Archive for Mart, 2012


 

Mustafa Erdem SAKINÇ

Bordeaux – BİA Haber Merkezi
31 Mart 2012, Cumartesi

 

Sıradan insanların daha iyi bir yaşam için mücadelesinin önemli bir örneği olan “Ekmek ve Güller” grevi, yüzyıl sonra ABD’nin tarih ders kitaplarında hala yer bulamasa da, sosyal mücadele ve dayanışma aktivistlerine inanç ve çabalarının sonuçları için umut vermeye devam ediyor.

 

Yirmibirinci yüzyıl ilerledikçe, yirminci yüzyıla damgasını vurmuş birçok toplumsal olayın yüzüncü yıldönümlerini art arda yaşıyoruz.

İşçi sınıfının tarihinde bugün en çok hatırlanan 1 Mayıs (1886) ya da 8 Mart (1857) gibi günler yüzüncü yıllarını geride bırakalı çok oldu.

Ancak tam yüzyıl önce; 1912 Ocak ayında başlayarak Mart ayı sonuna kadar devam eden ve Amerikan işçi sınıfı mücadelesinin dönüm noktalarından biri olan “Ekmek ve Güller” grevi, sınıf mücadeleleri tarihinde yerini aldı. Grev, ismini James Oppenheim tarafından grevin başlamasından sadece bir ay önce yazılmış olan ünlü şiirden* almıştır.

Grevin örgütleyicisi Lawrence şehri tekstil işçileri için, “ekmek”, talep edilen insani ücretleri, “güller” ise insan onuruna yakışan bir çalışma ortamı ve hayatı simgeliyordu.

1912 Ocak ayında başlayan grev iki buçuk ay sonra sonuçlandığında Amerikan işçi sınıfının 1930’ların sonlarına dek hızlanarak sürecek varoluş mücadelesine önemli deneyimler sağlayacaktı.

20. yüzyılın başlarında kuzeydoğu Amerika Birleşik Devletleri (ABD), diğer adıyla New England, önemli bir sanayi merkezi haline gelmişti. Yüksek gümrüklerle korunan Amerikan tekstil endüstrisi bu bölgedeki belli şehirlerde yoğunlaştıkça, ücretler düşmeye, yaşam koşulları da kötüleşmeye başlamıştı.

Özellikle kadın ve çocuk işçilerin üzerlerindeki yük katlanılamaz boyutlara varmıştı. Bu dönemde Massachusetts eyaletinin Lawrence şehri, bu yoğunlaşmanın ve beraberinde getirdiği korkunç çalışma koşullarının merkezi haline gelmişti. Dönemin doktorları her yüz işçiden 36’sının, 25 yaşına varmadan öldüğünü ve şehirdeki bir işçinin ortalama ömrünün, işçi olmayanlardan 22 yıl daha az olduğunu rapor ediyorlardı.

1912 yılından itibaren eyalet düzeyinde haftalık çalışma süresini 56 saatten 54 saate indiren yasal değişiklik kâğıt üzerinde işçilerin lehine görünse de, fabrika sahipleri ücretlerde aynı oradan kesinti yaptıklarında işçiler için grevden başka çare kalmamıştı.

Yapılan kesinti, işçilerin ekmek ve “melastan” ibaret beslenmelerinde haftalık üç somun daha az ekmek demekti. 11 Ocak’tan itibaren iş bırakmaya başlayan işçiler, ilk yaptıkları toplantıda grevi örgütlemesi için, dönemin anarşist, sosyalist ve radikal sendikalistlerinin örgütlendiği Dünya Sanayi İşçileri (IWW) sendikasına telgraf gönderme kararı aldılar.

New York’tan gelen sendika aktivisti Joseph Ettor hızla, fabrikalarda çalışan tüm etnik grupların eşit şekilde temsil edildiği bir grev komitesi örgütleyerek taleplerin sunulmasına önayak oldu.

Daha önce genelde patronlar tarafından birbirlerine karşı kullanılan farklı kökenlerden işçiler, IWW’nin güçlü desteğiyle kısa sürede bir dayanışma ağı oluşturdular. Bu ağ, binlerce işçi ailesinin temel ihtiyaçlarını grev süresince karşıladı.

Kadınlar ön sıralarda

Kadınlar, grevde merkezi bir rol oynadılar. Daha önceki toplumsal hareketliliklerin aksine, grev ilerledikçe yapılan gösterilerde ve toplantılarda hızla ön sıraları almaya başlamışlardı ve yardım ağının örgütlenmesinde önemli görevler üstlendiler. Şarkılar, yirminin üzerinde etnik kökenden gelen erkek ve kadın işçilerin ortak dili olmuştu. Söylenen şarkılar, okuma yazma bilmeyenler için politik eğitimin bir parçası, sınıf mücadelesinin ve dayanışmanın önemli bir aracıydı.

Fakat işçilerin zaferi kolay olmadı. Yapılan yürüyüşler polis ve askeri güçler tarafından engellendi. Grevci işçiler tutuklandılar ve hatta grevin iki önemli aktivisti Ettor ve Arturo Giovannitti bir başka grevci işçiyi öldürdükleri suçlamasıyla hapsedildiler.

Öyle ki grevin en başından itibaren şehirde sıkıyönetim ilan ediliyor, çevre şehirlerden ve eyalet ordu biriminden çok sayıda birlik şehre çağırılıyor ve hatta Harvard Üniversitesi grev süresince Lawrence’ta güvenlik görevlisi olarak görev yapacak öğrencilerini final dönemi sınavlarından muaf tutuyordu.

Grevin en dramatik olayı ise, grevci işçilerin çocuklarının, grev süresince bakımları için farklı eyaletlerdeki sempatizan ailelere gönderilmesiydi. İlk iki grup çocuk New York şehrine gönderilmiş ve ikinci grup New York caddelerinde yapılan bir yürüyüşle karşılanmıştı. Artan kamuoyu ilgisine karşı Lawrence polisi üçüncü uğurlamayı engellemek için tren istasyonunda bekleyen anne ve çocuklara saldırarak onları boş yük vagonlarına kilitleyip daha sonra da tutukladığında Lawrence grevi bir anda tüm ABD’nin gündemine oturdu.

ABD Kongresi grevle ilgili bir soruşturma başlattı ve çocuk işçiler dâhil grevci işçilerin şahitliklerine başvuruldu. Mart ayının ikinci haftasında şehrin en büyük tekstil fabrikası, işçilerinin tüm taleplerini kabul etti ve ayın sonuna dek diğer fabrikalar da onu izledi.

Kampanya sınırları aştı

Grevin bitiminde işçilerin ve IWW’nin bir sonraki hedefi, cinayet suçlamasıyla tutuklanan aktivistlerin serbest bırakılmalarını sağlamaktı. Ülke çapında başlatılan kampanya, bir süre sonra ABD sınırlarını aştı ve uluslararası sınıf dayanışmasının bir parçası haline geldi.

Lawrence’da işçiler bir günlük dayanışma grevine giderken, İsveç ve Fransa’nın işçileri de Amerikan tekstil ürünlerinin boykotunu ve ABD’ye gidecek gemilerin yüklemelerinin yapılmamasını tartışıyorlardı. İtalya’da ABD konsolosluğu önünde protesto gösterileri düzenlendi. Kasım ayı sonuna kadar süren duruşmalar sonunda suçlamalar geri çekildi ve aktivistler serbest bırakıldı.

İlerleyen yıllarda elde edilen haklar patronlar tarafından adım adım geri alınsa da; “Ekmek ve Güller” grevi Amerikan işçilerine önemli kazanımlar sağladı. Grev ortak çıkarları etrafında, cinsiyet, etnik köken ya da vasıf farkı gözetmeksizin bir araya gelmiş ABD işçi hareketine umut aşılıyordu. Özellikle, vasıfsız ya da yarı vasıflı göçmen işçilerin yaşam koşullarını iyileştirebileceklerine olan inanç, ABD işçi sınıfı için hayati bir kazanımdı.

Fakat aynı zamanda grev, kapitalizmin sürekli eşitsizlik ve ayrımcılık üreten iktisadi ve sosyal süreçlerinde, elde edilen hakların ve kazanımların sürekli olarak korunup geliştirilmedikleri sürece asla yeterli olmayacakları ve her zaman geri alınma tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını da gösteriyordu.

İşçi sınıfı hareketinin ve sendikaların siyah işçileri kucaklaması için İkinci Dünya Savaşı sonrası yılları beklemek gerekecekti. Günümüzde ise Latin Amerika kökenli göçmen işçilerin işçi sınıfı mücadelesine katılımının önündeki engeller yine ancak sendikaların ve tüm Amerikan işçilerinin ortak çabalarıyla ortadan kaldırılabilir.

Sıradan insanların daha iyi bir yaşam için mücadelesinin önemli bir örneği olan “Ekmek ve Güller” grevi, yüzyıl sonra ABD’nin tarih ders kitaplarında hala yer bulamasa da, sosyal mücadele ve dayanışma aktivistlerine inanç ve çabalarının sonuçları için umut vermeye devam ediyor.

“Ekmek ve Güller” grevi yüzüncü yılında…

Grev, Massachusetts Üniversitesi profesörü Robert Forrant‘ın koordinasyonu ve Lawrence ve Massachusetts’in işçi ve sivil toplum örgütleri öncülüğünde yıl boyunca sürecek etkinliklerle kutlanıyor. (MES/AS)

* Yürürken biz, yürürken günün güzelliğinde,

Milyon karanlık mutfak, bin loş atölye,

Dip köşe aydınlanır apansız bir güneşle,

Şarkımızı duyan insanlar için: “Ekmek ve güller! Ekmek ve güller!”

Yürürken biz, yürürken, erkekler için de savaşırız,

Kadınların oğulları olanlar için, bir kez daha analık ediyoruz onlara,

Karın tokluğuna, kan ter içinde geçmeyecek hayatlarımız, beşikten mezara,

Yürekler de bedenler kadar aç, ekmek verin bize ama gül de verin!

Yürürken biz, yürürken, sayısız kadın öldü,

Şarkımızda onların kadim çığlığı var yalvaran, ekmek için,

Küçük hünerleri, aşkı ve güzellikleri de bilirdi çilekeş ruhları,

Evet, ekmek için savaşıyoruz ama güller için de!

Yürürken biz, yürürken, güzel günler getirirken…

Kadının kıyamı insanın kıyamıdır,

Artık kan ter içinde çalışmak da aylaklık da yok,

Birinin refahı için onunun didinmesi yok,

Paylaşılacak hayatın nimetleri; Ekmek ve güller! Ekmek ve gülle

Aslında görüntüler yeni değil. 2008 yılında kayda alınmış ama bugünlerde internet medyası sayesinde yeniden gündeme geldi ve oldukça ilgi görmeyi başardı.

İnsan kurt adını duyar duymaz üperiyor. Hele bir de vahşi kurt söz konusu olunca ve onların ortasında bir insan kalınca oldukça ürkütücü manzalar geliyor insanın gözü önüne…

Norveç’in kuzeyindeki ünlü “Kutup Hayvanat Bahçesi”nin bakıcılarından Anita, yıllardır besleyip büyüttüğü kurtlarla 2 aylık bir ayrılık sonrası tekrar buluşunca ortaya çıkan bu görüntüler ise kurtların ehilleştirip, sosyalleştirilebileceğini ispatlar gibi…

Her ne kadar ehilleştirilemeyen tek hayvandense de sevgi sayesinde sosyalleştirilen kurtların kendilerine yakın gördükleri insana gösterdiği sevgi görülmeye değer.

Zaten görüntüler fazla söze de gerek bırakmıyor…

Norveçli genç kadının  ” kurtlar arasındaki görüntüleri ” internetin son günlerde en çok paylaşılanları arasına girdi.

Milliyet.com.tr

Sana Kızıyorum Öğretmenim!
Elimde değil,
Kızıyorum işte!
Bana dünyanın nasıl döndüğünü öğrettin öğretmenim,
İçinde dönen dolapları öğretmedin.
Pamuğu öğrettin.
Tohumu, yaprağını ve çiçeğini
Ya onu toplayan nasırlı ellerini yoksulların?
Hele sırt üstü yatıp hazır yiyenleri niçin öğretmedin?
Öğretmenim,
Madenleri öğrettin,
Bizde ve dünyada nasıl çıkarıldığını öğrettin.
Teşekkür ediyorum…
Kimin çıkardığını, ondan aslan payını kimlerin aldığını,
İşbirlikçilerini, vatan hainlerini neden öğretmedin?
Sivrisineği, tahtakurusunu,
Tenimde kanımı emici hayvanları öğrettin.
Kendimi korumaya çalışıyorum.
Ve sana teşekkür ediyorum.
Bir de insanlar da kan emermiş,
Vampirden, keneden beter.
Evet öğretmenim,
Kanımızı emen, bizi iliklerimize dek soyan
Emperyalizmi diyorum
Niçin öğretmedin?
İşte bu yüzden sana kızıyorum öğretmenim.
Elimde değil…

O KADAR ARAŞTIRMAMA RAĞMEN BU GÜZEL ŞİİRİ  YAZAN  KİŞİNİN İSMİNİ BULAMADIM, SADECE ALTTAKİ BİLGİYİ EDİNDİM

Şiirin bir ilkokul öğrencisi tarafından yazıldığı ve TÖB-DER Genel kurullarının birinde okunduğu söyleniyordu.

DAVET – Doğa ve Yaşam için mücadele eden kadınlar buluşuyor

Hayatın her alanında mücadelesini sürdüren kadınlar, toprağına, suyuna, diline, türkülerine, kısacası yaşamlarına azimle sahip çıkıyor; doğaya, yaşama ve emeğe saldırılara karşı kırda-kentte isyan ediyor, direniyorlar…

Vadilerindeki HES projelerine karşı şirket önünde oturma eylemi yapan Loç’un sarı yazmali kadınları, Senoz’da şantiye taşlayan gürgenli nineler, “Vadimize gelmesunlar yoksa vururus onlari” diyen Hemşinli kadınlar, yoğun gaz bombaları ve jandarma-polis şiddetine rağmen termik santrale karşı direnen Gerzeli kadınlar, nükleer santralleri şehirlerine sokmamaya kararlı Sinop’un cesur kadınları;

Dersim’de yaşam alanlarının barajlarla yok edilmesine karşı en önde yürüyen ve “Munzur özgür akacak!” diyen, Ovacık’ta siyanürcü şirketi topraklarından kovan, Peri Vadisi’nde “Toprağımız namusumuzdur, ölürüz de toprağımızı vermeyiz” diyerek üzerlerine ateş açan şantiye ve karakola karşı ellerinde taş ve sopalarla direnen kadınlar…

Doğaya, toprağımıza, suyumuza, kültürümüze, dilimize, emeğimize ve yaşamlarımıza sahip çıkmak için vadilerden, köylerden, şehirlerden yola çıktık. Doğanın, ormanların, derelerin özgürlüğü bizim de özgürlüğümüzdür.

Karadeniz’de, Munzur’da yaşam alanlarının talan edilmesine ve metalaştırılmasına karşı direnen kadınlar mücadelelerini, hikayelerini anlatmak için bir araya geliyorlar.

İlknur Yakupoğlu ve Pınar Sağ da müzikleri ile bizlerle olacaklar.
Tarih: 01 Nisan / Pazar saat: 14.00 – 17.00
Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi
Karaköy, Kemankeş Cad. No:31

Karadeniz İsyandadır Platformu & Munzur Çevre Derneği

İletişim:

Hatice: 0 543 634 9449
karadenizisyandadir@gmail.com
http://www.karadenizisyandadir.org
http://www.facebook.com/groups/karadenizisyandadirSema: 0 554 348 1105
munzurcevre62@gmail.com http://www.munzurcevredernegi.net
http://www.facebook.com/groups/142142062504841

Sema: 0 554 348 1105
munzurcevre62@gmail.com http://www.munzurcevredernegi.net
http://www.facebook.com/groups/142142062504841

156634517792347

http://www.facebook.com/events/156634517792347

 4+4+4 yasa görüşmelerini protesto için Meclis’e yürüyüşü engellenen KESK, Tandogan Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Polisin en şiddetli saldırısı iki günlük eylemin son anlarında oldu. Ankara Valiliği, protesto gösterisini organize edenler hakkında yasal işlem başlatıldığını açıkladı.
İstanbul – BİA Haber Merkezi
29 Mart 2012, Perşembe

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyelerinin, 4+4+4 Eğitim Yasa Tasarısı ile 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesi talebiyle dün erken saatlerde başlatıkları eylem bugün akşam saatlerinde sona erdi.

KESK’in Ankara’ya yürüyüşü hem diğer illerde hem de Ankara’da sürekli polis engellemesiyle karşılaştı.

Geceyi Ankara’da Kızılay’da oturma eylemi yaparak geçiren KESK’liler tazyikli suya, biber gazına ve barikatlare rağmen üç ana grup halinde Kızılay’a kadar gelmeyi başardı.

Bugün 4+4+4 yasa görüşmelerini protesto için Meclis’e yürümek isteyen KESK üyelerine, polis bir kez daha tayzikli su ve biber gazıyla müdahale etti. Polis helikopterleri eylem alanının üzerinde devriye taciz turları attı. Polisin yoğun saldırısı nedeniyle ara sokaklara dağılan KESK’liler, bir sür sonra yeniden biraraya geldi. Alanda ıslanan miklletvekilleri Tuncel ve Kürkçü, Meclis’te söz alıp kürsüden durumu aktarmayı deneyeceklerini bildirdi.

Ardından KESK, Tandogan Meydanı’na yürüyüşe geçti.

Akşamüstü Tandoğan Meydanı’na ulaşan KESK üyeleri burada basın açıklaması yaptı.

17.00 sularında gerçekleşen basın açıklamasını KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul okudu. Tombul “AKP eliyle getirilmek istenen neo-liberal, piyasacı, muhafazakar, otoriter eğitime karşı özgür aydınlık beyinler yetişsin istedik. Bunun için demokratik hakkımızı kullandık. Ancak anayasal hakkımız olan seyahat özgürlüğümüz bile engellendi. Bu ülkenin kolluk kuvvetleri öğretmenlere, eğitimcilere, halka gaz bombaları, tazyikli sular panzerlerle müdahale etti” dedi.

KESK üyelerinin sloganlarla attığı sırada Polis eylemcilere bir kez daha gaz ve suyla müdahale etti. Saldırı sonrası KESK eylemini bitirdi, Ankara dışından gelen eylemciler otobüslerle dönüş yoluna geçti.

Ankara Valiliği,17.45’te yaptığı açıklamada protesto gösterisini organize edenler hakkında yasal işlem başlatıldığını bildirdi.

Mecliste güvenlik önlemleri alındı

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) milletvekili Sebahat Tuncel’le birlikte saat 15.00 sularında YKM önünde KESK kortejiyle buluşan Ertuğrul Kürkçü, bianet’e Ankara’daki tüm KESK’lilerin orada olduğunu, üç bin kişiye yakın bir kalabalık olduğunu anlattı.

Kürkçü, polisin Tuncel’i ve kendisini uyardığını, her an bir müdahale yaşanabileceğini söyledi, “Polis kitleyi ‘bir adım daha atarsanız müdahale ederiz’ diye uyardı. Kitle iki adım attı. Şu an herhangi bir sorun yok” diye konuştu.

Kürkçü Meclis’te de olağanüstü güvenlik önlemleri alındığını söyledi:

“Meclis başkanlığı bugün dışarıdan ziyaretçi girişlerini yasaklatmış. Avukatımı zor bela alabildim içeriye. Muhtemelen bu da insanların içeri sızmasından duyulan korkuyla ilişkili”.

Kürkçü, gece boyu süren oturma eyleminin soğuk hava koşullarında gerçekleştiğini söyledi, “Ama bunu göze almışlardı ve oradan ayrılmaları tavsiyesinde bulunmamız söz konusu olmazdı” diye konuştu.

“Ankara’ya birçok koldan geldiler. Ziya Gökalp’te, İstasyon’da, Tandoğan’da gruplar vardı. Oraya gelinceye kadar çok fazla gaz ve tazyikli su yemişlerdi ama polisle bir yandan dövüşerek bir yandan görüşerek orada kalmayı başardılar.”

“Meclisteki muhalefeti yüreklendiriyorlar”

Kürkçü, eyleme destek veren herkesin çok kararlı ve özveriye hazır gözüktüğünü ve bundan çok etkilendiğini söylerken, “KESK’in neden öğretmen hareketinin en önemli konfederasyonu olduğunu da bu vesileyle gördük” dedi.

İnsanların bu kararlılığının meclisteki muhalefete de cesaret ve esin kaynağı olduğunu dile getiren Kürkçü şöyle konuştu:

“Samimi bir inançla yasayı geri çevirmek, en azından Cumhurbaşkanlığı’ndan veto edilmesini sağlamak, meclisteki muhalefeti yüreklendirmek için çok çaba sarfettiklerini gördüm.

“Milletvekillerinin destek verdiğini bilmekten çok memnundular ama ben onlardan daha çok memnunum. Onlar bize meclisteki tartışma sürecinde büyük bir destek oluyorlar. Cesaret ve esin kaynağı oluyorlar.

“İnsanların bu davranışındaki samimiyet ve kararlılığın, siyasetten çok mesleki haysiyete tutkunluktan da geldiğini düşünüyorum. Eğitim çok temel bir meseledir. Başlıca öznelerden biri olan bir topluluğun bütünüyle devredışı bırakılmasının, tıpkı fabrikada başka bir düzene geçerken bu sadece patronu ilgilendirirmişçesine sürece yaklaşılmasının, öğretmenleri çok tedirgin ettiğini de görmek mümkün.

“Öte yandan öğretmenler arasında farklı düşünce akımlarına mensup insanların tek bir yürek olarak hareket ettiklerini, kendilerine desteğe gelen vekiller arasında herhangi bir ayrımcılık yapmadıklarını da gördüm.”

“Polisin saldırganlığı akla ve yasalara aykırı”

Kürkçü, polis müdahalesini televizyonda gördüğünü, polisin “akıl ve vicdan kabul etmez ve yasaya da aykırı bir saldırganlık içerisinde” olduğunu ifade etti.

“İçişleri Bakanlığı ve hükümet aslında bu 4+4+4 yasasına herhangi bir tepki olmadan geçirmek istiyor ama yasanın kendisi bu etkiyi yaratıyor, farkında değiller. Hem mesleki hem insani hem de siyasi sebeplerle insanlar itirazlarını dile getirecekler, getirdiler de.” (ÇT)

* Ankara’ya ulaşamayanlar, İstanbul, İzmir, Bursa, Kocaeli, Dersim, Hatay, Manisa, Adana, Mersin ve Antakya’da eylem yaptı.

İstanbul Meslek Odaları Koordinasyonu 18.00’da Tünel’de buluşacak. Taksim’e yürünecek. Çağrıyı yapan kurumlar: İstanbul Barosu, İstanbul Tabip Odası, İstanbul Eczacı Odası, İstanbul Veteriner Hekimler Odası, İstanbul Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler Odası, İstanbul Diş Hekimleri Odası, TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu.

msa1414@gmail.com / Birgün. 28 Mart 2012
Mehmet Ali Ağca Mesih;Serbest, Hac farizasını yerine getirmek için kutsal topraklarda,Haluk Kırcı, Bahçelievler Katliamı sanığı 7 Tip’li öğrenciyi telle boğarak öldürdü,

Tahliye oldu, aramızda…

İbrahim Çiftçi

Ergenekon, Gladio yapılanmasının 70’li yıllarda farkına varan Savcı Doğan Öz’ün suikastı davasında 4 kez idama mahkûm edildi, Yargıtay 4 kez kararı bozdu, nihayetinde beraat etti.

İçimizde.

İsa Armağan

Ankara Balgat Katliam sanığı, 5 kişinin ve 12 kişinin yaralanması olayının faillerinden, kader kurbanı sayılarak 2002’ de affedilir, aramızda dolaşmaktadır.

Literatürdeki yaşayan kare as bunlardır.

16.Mart.1978 Beyazıt/ Hürriyet Meydanı Katliamı,

Zamanaşımı.

2.Temmuz.1993 Sivas Madımak Oteli katliamı,

Zamanaşımı.

DİSK Genel başkanı Kemal Türkler Suikastı,

Zamanaşımı.

Hırant Dink Suikastı,

Örgüt yok, suç bireysel.

Hırant Dnk davası sanıkları;

Erhan Tuncel, davada polis muhbiri olarak geçiyor, volta kâmil, aramızda.

Yasin Hayal,  Hayal’in durumuna uygun bir senaryo henüz uydurulamadı, ‘bakacez artık’, bir formül buluruz ileride Allah’ın izniyle.

Ogün Samast,  Devrimci Erdal Eren’in kemik yaşını büyüterek idam eden devlet, Samast ise o iri tombul, yanakları al al gürbüz, afalak haline rağmen yaşı 18 yaşından küçük olduğu gerekçesi ile suikast davasından az bir ceza alarak yırttı. 10 yıldan az bir süre içinde kutsal vatan topraklarında abileri gibi, aramızda dolaşacak, keyfine bakacak.

***

Son zamanların beni en çok sinirlendiren lafı “Mahkeme devam ediyor, sus, devam eden bir dava hakkında konuşmak suçtur, yargıyı etkilemeye mi çalışıyorsun?”

Gecede televizyonlarda en az dört-beş kere bu ve benzeri cümleleri medya bülbüllerinden duymazsam inanın uyku tutmuyor.

Alışkanlık haline geldi bende.

Bilen de, bilmeyen yargının bu konuşmalardan etkilediğini sanır,

Hrant Davası’nda İstanbul’da yüzlerce gösteri, panel, mahkeme öncesi ve sonrası açıklamalar yapıldı.

Uluslararası kamuoyundan kınamalar, bildiriler…

Öyle ya, mahkeme bunlardan o kadar çok etkilendi ki,

“Örgüt bağlantısına ulaşılamadı” kararına varıverdi.

***

İki tekerleme vardır büyük büyük ata babalarımızın literatüründe!

“Mahkeme kadıya mülk değildir,

Anamla zina eden kadı, kimi kime şikâyet edeyim” diye.

Sizin bildiğiniz başka tekerleme var mı?

28 Mart 2012 Çarşamba.

YOLLANACAK ADRESLER :

kirklareli@egm.gov.tr,kirklareli@icisleri.gov.tr,kirklareli@ormansu.gov.tr ,kirklarelidkmp@ormansu.gov.tr,mehmetsiyam.kesimoglu@tbmm.gov.tr,senol.gursan@tbmm.gov.tr, turgut.dibek@tbmm.gov.tr, kirklareli@milliparklar.gov.tr, kirklareli.idari@tarimnet.gov.tr, kirklareli.kontrol@tarimnet.gov.tr, kirklareli@tarimnet.gov.tr, info@luleburgaz.bel.tr,kirklareli.luleburgaz.mudur@tarimnet.gov.tr,kirklareli.luleburgaz@tarimnet.gov.tr, kirklarelitdp@egm.gov.tr,luleburga@egm.gov.tr,luleburgaz@icisleri.gov.tr, filizihtiyar@cevreorman.gov.tr, zkamay@cevreorman.gov.tr,aakyol@cevreorman.gov.tr, aozyanik@ormansu.gov.tr,

konu : DALDAKİ KUŞ YUVALARINDAN RAHATSIZ OLUP ANIT AĞACI KESMEYE KALKAN APARTMAN YÖNETİMİ HAKKINDA.

T.C

KIRKLARELİ VALİLİĞİ ‘ne

KIRKLARELİ ORMAN VE SU İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ’ne

ve

KIRKLARELİ EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’ne 

Ekte fotoğraflarını sunduğumuz çınar ağacı ve üstünde bulunan karga yuvaları İnönü mahallesi Ersin sokak no 5 Lüleburgaz adresinde bulunan 75. yıl apartmanının bahçesinde bulunmaktadır.

Apartman yönetimi ağaç dallarına yuva  yapmış olan kargaların, yavru çıkardıklarında çok fazla gürültü yapacaklarını ve etrafı kirletecekleri gerekçesi ile ağacın dallarını keserek kuluçkaya yatmış olan kargalardan kurtulma kararı almışlardır..

Yüksek makamınızdan ivedilikle ;

söz konusu adreste bulunan apartman yönetiminin yapmayı planladıkları bu yasa dışı, ahlak dışı , insanlık dışı, uygulamanın yapılmasının önlenmesini ;

Bölgedeki ağacın ve yuvaların güven altına alınmasını ;

Söz konusu ağacın uzmanlarca incelenmesini, anıt ağaç özellikleri taşıdığı tespit edilmesi halinde gereken işlemin yapılıp kayda geçirilmesini ;

Ağacı kesmeye teşebbüs eden apartman yönetimi hakkında gereken işlemin yapılmasını ve söz konusu apartmanda oturan şahıslar ve apartman yönetimi hakkında soruşturma açılmasını ;

Söz konusu apartmanda yaşayan, bu kadar korkunç ve hastalıklı bir düşünceye sahip olan ve bu hastalıklı düşüncelerini uygulamaya kalkmaktan çekinmeyecek kadar kontrollerini yitirmiş olan söz konusu  insanların, uzman psikolog ve psikiyatristler tarafından muayene edilmelerini; toplum sağlığı açısından tehdit oluşturup oluşturmadıklarının saptanmasını, tehdit oluşturan bir durum ile karşılaşılması durumunda gereğinin yapılmasını ;

Söz konusu apartmanda yaşayan çocuklar varsa istismara uğrayıp uğramadıkları, şiddet görüp görmedikleri yönünde araştırma yapılmasını ;

Bölgede şiddet gören hayvanlar olup olmadığının, evcil hayvanların öldürülmesi şikayetlerinin bölgede sık  olup olmadığının, yakın çevrede şüpheli bir şekilde kaybolmuş insanlar olup olmadığının araştırılmasını ;

Bölgedeki camilerde ”sevgi, merhamet, ahlak, ” konularının ağırlıklı olarak işlenmesini ;

Bölgedeki okullarda, çevre doğa hayvan hakları alanında çalışmalar sivil toplum kuruluşu gönüllüleri, üyeleri ve temsilcileri ile işbirliği ile ” şiddete karşı sevgi ” konulu eğitici projeler gerçekleştirilmesini ;

Bölgede ilgili kamu kurum kuruluşları ve yerel gönüllüler ve çevre doğa hayvan hakları konusunda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşu üye gönüllü ve temsilcileri ile birlikte, yaşam hakkına saygı ve ilgili kanunlar hakkında  halkı eğitici, bilgilendirici çalışmalar yapılmasını, seminerler verilmesini, afiş broşür kitapçıklar hazırlanıp halka dağıtılmasını ;

4982 ve 3071 sayılı yasalara gereği dilekçeme detaylı açıklamalı yanıt verilmesini talep ediyorum..

Saygılarımla arz ederim..

AD SOYAD

TC NO 

TEL

MAİL:

———————————————

EK 1 ) KONUYLA İLGİLİ HAYTAP’A GELEN ŞİKAYET MAİLİ

———- Yönlendirilmiş ileti ———-Kimden: HAYTAP Koordinatör <haytap>Tarih: 28 Mart 2012 12:04Konu: öldürülecek olan yavru kuşlarKime:ege sakin <egemuratsakin>, EGE SAKİN <egesakin></egesakin></egemuratsakin></haytap>

Aşağıdaki şikayet HAYTAP maile gelmiştir, bilginize..

——— Yönlendirilmiş ileti ———-Kimden:xxxxxxxxxTarih: 27 Mart 2012 13:50Konu:  öldürülecek olan yavru kuşlar Kime: bilgi@haytap.org

sayın yetkili ;

inönü mahallesi ersin sokak no:5 75. yıl apartmanı. 25.03.2012 tarihinde apartman yönetimi kargaların pisliğinden ve sesinden rahatsız olunduğu için özellikle kargaların yuva yaptığı dalların budatılması için apartman yönetimi imza topladı.ağaçların dallarını keserek içinde yumurtalara olan yuvaları bozacaklar.. lütfen yardım edin.. bu ne insanlığa ne müslümanlığa sığar.. biz bu konuyu , orada oturan bir tanıdığımızdan öğrendik.. ..kesecekleri  ağaç 20 metrelik koca çınar ağacı, bildiğim kadarıyla anıt ağaçlar, koruma altındadır, insanlar kafasına göre kesemez.. ne yapacağımızı nereye başvuracağımızı bilmiyoruz.. lütfen gereğini yapın.. saygılarımla

xxxxxxxxxxxxxxxxx

EK 2 ) söz konusu ağacın ve yuvaların 3 adet fotoğrafı

Tarih: 28 Mart 2012 16:01

 

Konu: BARTIN’DAKİ ÖLÜ YUNUSLAR HAKKINDA

Kime:

admin@bartintarim.gov.tr, bartin@cevreorman.gov.tr, alo174@tarim.gov.tr, basin@bartin.gov.tr, bartinbelediyesi@bartinbelediyesi.com, yilmaz.tunc@tbmm.gov.tr, muhammet.riza.yalcinkaya@tbmm.gov.tr, basbakanlik <bimer@basbakanlik.gov.tr>, bilgi edinme tbmm <bilgiedinme@tbmm.gov.tr>, veyseleroglu@gmail.com
Cc: trakyahayvanhaklari@yahoogroups.com, yenibasvurular@yahoogroups.com, info@sad.org.tr, tudav@tudav.org

T.C.
BARTIN VALİLİĞİ
İL ÇEVRE ve ORMAN MÜDÜRLÜĞÜ’NE

BARTIN İL GIDA TARIM HAYVANCILIK MÜDÜRLÜĞÜ’NE
VE
BARTIN BELEDİYESİ’NE

Eke koyduğumuz , basında yer almış olan ” ölü yunuslar” ile ilgili haberlerden , Bartın’da ölü yunusların karaya vurduğunu öğrenmiş bulunmaktayız.

Gazetede çıkan haber doğrultusunda ilgili kurumları aradığımızda, konuyla sadece belediyenin ilgilendiğini, herhangi bir ” uzman ”a ulaşılıp bilgi verilmediğini, ölü yunuslardan örnek alınmadan ” kötü kokuyorlardı ” gerekçesi ile  gömüldüğü bilgisini aldık.

Sayın ilgili ve yetkililer ;

Yunuslar Türkiye’nin de imza atmış olduğu uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış olan canlı türleri arasındadır.. Yaralanmaları , öldürülmeleri karaya vurmaları durumunda derhal  uzman kişilere konu hakkında bilgi verilmesi ve onların yönlendirmeleri doğrultusunda hareket edilmesi gereklidir.

Söz konusu olan ‘Bartın yunusları’ olayında hiç bir yetkili kuruma bilgi verilmeden hareket edilmiştir.

Oysa ki İstanbul üniversitesi Su ürünleri fakültesi Deniz Biyolojsi Anabilim Dalı öğretim üyelerinden  Dr. Arda Tonay pek çok yerde  pek çok kez yaptığı  açıklamalarında,

” …Ölü hayvanlar ihbarları, haklarında halen birçok şey bilmediğimiz bu eşsiz hayvanları daha iyi anlamamız ve koruma çalışmalarına veri oluşturması nedeni ile çok önemlidir. Bilimsel çalışmalar için eşsiz veri kaynaklarıdır. Bize ulaşan ihbarlara elimizden geldiğince müdahale etmeye çalışıyoruz. Ayrıca Batı karadeniz sahillerinde her ay olmak üzere periyodik olarak karaya vuran yunusların ölümlerini takip ediyoruz. Lütfen gördüğünüz her ölü yunusu ihbar ediniz.  216 424 0772 TUDAV, 2124555700/16434 İ.Ü. Su Ürünleri Fak., Sahil Güvenlik 158 ”

diyerek, konunun önemini vurgulamakta ve ne yapılması nereye başvurulması gerektiği hakkında bilgi vermektedir.

Buna rağmen, basında , karaya vuran yunusların kafalarındaki deliklerin ateşli silah yaralanması olabileceği iddiası ile birlikte , eski ” AVCILAR DERNEĞİ BAŞKANI ” olan, belediye başkan yardımcısının uzman görüşü niteliğinde açıklamaları yayımlanmıştır.

Yüksek makamınızdan  aşağıdaki sorularımıza yanıt verilmesini talep ediyoruz ;

Ölü yunusların karaya vurduğu ihbarı alındıktan sonra ne gibi bir işlem yapılmıştır ?

Hangi yetkili kurum ve kuruluşlar ile temasa geçilmiştir ?

Ölü yunuslardan uzmanlar tarafından  örnek alınıp araştırma için çalışmalara başlanmış mıdır ?

Bölge balıkçılarının ağları zarar gördüğü için yunuslara ateş açmış olabileceği, olasılığı doğrultusunda bölgede soruşturma başlatılmış mıdır ?

Bölgede sahil güvenlik tarafından  denetimler yapılmakta mıdır ?

Ayrıca ;

Bölgede, bilinçsizlikten kaynaklanan bu tür olayların tekrar yaşanmaması için, ilgili kurum ve kuruluşlar, yerel yönetimler, konu hakkında uzman akademisyenler ve çevre doğa hayvan hakları konusunda çalışmalara yapan sivil toplum kuruluşları işbirliği ile, bölge halkını ve ilgili personeli eğitici bilgilendirici seminerler verilmesini,

toplumda bilinci artırıcı projeler geliştirilmesini,

dilekçemize 4982 ve 3071 sayılı yasalar gereği yanıt verilmesini talep ediyoruz.

Saygılarımla arz ediyorum.

HAYTAP HAYVAN HAKLARI FEDERASYONU

 

AD SOYAD:

TEL:

MAİL:

EK 1 ) cumhuriyet gazetesi haberi

__._,_.___EK 2 HAYVANSEVER GAZETESİ HABERİ :
Anasayfa » Son Dakika
Karadeniz’de Yunusları Kurşunladılar!
27 Mart 2012, 23:43Uner Muslukcu
Batı Karadeniz Bölgesi’nin sahilleri ölü yunus balıkları ile doldu. Bartın’ın İnkum tatil köyünde onlarca yunus balığı ölü halde karaya vurdu. Yunus balıklarının sırtlarındaki kurşun delikleri, yunusların katledildiğini ortaya çıkarttı.
Bartın Belediye Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda eski Bartın Avcılar Derneği Başkanı Hüseyin Çetin, yunus balıklarının sırtlarındaki kurşun izlerinin bir katliamın belirtisi olduğunu söyledi.

“GEÇEMEDİKLERİ ZAMAN İNTİHAR EDERLER!”
Çetin, “Yunus balıkları çok hırslı hayvanlar. Bazen balıkçı tekneleri ile yarış yaparlar. Geçemedikleri zaman da teknelere çarparak intihar ettiği söylenir. Balıkçı ağlarına da zarar verdiği söylenir. Balıkçılar, ağları zarar görmesin diye yunusları öldürmüş olabilir. Eğer bu doğruysa, bu bir insanlık ayıbıdır. Kendi bilmez birkaç kişinin yunuslara kurşun attığını söylediler. Buraya geldiğimde gördümki gerçekten bir tane yunus balığına kurşun atılmış. Eğer bunu bir insan yapmışsa bunu kınıyorum Çünkü yunuslar insanlara en yakın olan hayvanlardır. Çok yazık. İnsanları biraz daha duyarlı olmaya davet ediyorum ” dedi. İnkum sahillerindeki ölü yunusları gören vatandaşlar da, “Bu bir katliam. Balıkçılar ağları zarar görmesin diye bunları öldürüyor. Daha önce de bu tür yunus ölümlerini gördük. Yazık. Buna ‘dur’ demek gerekir. İnkum sahillerinde onlarca yunus balığı ölüsü var” dedi. Sahildeki ölü yunus balıkları belediye görevlileri tarafından toplandı. http://www.halkinhabercisi.com/karadenizde-yunuslari-kursunladilar

——————————————————

 

28 Mart 2012 Çarşamba.
KİME
bilgi@kusadasi.gov.tr,bilgi@kusadasi.gov.tr, bimer@basbakanlik.gov.tr, islemler.illeridaresi@icisleri.gov.tr, mahalli@icisleri.gov.tr,info@kusadasi.bel.tr, 155@aydin.pol.tr, aydin@cob.gov.tr,aydin@cob.gov.tr,aydin@icisleri.gov.tr,
aydin@icisleri.gov.tr,
dohayder@yahoogroups.com,HAYTAP@yahoogroups.com, yenibasvurular@yahoogroups.com, kusadasidemokrat@gmail.co,hedef@aydinhedef.com.tr,

hedef@aydinhedef.com.tr, aydin@guzelhisar.com,aydin@guzelhisar.c

bilgi@kusadasi.gov.tr,islemler.illeridaresi@icisleri.gov.tr,mahalli@icisleri.gov.tr,info@kusadasi.bel.tr,155@aydin.pol.tr,aydin@cob.gov.tr,aydin@icisleri.gov.tr

Konu: Yazlık site yönetimleri, Kaymakamliklar ve Belediyelere kanuni ve mezvuata iliskin bilgiler verilmesi hk

T.C.

KUŞADASI KAYMAKAMLIK MAKAMINA

Sn.Mustafa Esen dikkatine,

Her yaz başlangıcında beldelerinizde yaşanan itlaf ile ilgili olarak….

Geçen sene ve diğer senelerde Güzelçamlı ve Davutlar’da onlarca hayvanın zehirlenmesi üzerine

dilekceler göndermiş ve 4 ay önce bizzat makamızla görüşerek bu ölümlere son verilmesi konusunu

görüşmüştük..

Bugün 27.3.2012 tarihinde saat 17 sıralarında 15 civarinda hayvanın zehirli sucukla olduğu haberini almış bulunmaktayız…

Ölen hayvanlar hemen belediye tarafından toplanıp,gömülmüştür…

Daha 4 gün önce hayvanseverlerce kısırlaştırılan tüm köpekler ölmüştür…

Jandarma ile yapılan telefon görüşmesinde mahalde bulunan MOBESE kayıtlarının incelenmesini talep ediyoruz…

Denetleme ekiplerinizin ve Jandarma güçlerinin konuyu araştırarak faillerinin bulunarak,

cezalanmasını talep ediyoruz.

Her sene tekraralanan ölümlerin sona ermesini talep ediyoruz….

Aydın Valiligine yazdığımiz aşağidaki dilekcemizin bütün ilce ve beldelerde uygulanmasını talep ediyoruz.

Dilekcemize 4982 ve 3071sayılı kanun gereğince yanıt verilmesini saygılarımızla arz ederiz…

Esin Önder

Haytap İzmir Temsilcisi Dohayder iletişim sorumlusu Gaziemir Doğayı ve Hayvanları Koruma ve Yaşatma Derneği

EK-Gazete haberi

http://egehavadis.com/haber/guzelcamlida-buyuk-katliam–1697.html

————————————————————————————————————————————-

AYDIN VALİLİĞİNE YAZILAN DİLEKCE


                                        Valilik Yüksek Makamına,

                   İliniz sahilinde bulunan ilcelerde, yakin bir zaman oncesine kadar  dogal alan olan yerlere, hayvanlarin yasam alanlarini isgal eden yazlik siteler, tatil koyleri, luks oteller yapilmistir.

Doganin dengesini bozarak sahili beton bloklarla dolduranlar, bununla yetinmeyip cevrelerindeki yesil alanlarda bulunan kedileri ve kopekleri zehirlemekte, issiz alanlara atmaktadirlar. Hayvanlari besleyen ve bakan gonullulere de zorluklar cikartmaktadirlar.

Oysa, 5199 sayili Hayvanlari Koruma Kanunu, hayvanlarin bulunduklari yerde yasamalarini guvence altina almistir.                 Bu baglamda asagida belirttigimiz yasaya hukumlerinin site, otel vs yonetimlerine yazili olarak bildirilmesini, kaymakamlik ve belediyelerin de yasa uygulamasi husunda uyarilmasini talep ediyoruz.                  l. Denetim Elemanlari: Kaymakamliklarin 5199 sayili yasaya gore  olusturulmasi gereken denetim elemanlarini gorevlendirmelerini ve bu elemanlarin  “gerek zehirleme yapan vatandas ve gerekse cesitli yollarla oldurup yok eden belediyeler” icin onlemler ve caydirici tedbirler alinmasini saglamasini, olay vuku bulmasi halinde emniyet birimleri ile birlikte adli ve idari sorusturma acilmasini,

   2. Hayvanlari Beslemenin Yasal oldugu: Sahipsiz hayvanlarin bulunduklari yerde yasatilmalarinin ve gonulluler tarafindan bakim ve beslenmelerinin yapilmasinin 5199 sayili yasada hukme baglandigi, bu hukmun geregi hayvanlari besleyen gonullulere mudahale etmenin cezai isleme tabi oldugununun site yonetimlerine Kaymakamliklar ve belediyeler tarafindan yazili ve sozlu olarak iletilmesini talep ediyoruz.

  3. Zabita Sahipli Hayvana Mudahale edemez: Zabitanin sikayet uzerine sahipli hayvanlara da mudahale ettikleri gorulmektedir. Oysa sahipli hayvanlar TCK hukumlerine gore mal kapsamina girmektedir ve sahipli hayvana mudahale mahkemelerin yetkisi dahilindedir. Zabitanin sahipli hayvana olan mudahalesinin TCK na girdigi belediyelere bildirilerek gereginin saglanmasini talep ediyoruz.                                 4. Zabita Sahipsiz Hayvana Mudahale edemez: Sitelerden gelen sahipsiz kedi ve kopek sikayetlerinde zabita ve belediyeler hayvanlari alip baska ilcelere birakmaktadirlar. Fakat, sahipsiz hayvanlara iliskin tum sorunlarda yetkili makam Orman Su Isleri Mudurlukleridir. Zabitanin her hangi bir sekilde sahipli-sahipsiz hayvana mudahale yetkisi yoktur. Bu tur yer degistirme yapan belediye zabitalari hakkinda sorusturma acilmasini talep ediyoruz.

5. Beslenme Odaklari Kurulmasi: 5199 sayili yasa belediyelerin sahipsiz hayvanlar icin “beslenme odaklari” kurulmasini hukme baglamistir. Belediyelerinin gonullulerle birlikte beslenme odaklari olusturmalarini, beslenme odaklari olusturuluncaya kadar sahipsiz hayvanlari besleyen gonullulere mama yardiminda bulunmalarinin saglanmasinin belediyelere amir hukum olarak bildirilmesini talep ediyoruz.

  6. Ev Hayvanlarinin Terk Edilmemesi: Ozellikle sahil kentlerinde sahipsiz hayvan nufusunun ana kaynagi yaz basinda alinip yaz sonunda terk edilen ev hayvanlaridir. Hem site yonetimlerine hem de topluma hayvanlarin terk edilmemesi icin yazilar yazilmali, anonslar, TV ler, yazili ve gorsel basin ile ile hayvan sahiplerine ve topluma bu konuda uyari mesajlari gonderilmelidir.

         7.  Afis ve Brosurlerle hayvan haklarinin anlatimi: Ayrica tum ilcelerde hayvan haklarina iliskin mesajlar iceren afis ve bilboardlar yapilmasini, bu mesajlarin ayrica anons sistemi ile topluma duyurulmasini talep ediyoruz.

.18.1.2012 tarihli genelge zorunlullarından olan madde 8 ve 9 daki sartlar yapilmaktamidir?

MADDE 8-(2) Belediyeler sorumluluk alanindaki sahipsiz kopek ve kedilerin sayisi ile bunlara ait bilgileri belediye kayitlari ve Bakanlik veri tabaninda guncel bir halde tutmak zorundadir. Sahipsiz kopek ve kediler belediyelerce uygun bir yontem ile bireysel veya suru bazinda isaretlenir, belediye veteriner hekimleri tarafindan belediye sahipsiz hayvan kayit defterine islenir, sayilari ve asilamalari hakkinda bilgiler belediye veteriner hekimleri tarafindan Bakanlik veri tabanina islenir,gerektiginde guncellenir.

Asilama

MADDE 9 – (1) Sahipli ya da sahipsiz tum kedi ve kopeklerin yilda bir defa hastaliga karsi asilanmasi ile asi kayitlarinin tutulmasi zorunludur.

Madde 9  b) Belediye sorumluluk alanindaki veya muhtarlarin yazili talebi uzerine koylerdeki uc aydan buyuk sahipsiz kopek ve kedilerin belediye veteriner hekimleri tarafindan yilda bir defa asilanmasi, asilananlarin isaretlemesi (mikrocip uygulamasi, kupeleme ve benzeri) ve kayit altina alinmasi zorunludur.

Belediye veteriner hekimleri sahipsiz kopek ve kedilere yapilan asilamalari kayit altina almak ve Bakanlik veri tabanina islemekle yukumludur.http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2012/01/20120118-3.htm

Yukardaki taleplerimize iliskin 4982 ve 3071 sayili yasalar geregi cevap ve bilgi verilmesini emir ve musaadelerinize saygilarimizla arz ederiz.

HAYTAP HAYVAN HAKLARI FEDERASYONU

AD SOYAD:

TC NO

TEL:

MAİL:

 
 Bir gün seminere başlamadan önce kısa boylu güler yüzlü birisi geldi, Hocam elinizi öpmek istiyorum, dedi. Ben el öptürmekten pek hoşlanmadığım için, yanaktan öpüşelim, dedim, öpüştük. Aramızda şöyle bir konuşma yer aldı:

– Hayrola, neden elimi öpmek istedin?

– Hocam, üç yıl önce sizin bir seminerinizi katıldım. Hayatım değişti. O seminerden sonra daha mutlu bir ailem var ve size teşekkür etmek istiyorum; onun için elinizi öpmek istedim.

– Ne oldu, nasıl oldu?

– Üç yıl önce şirketimizin organize ettiği iki günlük bir seminerde bizimle beraberdiniz. O seminerin bitişine doğru dediniz ki, “Bir insanın anavatanı çocukluğudur. Çocukluğunu doya doya yaşayamamış bir insanın mutlu olması çok zordur. Bir annenin, bir babanın en önemli görevi, çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.”

Bir süre sustu, bir şey hatırlamak ister gibi düşündü, sonra konuşmaya devam etti:

– Hatta daha da ilerisi için söylediniz; dediniz ki, “Bir ulusun en önemli görevi çocuklarının çocukluğunu doya doya yaşamasına olanaklar yaratmaktır.” Ben bir baba olarak sizi duyduğum zaman kendi kendime düşündüm: Ben bir baba olarak çocuğumun çocukluğunu doya doya yaşamasına fırsatlar yaratıyor muyum? Böyle bir sorunun o zamana kadar hiç aklıma gelmediğini fark ettim. Ben ne yapıyorum, diye düşündüm. Benim yaptığım sanırım birçok babanın yaptığının aynısıydı. Dokuz yaşındaki oğlum ben işten eve gelince beni görmemeye, benden kaçmaya çalışıyordu. Neden kaçmaya çalışıyordu, biliyor musunuz, Hocam?

– Hayır, neden?

– Çünkü onu görünce hemen şu soruyu soruyordum. “Oğlum bugün ödevini yaptın mı?” Tuhaf tuhaf bakıyor, gözünü kaçırıyor, daha da sıkıştırınca, hayır anlamına gelen, “cık” sesini çıkarıyordu. Kızıyordum, söyleniyordum, “Niye yapmıyorsun ödevini!” diyordum. Aramızda sürekli tartışmalar, sürtüşmeler oluşuyordu. Tabii bunun sonucunda bütün aile huzursuz oluyordu.

Burada biraz sustu, soluklandı. Sanki hatırlamak istemediği anılar vardı; onların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Sonra konuşmaya devam etti:

– Ben sizin seminerinizden çıktıktan sonra düşünmeye başladım. “Ben ne biçim babayım,” diye kendime sordum. Seminer için geldiğim İstanbul’dan çalışma yerim olan Kayseri’ye gidinceye kadar düşündüm; otobüste bütün gece düşündüm ve sonra kendi kendime dedim ki, eşimle konuşayım, biz birlikte bir karar alalım. Diyelim ki bu çocuk isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama doya doya çocukluğunu yaşasın.

– Radikal bir karar!

– Evet, uçta bir karar, ama bu karar içime çok iyi geldi, Hocam. Gerginliğim, üzüntüm gitti, içim rahat etti. Ben eve gelince eşime dedim ki, hadi gel otur, konuşalım. Yemekten sonra oturduk konuştuk, çocuklar yattı biz konuşmaya devam ettik. Seminerde anlatılanları aktardım, böyle böyle böyle diye izah ettim ona ve en nihayet dedim ki, ya benim gönlümden ne geçiyor sana söyleyeyim. Bizim oğlumuz var ya bizim oğlumuz, o isterse beş yıl sınıfta kalsın, ama çocukluğunu yaşasın! Şimdiye kadar onun çocukluğunu yaşamasıyla ile ilgili pek bir çaba göstermedik, bir bilinç göstermedik, oluruna bıraktık. Gel şimdi değiştirelim bunu.

– Eşiniz ne dedi?

– Hocam biliyor musun ne oldu?

– Ne oldu?

– Karım hayretle bana baktı ve dedi ki, “Bu ne biçim seminer be! Kim bu adam? Öyle şey mi olur; yok bizim ki çocukluğunu yaşayacakmış! Bizim çocuk çocukluğunu yaşarken öbürküler sınıflarını geçecek ilerleyecek! Öyle şey olmaz.”

– Anlıyorum; anne olarak çocuğunun geride kalmasını istemiyor, kaygılanıyor!

– Fakat hocam ben pes etmedim, bırakmadım, mücadeleye devam ettim. Her gün, her akşam gece yarılarına kadar karımla konuştum. Üç gecenin sonunda bana, peki ne halin varsa gör, dedi.

– Pes etti, yani. Peki, sen ne yaptın?

– İşte onu dediği günün sabahı eşofmanımı, ayakkabımı şöyle kapının yanına bıraktım işe gittim; işten dönünce oğlumun gözüne baktım ve dedim ki, oğlum bugün doya doya oynadın mı? Bana hayretle baktı ve “Hayır!” anlamına gelen “cıkk” dedi. O zaman, hadi gel beraber aşağıya ineceğiz, oynayacağız, dedim. Eşofmanımı giydim, ayakkabımı giydim, onunla beraber sokağa çıktık. Pencereden arkadaşları bakıyorlarmış, onlar da sokağa çıktılar; birlikte sokakta oyun oynadık. Akşam saat altıdan sekiz buçuğa kadar sokaktaydık. Eve gelince toz toprak içindeyiz, beraber banyoya girdik, duş yaptık. Havluyla kuruladım, çok mutluyduk ve o günden sonra işten dönünce her gün onunla oynamaya başladım. Her gün, her gün, her gün oynadım. Yedi gün sekiz gün sonraydı galiba, bir gün banyodan çıkarken onu kuruluyorum havluyla, kolumu tuttu, bana döndü ve dedi ki, baba ya, ben seni çok seviyorum. Hocam nefesim durdu, gözüm yaşardı, konuşamadım. Çünkü farkına vardım ki, şimdiye kadar sevdiğini hiç söylememişti. Düşündüm, şimdiye kadar hiç söylemediğinin farkında değildim; belki ömür boyu söylemeyecekti. “Ne büyük tehlike!” diye düşündüm. Ömür boyu onun bana bu cümleyi söylemediğinin farkında olmayacaktım.

– Demek farkına vardın, seni kutlarım. Senin farkına vardığın bu durum birçok anne ve babanın farkında olmadığı gizil, örtük ama önemli bir tehlike!

– İçimde bir şükür duygusu, havluyla çocuğumu kuruladım ve giydirdim ve artık her gün oyun oynamaya devam ettik. Zaman geçti, iki hafta sonra okul, öğretmen veli buluşması için okula davet etti. Daha önceki veli buluşmalarında öğretmen, “Sizin oğlunuz akıllı bir çocuk, ama ödevleri kargacık burgacık yazıyor, dikkat etmiyor. Sınıfta arkadaşlarını rahatsız ediyor, onları itiyor kakıyor, lütfen onunla konuşun. Ödevlerine ilgi gösterin, sınıfta arkadaşlarını rahatsız etmesin. Ödevlerini doğru dürüst yapsın,” demişti. O nedenle öğretmen buluşmasına gitmekten çekiniyordum. Bu davet gelince ben eşime dedim ki, hadi okuldaki buluşmaya beraber gidelim! Yok, dedi, sen tek başına gideceksin, ben gelmeyeceğim.

– Eşiniz gelmek istemedi!

– Hayır istemedi. Ya beraber gidelim, diye ısrar ettim hayır hayır sen yalnız gideceksin dedi. Ben yalnız gittim ve diğer veliler geldikçe sıra bende olduğu halde sıranın arkasına geçtim, sıranın arkasına geçtim ki başka kimse olmadan öğretmenle konuşayım, diye. Mahcup olacağımı düşünüyordum. Her şeyin daha kötüye gittiğini düşünüyordum. En nihayet bütün veliler öğretmenle konuşmalarını bitirip gittiler. Sıra bende! Öğretmenin karşısına geçtim, bana baktı gülümsedi, siz ne yaptınız bu çocuğa, dedi. Hiç cevap vermedim, önüme baktım. Lütfen söyleyin ne yaptınız bu çocuğa, dedi. “Çok mu kötü hocam?” diye sordum. Gülümsedi, hayır, kötü değil, dedi. “Artık sınıfta arkadaşlarını hiç rahatsız etmiyor, ödevleri iyileşti, tam istediğim öğrenci oldu. Ne yaptınız bu çocuğa siz?”

– Herhalde bir baba olarak çok mutlu oldunuz?

– Hocam biliyor musunuz öğretmenin karşısında ağlamaya başladım. İnanamıyordum kulağıma, içimden, vay evladım, biz sana ne yaptık şimdiye kadar, duygusu vardı. Eve geldim, karım yüzüme baktı, gözlerim ağlamaktan kıpkırmızı. “O kadar mı kötü?” diye sordu. Ona da cevap veremedim Hocam, ona da cevap veremedim! Ağladım. Daha sonra anlattım. Hocam onun için sizin elinizi öpmek istedim, teşekkür ediyorum. Benim oğlumun ve onun küçüğü kızımın hayatını kurtardınız. Ailemin mutluluğu kurtuldu. Hakikaten bir insanın anavatanı çocukluğuymuş. Anavatanı mutlu olan bir çocuk çalışmasını, okulunu her şeyini bütün gücüyle yapar ve orada başarılı olurmuş.

“Gel seni yeniden kucaklayayım!” dedim. Kucaklaştık.

“Çocuklar Gülsün diye!” yaşayalım. Çünkü insanın anavatanı çocukluğudur. Çocuklar gülerek, oynayarak büyürse, sonunda büyükler güler. Büyükler mutlu olup gülümseyince tüm ülke, tüm insanlık güler. Çocukların gülmesine hizmet veren herkese selam olsun!

Doğan CÜCELOĞLU

%d blogcu bunu beğendi: