner Sedat Serdar Köklü de “Bu da muhtemelen kurtulma çabası için balkonun korkuluklarına çıktı. Yüksekliği görünce panikledi. Dengesini kaybedince de düşerken, balkon korkuluklarında asılı kaldı” dedi.

Haber Linki:http://www.haberturk.com/gundem/haber/771132-evde-yalniz-kalan-kopegin-feci-sonu

İhlas Haber Ajansı  [3892012]

26 Ağustos 2012 / Haberler.com
Bitlis’in Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz ilçelerinin Van Gölü sahilleri, bugüne kadar 4 çocuk ve 1 yetişkin olmak üzere toplam 5 kişiyi boğulmaktan kurtaran cankurtaran köpeklere emanet.

Haber: Van Gölü Sahilleri Cankurtaran Köpeklere Emanet

Bitlis‘in Tatvan, Ahlat ve Adilcevaz ilçelerinin Van Gölü sahilleri, bugüne kadar 4 çocuk ve 1 yetişkin olmak üzere toplam 5 kişiyi boğulmaktan kurtaran Cankurtaran köpeklere emanet.

Boğulma vakalarının arttığı sıcak yaz günlerinde insanlar Van Gölü‘ne akın ederken, Cankurtaran ekiplerinin olmaması nedeniyle boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalanların imdadına Cankurtaran köpekler koşuyor. Cankurtaran köpeklerin sahibi ve eğitmeni Numan Büyükdere ve arkadaşları, 5 yıldır eğittikleri köpekleriyle boğulan vatandaşların imdadına yetişiyor. Dört arkadaş ve 7 eğitimli köpekleriyle birlikte Van Gölü‘nün Ahlat, Adilcevaz ve Tatvan sahillerinde şimdiye kadar 4 çocuk ve 1 yetişkini boğmaktan kurtardıklarını belirten Numan Büyükdere, “Biz 4 arkadaşız. 7 eğitimli Cankurtaran köpeğimiz var. Bu köpeklerle boğulma tehlikesi geçiren insanları kurtarıyoruz. Bugüne kadar 4 çocuk ve bir yetişkin olmak üzere toplam 5 vatandaşı boğulmaktan son anda kurtardık. Sıcak yaz gününde vatandaşlar serinlemek için Van Gölü‘ne giriyorlar. Durum böyle olunca da boğulma vakaları artıyor. Biz de 5 yıldır Cankurtaran olarak eğittiğimiz 7 köpekle beraber nöbetleşe insanların yoğun olarak Göle girdikleri yerlerde bekliyoruz. Cankurtaran ekipleri olmadığı için her boğulma vakasına köpeklerimizle müdahale ediyoruz. Köpekleri 3 gruba ayırdık. Her gün 2 köpekle sahilleri dolaşıyoruz. Eğittiğimiz köpeklerimiz yorulmasın diye nöbetleşe olarak gruplar halinde geziyoruz. Bizim burada her hangi bir maddi beklentimiz yok. Tek beklentimiz eğlenmek için suya giren insanların yanında olup onlara güvenli bir ortam sağlamaktır” dedi.

“KÖPEKLERE İLK YARDIM DERSLERİ DE VERMEYE BAŞLADIK”

Numan Büyükdere, Cankurtaran olarak eğittikleri köpeklere ilk yardım dersleri de vermeye başladıklarını ifade ederek, “İlk hareket olarak Sudan çıkardıkları canlının karnına basarak midesindeki suyu boşaltma hareketini öğretmeye başladık. Eğitim almada zorlanıyorlar, fakat zorda olsa yavaş yavaş öğrenmeye başlıyorlar. Önce kendimiz gösteriyoruz sonra onlar uyguluyor” dedi.

Köpek sahiplerinden Ahmet Atlı ise, eğitimli köpeklere Cankurtaran köpekler ekibi adını verdiklerini söyleyerek, “7 Cankurtaran köpeğimiz var ve bugünde Sarap ve Kent isimli 2 köpeğimizi sahile getirdik. Bunları nöbetleşe olarak evden çıkarıp sahillerde dolaştırıyoruz. Nerde bir boğulma vakası varsa bu köpekler insanlardan daha fazla duyarlılık gösteriyor. Hemen tehlikeyi seziyor kaç metre uzaklıkta olursa olsun tehlikeyi sezdikleri gibi hemen suya atlıyor ve gidip kurtarıyorlar. Yetişkin insanları kurtarmak için köpeğin boynuna ip asıyoruz yetişkinler ipi tutarak sahile kadar geliyor.

Eğer köpek çekmede zorlanırsa ikinci köpek hemen yardıma koşuyor. Yine olmazsa biz hemen suya atlayıp olaya müdahale için hızlıca yüzüp yardıma gidiyoruz. ya da az bir yüzmesi olana Cankurtaran yeleğini ağzına alıp götürüyor. Bu şekilde insanları boğulmaktan kurtarıyor. Küçük çocuklarda ise kolundan, elbisesinden alıp çekip sahile getiriyor” diye konuştu.

“”

İnsanların serinlemek için yoğun olarak Göle girdiği alanlarda boğulma vakalarına karşı dikkatlice gölde yüzenleri seyreden Cankurtaran köpekler, aynı zamanda sahil güvenliğini de sağlıyor. Vatandaşları boğulmaktan kurtaran Cankurtaran köpekler, aynı zamanda yabani hayvan saldırılarından ve diğer dış etkenlerden de insanları koruyor. – BİTLİS

Haberin Linki:http://www.haberler.com/van-golu-sahilleri-cankurtaran-kopeklere-emanet-3892012-haberi/

25 AĞUS 2012/ Birgün

O bir futbol efsanesiydi; ülke futbolunun 70’li yıllarda yetiştirdiği en önemli isimlerinin başında gelirdi. Ona ilerleyen yıllarda “Çizgi Metin” lakabını kazandıracak en bilinen özelliği, sürati ve topu metrelerce çizgi üzerinde sürmesiydi. Ancak düşünceleri ve futbolcuların sendikal örgütlenmesinde başrol oynaması yüzünden sistem tarafından dışlandı, futboldan uzaklaştırıldı… Futbol oynadığı döneme ilişkin anıları, 2009 yılında Vecdi Çıracıoğlu tarafından kitaplaştırıldı ve “Gladyatör” adıyla yayınlandı. Yıllar sonra güzel bir bahar günü Kadıköy’de, Nazım Kültür Merkezi’nde hoş bir söyleşi gerçekleştirdik eski yıldızla. Biz sorduk, o her zamanki içten üslubu ile cevapladı. Karşısınızda Metin Kurt, nam-ı diğer “Çizgi Metin”…

Siz Galatasaraylı Metin Kurt olarak biliniyorsunuz ama ben sizi hep PTT’li Metin olarak hatırlarım. Bize kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?
15 Aralık 1947’de İstanbul Fatih Karagümrük’te doğdum. Gençlik yıllarımda abim İsmail Kurt profesyonel futbolcuydu. Önce Galatasaray’da forma giydi, sonra Fenerbahçe’ye transfer oldu. Ailemize o bakıyordu, çünkü babamızı çok genç yaşta kaybetmiştik. İlerleyen zamanlarda aileden bir futbolcu çıkması gerekiyordu; çünkü ailenin ihtiyaçları vardı.

Futbolcular o yıllarda ailelerine bakacak kadar para kazanabiliyorlar mıydı?
Şunu kesin olarak söyleyeyim: Yıldızlar, daha doğrusu “yıldız yapılanlar” hangi devirde olursa olsun her zaman avantajlıdır. Çünkü onlar rol model olacaktır ki onları izleyen binlercesi onlar gibi olmaya çalışsın. Basit bir örnektir: Karagümrük’te sıradan bir genç kızdı, Yeşilçam’la tanıştı, Türkan Şoray oldu. Onun gibi olmak isteyen binlerce genç kız artist olmak, meşhur olmak amacıyla evden kaçmıştır. Diğer bir örnek de İbrahim Tatlıses’in amelelikten ünlü bir türkücülüğe uzanan hayat hikâyesidir.

Futbola nerede başladınız?
Önce Atatürk Erkek Lisesi, sonra amatör olarak oynadığım ilk kulüp İstanbul Üniversitesi Spor Kulübü’dür. Ondan sonra Alibeyköy Adalet’e geçtim. Mahalli ligdeydi. Oradan Altay’a transfer oldum. 1965-66 sezonuydu. Bir sonraki sezonda Ankara’ya PTT takımına geldim. 1970’e kadar sarı-siyahlı takımda oynadım. O sene Galatasaray’a transfer oldum. 1970-76 yılları arasında sarı-kırmızılı takımın formasını giydim. İlk üç yılımda arka arkaya üç şampiyonluk yaşadık. Sonrasında 1976’dan 1978’e kadar Kayserispor’da forma giydim.

PTT’ye dönersek, babamın elimden tutup maçlara götürdüğü çocukluk yıllarımda maç öncesi Ankara 19 Mayıs Stadı’nda takım kadroları sayılırken şöyle bir anons yankılanırdı: “1-Cavit, 2-Yetik, 3-Esenali…” diye devam ederdi. Bize o yılların PTTsini, daha doğrusu Ankara futbolunu anlatır mısınız?

O yıllarda Ankara futbolu, gözü üç İstanbul takımında olan futbolcuların eğitim aldıkları bir yerdi. Ama inanın futbolcular arasında tam bir dayanışma, arkadaşlık, kardeşlik vardı. Biz PTT’de olağanüstü bir dayanışma içindeydik. Eski yoktu, yeni yoktu, abiler abilik yapardı; yeni gelenler adaptasyon zorluğu çekmezdi. Mesela ben 18 yaşında PTT’ye geldiğim halde kısa sürede takımın en önemli futbolcularından biri oldum. Ama o dönemdeki takım arkadaşlarımdan bazıları beni kıskansalardı, belki futbolcu olma şansım kalmayabilirdi.

Size neden “Çizgi Metin” derlerdi? “Halka yakın olmak için çizgide oynadım dermişsiniz, doğru mudur? (Gülüşmeler)
Galatasaray’da oynarken “Çizgi Metin” demeye başladılar. O da zamanın teknik direktörü Brian Birch’in sahayı genişletme amacıyla beni çizgide oynatmasıyla başladı. O yıllarda kanat atakları ve bindirmeler Türkiye’de pek bilinmiyordu. Benim görevim çizgide oynamaktı. Bizim taraftan atak yaparken çizgide oynar, diğer taraftan atak yaparken de ikinci direkte olurdum. O bir espriydi. Bunu bana sıkça soruyorlardı. En sonunda ben de bir gün dedim ki, “Bak arkadaş, ben halkçı bir adam değil miyim? Sahada halka en yakın yer neresi? Çizgi! Başka bir yerde mi oynayacaktım?” (gülüşmeler).

Peki, PTT’nin teknik direktörü kimdi? O yıllarda Ankara takımlarında önemli futbolcular var mıydı?
Teknik direktörümüz Bülent Giz idi. Köksal Mesci, Ertan Adatepe, kaybettiğimiz Zeki abi, Altan abi… Bunlar önemli futbolculardı.

O yıllardaki taraftar profilini bize anlatır mısınız? Maçlarda stat dolar mıydı?
Hayır. Stat ancak büyük maçlarda dolardı. Diğer maçları ise mahalle maçı gibi oynardık. Ama şurası bir gerçek ki stada gelenlerin büyük kısmı futbol oynamış ve futbolu bilen kişilerdi. O dönemde maçlara serbest giriş kartı da verildiği için amatör olarak futbol oynayan birçok izleyici maçlara gelirdi. Maçları futboldan anlayan kişiler izlerdi.

PTT’den Galatasaray’a geçtiğinizde transfer bedeli ne kadardı?
O zaman ben Galatasaray’dan 3 seneliğine 225 bin lira almıştım.

Bu, o zamanın şartlarında bir futbolcu için iyi para mıydı?
Tabii. O zaman başkaları bu kadar kolay para kazanmıyordu. Günümüzde sadece futbolcular değil, futbolun içindeki diğerleri de çok paralar kazanıyorlar. Hattta futbolculardan daha çok para kazananlar var. Mesela televizyonlarda program yapanlar.

Galatasaray’a gittiğinizde bir bocalama devresi yaşadınız mı?
Asla yaşamadım. Aksine kolay uyum sağladım. İşin ilginç yanı büyük risk almıştım. O sene benim de hayran olduğum, Türkiye’nin bir daha yetiştiremeyeceği Metin Oktay abimiz futbolu bırakmıştı ve ben aynı isimle Galatasaray’a transfer olmuştum.

Yani sizden beklenen Metin Oktay’ın yerini doldurmanız mıydı?
Tabii. Zaten üç yıl üst üste şampiyon olduğumuz dönemde en fazla golü ben atmıştım. Üstelik PTT’de yılda ancak iki, bilemediniz üç gol atardım.

Galatasaray’da o yıllarda önemli futbolcular olarak kimler vardı?
PTT’den üç futbolcu gelmiştik. Avni abi, Tuncay ve ben… Kalede Yasin ve Nihat vardı, ikisi de çok iyi kalecilerdi. Sağbek Ekrem vardı, onu da Ankara’dan tanırdım. Anlayacağınız takımda yabancılık çekmedim. Mesela Uğur abi, Ayhan abi, Muzaffer abi vardı. Büyük Mehmet, Gökmen, Çilli Mehmet… Kısacası kadromuz çok iyiydi…

O yıllara baktığınızda… Şimdiki futbolla o zamanları mukayese eder misiniz?
Çok açık ve net söyleyeyim: Sistem sporcunun ahlâkını nasıl bozduysa, medya da taraftarın oyun izleme zevkini elinden aldı. Mesela 12. adam hikâyesi! Bizim zamanımızda 12. adam diye bir şey yoktu. Seyirciyi farklılaştırdılar. Bence dinde yobazlık neyse futbolda da fanatizm odur.

Sizin zamanınızda Fenerbahçe-Galatasaray maçlarında şimdiki gibi ürküten bir gerilim olur muydu?
O zamanlar taraftarlar maçları birlikte, yan yana izlerdi. Kavga olmazdı. Biz futbolcular arasında da büyük kardeşlik vardı. Mesela benim yakın arkadaşım, aynı zamanda aile dostumuz karşımda oynayan Fenerbahçeli Serkan’dı. Eşi Ayşecik ile benim eşim yakın arkadaştı. Ama sahaya çıktığımız zaman karşılıklı mücadelimizi yapardık…

Şimdi her şey çok farklı öyle değil mi?
Elbette… Futbolcular yan yana görüldükleri zaman bile sıkıntı oluyor…

O zaman da şike var mıydı? Size şike teklif edildi mi?
Bana teklif edemediler. Ama bazı şike olaylarına tanık oldum… Üç türlü şike vardır. Para şikesi, hatır şikesi, insanların zaaflarından yararlanılarak yapılan şike… Futbolda şike, doping, mafya, kumar, ırkçılık, küfür, şiddet yoktur diyen yalan söyler. Şike nedir? Rüşvetin spordaki adıdır. Bir ülkede rüşvet varsa sporda olmaması mümkün mü? Kara paranın döndüğü bir ortamda mafyanın olmaması mümkün mü?

Peki, futbolda şike var mıdır?
Kesin vardır… Sporda bir batakhane var günümüzde.

Nasıl görüyorsunuz şu anda ülke futbolunu?
Futbolcular bir batakhanede yüzüyorlar… Bu bataklığın şiddet yasası ile kurutulması mümkün değil… Ancak spor yasası ile çözümlenebilir. Şu anda spor bir meslek olarak bile tanımlanmıyor ülkede.

Sendikaya gelirsek, futbolda sendikalaşma hareketini ilk başlatan sizsiniz. Öyle değil mi?
Evet, 70’li yıllarda başlattık. Futbolcuların bugünlerini ve yarınlarını yöneticilerin iki dudağının arasından almak amacıyla başlattık. Amaç, sporcuların tribünlere saygılı, emeğine saygılı, onurlu birer emekçi olarak var olmalarını sağlamak; geleceklerini sosyal güvenlik sistemi içinde güvence altına almak. Mesela ben jübilee yapmadım…

Bu sendikalaşma hareketine karşı çıkanlar oldu mu?
Karşı çıkan olmadı ama beni Galatasaray’dan kovdular. Onlara göre sporcuları galeyane getiriyorduk!

Peki, geriye dönüp baktığınız zaman, böyle bir hareketin Türk futboluna faydalı olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle! Günümüzde sporcular bu konuda biraz aydınlandıysa, bu biraz da bizim verdiğimiz mücadele sayesinde oldu.

Burada şunu belirtmek isterim: Naçizane görüşüm, Türkiye’de futbol belli takımlar üzerinden oynanıyor. Süper Lig, aslında çokları için üç İstanbul takımından ibaret… Ama örneğin 102 yıllık Ankaragücü perişan durumda, futbolcularına öğle yemeği çıkaracak kadar bile parası yok. Ve işin ilginç yanı, böylesine köklü bir kulübün neden bu duruma geldiğini kimseler sorgulamıyor. Doğru mudur?
Doğrudur. Günümüzde sermaye kesimi sporu rasyonalize etmek, kulüplerin yapısını değiştirmek istiyor. Yakın zamanda ülke kulüplerinin isimierinin önünde şirket isimleri görürseniz şaşırmayın. İşte bakın, o tarihi stadın ismi bir anda Fi-Yapı İnönü Stadı olmadı mı? Bugün üç İstanbul takımının borcu 1 milyar Euro’nun üzerinde… Oysa başlarında ülkenin önemli iş adamları var. Neden şirketlerini değil de kulüplerini borçlandırıyorlar?

Peki, ama biz bu gösterilen borçların doğru olup olmadığını nasıl bileceğiz?
İşte bu yüzden spor yasası çıkmalı ve yasa yönetmeliklerle düzenlenmeli; kulüpler de mutlaka bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenmeli. Tribünlere oynayan, kulübünü borçlandıran, sözde “iş bitiren” yöneticilerin devri kapanmalı. Bugün kulüplerimizi yönetenlerin çoğu kendi reklamlarını yapmak, ön plana çıkmak amacıyla orada bulunuyorlar; asla spor olsun diye değil!

Bu söyleşi ilk kez 12 Mayıs 2012 tarihinde yayınlanmıştır

Haberin Linki:http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187092158&news_code=1345884757&year=2012&month=08&day=25#.UDnen6DbyE4

24.08.2012

kirmiziaraba

Yıllar önce barınağa ilk gittiğim gün onun tel kafesler arkasında adeta ”yalvarırcasına bakarken” görmüştüm. Küçük bedeni aynı bölmeye konduğu diğer büyük köpeklerin saldırısında dolayı yara içinde kalmış süslü minik köpekti.

12 yaşında olduğunu ailesi tarafından terk edildiğini geldiğinden beri yemeği reddettiğini sükûnetle bir köşede kıvrılıp yattığını anlattılar.
O sakin köpek “Kırmızı arabama” binip hareket ettiğinde benimle birlikte arabaya binmek için kıyametleri koparmıştı.

Gözlerimde yaşlarla yüreğim param parça ayrılmıştım oradan. Daha sonra zaman içinde barınakta yaşamaya alışığında kendisini kafesten çıkarıp serbest bırakmıştık. Barınağa her gidişimde arabamın peşinden koşmaya devan ediyordu.
Görevliler sizin dışınızda hiç kimsenin peşinde böyle yapmıyor dediklerinde beni çok sevdiğini düşünmüştüm.

Bir gün kırmızı arabamla değil, başka bir renk arabayla barınağa gitmiştim.  Bu kez beni tanıyıp birkaç kez havlayıp kuyruk sallamış, ben ayrılırken de sadece seyretmişti.

Acaba hasta mı diye düşünürken, onun barınağa gelen diğer kırmızı arabaların peşinden de ağladığını, bunu başka renkteki arabalara yapmadığını söylediler.

Bu köpek her halde kırmızı rengi seviyor dediler.

Birden bire onun benim değil kırmızı arabamın peşinden ağladığını anladım.

12 yıl birlikte yaşadıktan sonra onu barınağa terk eden ailesinin telefonunu kayıtlardan bulup tek bir soru yönelterek arabalarının rengini sorduğumda tam beklediğim cevabı almıştım:
“Kırmızı”…
İnsafsızca terk edilmesine rağmen ailesini unutmamış, ölünceye kadar kendisini alacak bir kırmızı arabayı umutla beklemişti….

Nesrin Çitirik
HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu Başkan Yardımcısı
Olay gerçektir ve Adana Büyükşehir Belediyesi DOHAYKO Hayvan Bakimevinde geçmiştir.

beni_terketme_buyuk_afis1

Haberin Linki:http://www.haytap.org/index.php/201103143153/konuk-yazarlar/kirmizi-araba-nesrin-citirik

24.08.2012

SEVGİLİ GÜNLÜK ,

Kendime bir facebook sayfası açtım, artık uyuz Ege benim yazılarımı alıp kendi sayfasından yayımlayamayacak, Ege’den kurtuldum.

Sayfama yüklemek için eski fotoğraflarımı aradım dün uyuz Ege kıskançlığından nereye kaydettiğini söylemedi, ” unuttum bilmiyorum ” dedi, akşam Murat gelince Murat’a söyledim o hepsini bulup verecek bana , ben de yükleyeceğim yavaş yavaş.

Ben sayfamı açınca çok bozulan Ege ” benim kaç bin tane arkadaşım var , sen onları kendi sayfandan paylaşsan kim görecek ki hıh ! ” dediTabi ki bizim salak bir çok kişi sadece benim yazılarım ve fotoğraflarım için kendisi ile arkadaş olduğunu bilmiyor.

Zavallı insanların sırf benim fotoğraflarımı görmek ve yazılarımı okumak için kendisi ile arkadaş olarak ne büyük bir eziyete katlanmak zorunda olduklarının farkında değil.

Arada bir benim bir fotoğrafımı görecekler diye Egenin deli saçması paylaşımlarına katlanan bir çok insan var.

Kendisine bunları söyleyince ben,  daha da köpürdü tabi, Fıkfık için ve Mi için sayfa açacakmış ta benim sayfamı bloke edecekmişte..Ulan Fıkfık’a sayfa açsan ne olur, ne yazacaksın ” bu gün yemek yedim, bu gün de yemek yedim, bugün de yemek yedim, ” diye gider anlatacağı başka bir şey de olmaz. Mi desen odunun teki, balkondan atlasın sitede kelebek çekirge kovalasın camda asılı duran yolluğa tırmanıp eve gelsin yemek yesin uyusn uyansın balkondan atlasın. Döngü böyle devam etsin.

Neyse naparlarsa yapsınlar, ne yazarsa yazsın ama avukatlarımla konuştum bundan sonra benim yazılarımı kendi sayfasından yayımlamaya kalkarsa kendisi ile avukatlarım görüşecek.

Şimdi Ege’nin duvarına yapıştırıp hayranlarıma müjde vereceğim Ege’yi çıkarsınlar arkadaşlıktan benim sayfama gelsinler.

http://www.facebook.com/pages/Pamuk/111840775631490 bu bağlantıya tıklamaları yeterli olacak, Ege uyuzundan kurtulduk.

İmza Pamuk
Ege Sakin
%d blogcu bunu beğendi: