Archive for Şubat, 2012


29 Şubat 2012 / Birgün

Gazeteci Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutukluluğunun birinci yıl dönümünde gazeteciler hapishanelerdeki 104 meslektaşı için yürüyecekOda TV davasının ikinci dalgasında gözaltına alınan Ahmet Şık ve Nedim Şener’in tutuklanmasının birinci yıl dönümü basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkından vazgeçmeyenlerin buluşacağı bir yürüyüşe dönüşecek. Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları Grubu’nun (ANGA) çağrısını yaptığı yürüyüş 3 Mart Cumartesi günü saat 11.00’de Taksim meydanından başlayacak ve Galatasaray’da son bulacak.

ANGA tarafından yapılan açıklamada “Bir gün hepimizin “terörist” ilan edilebileceği tehdidiyle susmamızı emreden TMK’nın ve muhalifleri “özel bir hukuka tabi tutan” ÖYM’lerin kaldırılmasını; gazetecilere ve ifadeye özgürlük isteyen herkes” eyleme katılmaya çağrıldı.

ANGA’nın çağrı metni şöyle:

Tam bir yıl oldu
Ahmet ve Nedim’in Gazeteci Arkadaşları olarak bizi Beşiktaş’taki özel yetkili mahkemenin kapısına getiren o lanetli günlerin üzerinden bir yıl geçti.
Gazeteci arkadaşlarımızın “terör örgütü üyesi” olduğu iddiasıyla evlerinin basılıp, gözaltına alındıkları o günün üzerinden geçen 365 gün…
Bir yıl önce o gün, iktidarı rahatsız eden, “dokunan” her sesin susturulması için hazırlanan operasyonların da miladı oldu.
Tutuklanan gazetecilerin, gizli faaliyetlerde bulundukları, delillerin ortaya çıkacağı, “bilmediğimiz şeylerin olduğunun” söylenmesinin üzerinden bir yıl geçti, iddianame yazıldı, mahkeme başladı.
Ama o deliller hala bulunamadı.
Yargılama sürecinde de “delil oldukları iddia edilen belgelerin” yayınlanmış haberler, haber toplantıları, telefon konuşmaları, kitaplar olduğu ortaya çıktı.
Peki bir yıl boyunca ne mi oldu?
– Yayımlanmayan kitapları yasakladılar.
– Tutuklanan gazeteci sayısını üçe katladılar, dalya dediler 100’ü aştılar.
– Gazeteciler yetmedi, dağıtımcılara saldırdılar.
– Önce medya patronlarını, sonra reklam verenleri tehdit ettiler.
– Beğenmedikleri köşe yazarlarını, basın emekçilerini işten attırdılar.
– Gazete sayfaları ve televizyon ekranlarını aykırı her sese kapatmak için meslektaşlarımızı işsiz bıraktılar.
Bir yılda, onlarca basın emekçisi işinden oldu. Onları ne ekranlarda görebiliyorsunuz ne gazete sayfalarında okuyabiliyorsunuz, haberlerin altındaki imzalar bir bir yok oluyor.
Daha fazlası da başında “Demokles’in kılıcıyla” çalışıyor. Meslektaşlarımız, bir korku ikliminin dayattığı sansürle boğuşuyor.
Ama içerde ya da dışarıda, hiçbirimiz susmuyoruz ve korkmuyoruz.
Tıpkı 90’larda arkadaşlarımız tek tek katledilirken haykırdığımız gibi, susmuyoruz ki sıranın bir başkasına gelmesine izin vermeyeceğimizi gösteriyoruz.
Bizler ANGA olarak Cumartesi sabahı cezaevindeki 104 gazeteci ve 35 dağıtımcıyı unutmadığımızı, unutturamayacaklarını haykırmak için saat 11.00’de Taksim’de buluşacağız.
Galatasaray’a yürüyüp açıklamamızı yapacağız.
Ardından da tam bir yıl önce soğuk bir cumartesi sabahı bize kucak açan Cumartesi Anneleri’nin 362’nci hafta eylemine katılacağız.
Bir gün hepimizin “terörist” ilan edilebileceği tehdidiyle susmamızı emreden TMK’nın ve muhalifleri “özel bir hukuka tabi tutan” ÖYM’lerin kaldırılmasını; gazetecilere ve ifadeye özgürlük isteyen herkesi de bekliyoruz.

Afet Yasası kapsamında bir gün evinizin “kentsel dönüşüm” kapsamına alındığını öğrenebilirsiniz. İtiraz hakkınız yok; direnirseniz Türk Ceza Kanunu var.

İstanbul – BİA Haber Merkezi
28 Şubat 2012, Salı

Ali Öz'ün Objektifinden

Van depreminin ardından Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın duyurduğu “Kentsel Dönüşüm Yasası” olarak bilinen Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesine ilişkin Yasa Tasarısı Meclis’te görüşülüyor.

TMMOB Şehir Planlamacıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman, yasayı bianet’e yorumladı.

Afet riski altındaki Türkiye’de özellikle İstanbul özelinde yüzde 70 kaçak yapının olduğuna dikkat çeken Kahraman, yapıların mutlaka yenilenmeye ihtiyacı olduğunu ancak tasarının bu amaca hizmet etmediğini söylüyor.

“Zorunluluk mülkiyet hakkını ihlal ediyor”

Böyle bir yenilenmenin “hakça, katılımcı ve yerleşimciyi koruyan” bir model üzerine oturması gerektiğini söyleyen Kahraman, tasarının “zorunluluk” içermesinin Anayasa’nın güvence altına aldığı mülkiyet hakkını ihlal ettiğini belirtiyor.

Tasarıya göre, kentsel dönüşüm ilan edilen yerde üçte iki çoğunluk sağlanması yeterli. Geriye kalan üçte bir, bu anlaşmaya uymak zorunda; uymazsa “kamulaştıma”ya maruz kalacak. Yürütmeyi durdurma kararı verilemeyecek; sadece kamu bedeli davası açılabilecek.

Tasarıda “anlaşma sağlanan kişilere geçici konut, kira yardımı sağlanabilir”, “gecekondu sahiplerine gerekirse nakdi yardım yapılabilir” deniyor ancak Kahraman bu maddenin muğlak olduğunu belirtiyor.

Yürütmeyi durdurma davası açılamayacak

Ayrıca, riskli alan bölgelerinde elektrik, su, doğalgaz hizmetinin kesilebileceği maddesi var ki; bu da o bölgede yaşamı olanaksız hale getirmeyi amaçlıyor.

Yıkıma direnmek isteyenlere ise Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtiliyor.

Kahraman tasarının genel olarak, “Deprem korkusu adı altında, nitelikli, niteliksiz her türlü yapıya müdahale edelim. Kentsel arsalar yaratalım ve bunların üzerinde yeni inşaat projeleri yapalım mantığı” üzerine kurulduğunu söylüyor.

Tasarıdaki “riskli alan” tanımlamasının çok muğlak olduğunu belirten Kahraman, mesela afet riski altında olan bölgelerdeki sağlam yapıların ne olacağının bilinmediğini söylüyor. Çünkü tasarıya göre, bir alan kentsel dönüşüm kapsamına alındığında bütün bir alanı kapsıyor.

Yani oturduğunuz mahalle deprem riski altında ama sizin eviniz buna dayanıklı ise bunun bir önemi yok.

Tüm yetki Bakanlığa veriliyor

Tasarı “kentsel dönüşüm” ilan etme yetkisini belediyelerden alıp Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na veriyor.

Kahraman, bu şekilde üstten müdahaleci bir bakışla  tüm yetkilerin yerelden alınıp  hükümetin eline geçtiğini ayrıca bunun siyasi görüşleri farklı belediyeler arasında da ayrımcılığa yol açabileceğine dikkat çekiyor.

Tek gerçeklik zorunlu göç

Sadece İstanbul’da 1 milyon 250 bin yapı olduğunu belirten Kahraman, bu işin tek bir reçetesi olamayacağını söylüyor.

* Her alana farklı şekillerde müdahele edilir, semt semt sokak sokak kurgulamak gerekir. Ayrıca bu yenilenme kamu kaynaklarıyla yapılmalı. Bu projelerin ilanı, mimarı tüm detayları yaşayanların katılımıyla yapılmalı.

* Oysa ki bu tasarıda, kent merkezinde yaşayan alt gelir gruplarının “zorunlu şekilde” kent dışına çıkarılması ve proje maliyetlerinin bu insanlara ödetilmesi tasarlanıyor. Merkezde de seçkin elit bir grup yaratılmak isteniyor.

* Burada yaşayanlar yeni yapılacak lüks konutlarda oturamayacakları için şehrin çeperindeki TOKİ’lere yerleştirilecek;  zaten asgari ücretle çalışan insanlar hem göç ettirilecek hem de borçlanacak.

* Fikirtepe, Tarlabaşı, Sulukule vb. örnekleri zaten neler olacağını bize gösteriyor.

* Bu en başta söylediğimiz “hakça, katılımcı ve yerleşimcilerin korunması” ilkelerinin hepsine aykırı.

* Muğlaklıklar üzerine kurulu tasarının en açık kısmı, kentlerde yoğun bir göç yaşanarak dokunun değişeceği.

Boğaziçi de dönüşüme uğrayabilir

Ayrıca tasarının en önemli risklerinden biri de orman alanları, kıyılar, boğaziçi, meralar, kültür ve tabiat varlıkları, tarım arazileri, zeytinlikler gibi alanların da “dönüşüme” tabi kalabilmesi.

Zaten tasarıya son anda getirilen bir hükümle Boğaziçi’nin ön kısmında değil ama geri görünüm ve etkileme alanlarında da dönüşüm yapılabilecek. (NV)

* Fotoğraf: Ali Öz

* TMMOB ŞPO’nun konuyla ilgili raporu için tıklayınız.

ELÇİN YILDIRAL/BİRGÜN
29 Şubat 2012 / Birgün
18 Yıldır Süren Sivas Katliamı Davası, Zamanaşımı Tehlikesiyle Karşı Karşıya. Davanın avukatlarından Şenal Sarıhan, bir önceki celsenin ardından, CHP’nin zamanaşımına karşı vermiş olduğu kanun teklifinden umutlu olduğunu açıklamıştı. Ancak CHP’nin iki ay önce verdiği kanun teklifi henüz gündeme alınmış değil. Ne zaman alınacağı ise belirsiz. Ailelerin ise meclisten bir beklentisi artık yok. Karar duruşması 13 Mart’ta görülecek. Dava için zaman hızla tükeniyor.1993 yılında Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen şenlikler sırasında yakılan Madımak Oteli’nde 33 yazar, ozan, aydın ile 2 otel çalışanı yaşamını yitirdi.  18 yıldır süren yargılamada mahkeme 1994 yılında 37 sanık hakkında beraat kararı verdi ancak  müdahil avukatların itirazı ile Yargıtay kararı esastan bozarak, “Katliamın “Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğu görüşünü savundu. Yargıtay’ın bu kararı ile davanın 7 sanığı firar etti. Yıllardır bulunamayan firari sanıklar arasında öldüğü iddia edilen davanın bir numaralı sanığı dönemin Refah Partili Sivas Belediyesi üyesi Cafer Erçakmak da vardı. Dosyaları ana davadan ayrılan 7 firari sanığın yargılanmasına 13 Mart’ta devam edilecek ve büyük bir ihtimalle de  zamanaşımından düşürülecek.KANUN TEKLİFİ UMUT OLMUŞTU
Aslında CHP milletvekilleri Emine Ülker Tarhan ve Sezgin Tanrıkulu öncülüğünde verilen zamanaşımına karşı kanun teklifi Sivas Davası için de umut olmuştu. Yapılması gereken tek şey meclis başkanının, “Kasten öldürme”, “İşkence”, “Çocukların cinsel istismarı” suçlarının zaman aşımına uğramasını engelleyen kanun teklifini gündemine almak, genel kurulda oylamanın yapılmasının önünü açmak. Fakat aradan geçen iki aya rağmen meclis başkanı kanun teklifini gündeme getirmiş değil. CHP’li vekiller Tarhan ve Tanrıkulu şimdi meclis başkanına, kanun teklifinin direk genel kurula gelmesini talep eden bir dilekçe vermeye hazırlanıyor. Prosedür gereği verilen dilekçeler sıraya konuluyor ve sırasının gelmesi ayları bulabiliyor. Kaldı ki kanun teklifi genel kurula gelse de yürürlüğe girmesi için oyların çoğunluğunu alması gerekiyor. Bu sürece göre Sivas Davası’nın zamanaşımına uğraması kaçınılmaz. Ancak meclis başkanı davanın görüleceği tarihi dikkate alarak, CHP’li vekillerin kanun teklifine öncelik verebilir. Kanun teklifi oy çokluğu ile kabul edilirse böylece dava zamanaşımına uğramaktan kurtulabilir.AVUKAT SARIHAN: HAKİMLERE BAĞLI
Davanın müdahil avukatlarından Şenal Sarıhan, “CHP’nin kanun teklifi verdi bu nedenle umutlanmıştım. Ama ne yazık ki bir gelişme göstermedi” diyerek hayal kırıklığını dile getiriyor. Tek umudunun hakimlerin dosyaya  genişletici bir yorumla yaklaşması olduğunu söyleyen Sarıhan, “Şu anda var olan usül hukukumuza göre zamanaşımı var. Ama bir de Anayasa’nın 90’ıncı maddesi var. Bu madde ışığında uluslar arası sözleşmeler de değerlendirildiğinde insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zamanaşımından yararlanılmaması gerekiyor. Biliyorum çok şey istiyorum ancak umarım ki hakimler karar verirken tüm bunları dikkate alır” diyor.

ALTIOK: 17 ÖNERGEYİ DE AKP REDDETTİ
6 Aralık’ta görülen duruşma öncesi meclise giderek, davanın zamanaşımına uğraması tehlikesine dikkat çeken aileler, meclisten umutlarını kesmiş durumda.  Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok, Toplumsal Bellek Platformu adına ilk meclis ziyaretlerini 2009’da gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, verilen sözlerin hiçbirinin yerine getirilmediğine dikkat çekiyor. Altıok, “2009’da partiler üstü bir tutumla tüm partilerden randevu aldık. O dönem sadece MHP randevumuzu kabul etmedi. Yaptığımız görüşmeler olumlu geçmişti. AKP, elinden geleni yapacağını, gerekirse yasal düzenlemeler için destek vereceğini söylemişti. Oysa üç yıldır ağırlık olarak CHP ve BDP önerge sundu. Meclise 2009’dan bu yana 17 önerge sunuldu. 17’si de her seferinde salt AKP’nin oyları ile reddedildi” sözleriyle anlatıyor süreci.

NEDENİ YÜRÜTMEYLE İLGİLİ ENGELLERMİŞ!
Son meclis ziyaretlerin ise bu kez MHP ve AKP’nin randevu taleplerini kabul etmediğini söyleyen Altıok son ziyareti şu sözlerle anlatıyor: “AKP’den TBMM Başkanı Cemil Çiçek ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Ayhan Sefer Üskün ile görüşebildik. Ancak her ikisi de ilk an da randevu isteğimizi reddetmişti. Cemil Çiçek, danışmanlarının ‘görüşmeniz iyi olur’ demesi üzerine bizimle görüşmeyi kabul etti. İkisine de AKP’nin neden verilen önergeleri ısrarlı reddettiğini sorduk. Aldığımız yanıt, ‘yürütmeyle ilgili engeller’ oldu. Zaten yürütmeyi değiştirecek olan kişilerle görüştüğümüzü düşünürsek bu yanıtın inandırıcılığı kalmıyor. ‘Hakkınızı aramak en doğal hakkınız’, ‘başınız sağ olsun’ gibi ironik bir yaklaşımın ardından herhangi bir düzenleme çabasının olmayışı meclisteki beklentimizi sonlandırdı. 13 Mart’ta kadar herhangi bir değişiklik olabileceğini hiçbir şekilde öngörmüyorum. Bırakın 13 Mart’ı önümüzde daha uzun bir süre olsaydı da aynı durum söz konusu. Ama elbette takipçi olmaya, talep etmeye devam edeceğiz. Olması gerekenin peşine düşeceğiz. Gerekirse yurt için de gerekirse yurt dışında adli süreçleri işletmeye gayret edeceğiz.”

ANADOLU

Beşikler vermişim Nuh’a
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır,
Anadoluyum ben,
Tanıyor musun ?

Utanırım,
Utanırım fukaralıktan,
Ele, güne karşı çıplak…
Üşür fidelerim,
Harmanım kesat.
Kardeşliğin, çalışmanın,
Beraberliğin,
Atom güllerinin katmer açtığı,
Şairlerin, bilginlerin dünyalarında,
Kalmışım bir başıma,
Bir başıma ve uzak.
Biliyor musun ?

Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne İskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım…
Görüyor musun ?

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultanı ve Bedrettini.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun ?

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne – üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun ?

AHMET ARİF

 

 
 
Sarıyer Belediyesi’nden sahipsiz hayvanlara yiyecek desteği
28 Şubat 2012
Mahalle : Tüm Sarıyer

Sarıyer Belediyesi Veteriner Müdürlüğü tarafından 2010 yılı Haziran ayında oluşturulan sahipsiz hayvan beslenme noktalarına yiyecek dağıtımı devam ediyor. Halen 25 civarında olan bu beslenme noktalarının büyük bir çoğunluğuna haftanın 6 günü düzenli olarak yiyecek dağıtımı yapılmaktadır.

Dağıtımlarımız kar yağışının olduğu günlerde bu noktalar dışındaki alanlara özellikle köy civarlarında yaşayan sahipsiz hayvanların aç kalmamaları için ekibimiz ve hayvan toplama ve nakil ekiplerimiz tarafından yapılmaktadır.

Doğal dengenin korunması için hayvanların beslenmesine katkıda bulunan duyarlı vatandaşlarımıza katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

 
 
 NOT
 
Sarıyer Belediyesin’in yaptığı güzel bir uygulamada.  Sarıyer Belediyesi  resmi web sayfasında,
 
Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmenliği
 
Hayvanları Koruma Kanunu
 
Hayvan Hakları Bildirgesi, nin metin olarak olarak bulunmasıdır. Bu uygulamadan dolayı,  Sarıyer Belediyesine çok teşekkürler.

28 Şubat 2012 Salı,

 

Gazete haberinden anladığım kadarıyla VİP kavgası yaşandı…

VİP, yani Very İmportant Person... Önemli kişilerin aynı zamanda ünlü olduğunu varsayarsak… Bizdeki karşılığı aşağı yukarı Çok Ünlü Kişi’ye (ÇÜK) geliyor…

Özellikle uçak yolculuklarında bu böyle…

ÇÜK’ler her zaman ayrı kapıdan girerek, özel salonlarda ağırlandıktan sonra, özel araçlarla götürtülüp uçağın en önüne oturtulurlar…

*

Ben ÇÜK değilim…

“Bir ÇÜK olamadık” yazımdan bu yana, THY’nin bana gönderdiği ÇÜK kartını her zaman kimse görmeden yok ettim…

Birincisi; uçak korkumdan…

Uçağın önü gittikten sonra, arkasının yola devam edebileceğini beklememekle birlikte, ÇÜK gibi en öne oturmaktansa, arkalar daha güvenli gibi gelir bana…

İkincisi:

“Biz de ÇÜK olduk” diye, hani övünmek gibi olmasın…

*

Dönüyorum son ÇÜK olayına…

Anladığım kadarıyla yeni “ihdas” edilen Bakan yardımcılığına 21 iktidar yandaşı atandı… Bunlara makam arabası, sekretarya, makam koltuğu, imza yetkisi, 9 bin 750 lira da maaş yanında, protokolde de en önde yer verildi…

Böylece seçim öncesi Başbakan “Bakan sayısını 20’ye indirdik, daha da indireceğiz” dedikten sonra, bakan sayısı kaç oldu?..

46…

İşte bunlardan birisi…

Ankara’dan İstanbul’a gidecek, uçağın 1-A koltuğuna oturması gerektiğini düşündü…

Ama orayı muhalefet milletvekiline vermişlerdi…

Herkes koştu…

Personel; bir oldu bittiye getirip muhalefet milletvekilinin elinden biniş kartını alarak ona arkadaki bir yeri verdiler…

Bakan yardımcısını A-1’e oturttular…

*

Muhalefet milletvekili işte o zaman kızdı:

“Biz neyiz?” dedi…

“Atanmışların”, hiçbir zaman “seçilmişlerin” önünde olamayacağını söyledi…

Bir tartışmadır başladı…

Ben ise ilk geleninde kabahat olduğunu düşündüm… Sosyal demokrat bir partinin milletvekili isem…

Ne işim var ÇÜK yerinde…

Git halkın arasına otur…

*

Sonuçta bakan yardımcısı olan, ÇÜK bölümüne oturtuldu…

Uçak kalktı…

*

Hollanda’da başbakanın bisikletle işe gidip geldiğini… Almanya’da arkadaşının villasındaki klozeti kullandığı için Cumhurbaşkanı’nın istifa ettiğini… AB parlamenterlerinin kuyruğa girip bilet aldıklarını anlatıyorlar her zaman bize…

Sonra sıra ÇÜK olmaya geldi mi…

Koşuyorlar…

Demek ki insanın canı çekiyor…

*******

28 Şubat 2012 – BEKİR COŞKUN

bcoskun@cumhuriyet.com.tr

http://www.showhaber.com/haytapin-imdat-turu-agrida-539841h.htm

http://www.avrupa-postasi.com/turkiye/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi–h10585.html

http://www.bitlisnews.com/tatvan/haytap-tatvan-belediye-baskanini-ziyaret-etti-h2338.html

http://www.haberler.com/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588-haberi/

http://www.alanyapost.com/guncel/haytapin-imdat-turu-agrida-h8639.html

http://haberpan.com/haber/haytap-heyeti-agrida-hayvan-barinagini-inceledi

http://www.haberler.com/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588-haberi/

http://www.haberler.com/haytap-uyeleri-tatvan-belediye-baskanini-ziyaret-3394313-haberi/

http://www.dogurehberi.com/guncel/haytapin-imdat-turu-agrida-h73825.html

http://haberpan.com/haber/haytap-heyeti-agrida-hayvan-barinagini-inceledi

http://www.aktifhaber.com//haytapin-imdat-turu-agrida-564723h.htm

http://www.sondakika.com/haber-haytap-in-imdat-turu-agri-da-2-3397724/

http://www.aksamhaber.net/guncel/haytapin-imdat-turu-agrida-h50557.html

http://www.guneydoguekspres.com/haber/7922-yasam-hayvan-haklari-icin-39imdat-turu39.html

http://www.haberler.com/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588-haberi/

http://www.agrininsesi.com/agri-merkez/haytapin-imdat-turu-agrida-h2299.html

http://www.haberler.com/haytap-in-imdat-turu-agri-da-2-3397724-haberi/

http://www.haberler.com/haytap-in-imdat-turu-agri-da-3396113-haberi/

http://www.haberler.com/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588-haberi/

http://www.haberler.com/agri/gundemi/haytap-uyeleri-agri-belediyesi-ni-ziyaret-etti.htm

http://www.haberimport.com/haber/haytapin-imdat-turu-agrida-54578.htm
http://www.aktifhaber.com/haytapin-imdat-turu-agrida-564723h.htm

http://www.sondakika.com/haber-haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588/

http://taraf04.net/haber_detay.asp?haberID=1512

http://www.avrupa-postasi.com/turkiye/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-

http://www.bitlisnews.com/tatvan/haytap-tatvan-belediye-baskanini-ziyaret-etti-h2338.html

http://www.haberler.com/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588-haberi/

http://www.alanyapost.com/guncel/haytapin-imdat-turu-agrida-h8639.html

http://haberpan.com/haber/haytap-heyeti-agrida-hayvan-barinagini-inceledi

http://www.haberler.com/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588-haberi/

http://www.haberler.com/haytap-uyeleri-tatvan-belediye-baskanini-ziyaret-3394313-haberi/

http://www.dogurehberi.com/guncel/haytapin-imdat-turu-agrida-h73825.html

http://haberpan.com/haber/haytap-heyeti-agrida-hayvan-barinagini-inceledi

http://www.aktifhaber.com//haytapin-imdat-turu-agrida-564723h.htm

http://www.sondakika.com/haber-haytap-in-imdat-turu-agri-da-2-3397724/

http://www.aksamhaber.net/guncel/haytapin-imdat-turu-agrida-h50557.html

http://www.guneydoguekspres.com/haber/7922-yasam-hayvan-haklari-icin-39imdat-turu39.html

http://www.haberler.com/haytap-heyeti-agri-da-hayvan-barinagini-inceledi-3396588-haberi/

http://www.agrininsesi.com/agri-merkez/haytapin-imdat-turu-agrida-h2299.html

BU YIL YENİ FIKFIK’LAR OLMASIN… AV YASAĞI BAŞLADI. AVCI GÖRDÜĞÜNÜZ ANDA EN YAKIN JANDARMAYI ARAYIN.. YARDIM İÇİN HAYTAP YABAN HAYAT GRUBUNU ARAYIN 0507 510 23 30


Benim annem öldürüldü , kardeşlerim annem ölünce öldüler, beni egenin annesi babası büyüttü .. şu anda ormanda annesiz babasız kalan yavrular ne yapacak ? şu anda ne yapıyorlar ? onlara kim yardım edecek ? açlıktan susuzluktan ölmeleri kaç gün sürecek ?… başkalarının anneleri ölmesin .. akrabalarımı koruyun onları kurtarın..
imza FIKFIK
EGE SAKİN

AV YASAĞI BAŞLADI…

26 Şubat 2012 Pazar,

Değerli çevre doğa hayvan hakları savunucuları ;

 

 Bu günden itibaren 13 ağustosa kadar sürecek olan av yasağı başlamıştır… Bu kesinlikle önümüzde 5 – 5,5 ay rahat olduğumuz anlamına gelmiyor bilakis özellikle gözümüzü dört açmamız gerektiği anlamına geliyor.. 

 

 Şimdi bizim av sezonumuzun başladı ve sürekli ‘Tetik’te olmalıyız. Aşağıda Haytap Yaban Hayat grubunun konu ile ilgili olarak hazırladığı basın bildirisini sizlerle paylaşıyorum. Lütfen bulunduğunuz yerdeki yerel basına gidip konu ile ilgili bir demeç verip basın bildirisini yayımlatmaya çalışın. 

 

 

şu  bağlantıdan  merkez av komisyonu kararlarına ;

http://www.milliparklar.gov.tr/DKMP/AnaSayfa/avYabanHaberleri/11-07-26/MERKEZ_AV_KOMİSYONUNCA_MAK_İLAN_EDİLEN_GENEL_VE_DEVLE

şu bağlantıdan Milli parklar genel müdürlüğü’nün sayfasına ulaşabilirsiniz: 

 

http://www.milliparklar.gov.tr/DKMP/HomePage.aspx?sflang=tr#

Teşekkürler herkese sevgiler..

 

Ege SAKİN

0507 510 23 30

 

 

 

…………………………………………………..

 

BASINA VE KAMUOYUNA ;

 

 

  26 tarihi itibariyle tüm yurtta av yasağı başlamıştır.. Bu yasak 13 ağustosa kadar devam edecek. Bu tarihler arasında avlanmak kesinlikle yasaktır.. Yaban hayvanları bu tarihler arasında  üreme dönemi içindedirler ve bu tarihler arasında tüm yaban hayvanları gebe ve yavruludur. ,

 

 

Gebe, yavrulu ve yuva kurma döneminde olan hayvanların yaşadıkları alanlara müdahale edilmesi, tüfek atılması, doğal olmayan gürültüler yapılması, hayvanların stres yapmasına sebep olmaktadır ve bu tüm ekosistemi olumsuz yönde etkilemektedir. ,

 

 

Kaçak avcılık ile mücadeleye bireysel olarak destek verebilirsiniz.Konu ile ilgili olarak çevrenizi bilinçledirebilir, bağlı olduğunuz valilik makamına ve Orman Su İşleri bakanlığı’na e posta yazarak denetim arttırılmasını talep edebilirsiniz. 

 

 

 şu andan itibaren herhangi bir yerde avlanan avcılarla karşılaşmanız durumunda  aşağıdaki işlemleri uygulayarak doğal yaşamın korunmasına doğrudan destek olabilirsiniz.  

 

 

 

 1) Öncelikle yaşadığınız yerdeki jandarma komutanlığının telefonunu cep  telefonunuza kaydedin. 

 

 

2) Avcıları orman alanda av yaparken ya da av sonrasında ölü hayvanlarla birlikte görürseniz

şahısların yüzleri, varsa araçlarının plakası ve öldürdükleri hayvanlar gözükecek şeklide fotoğraflarını çekin. 

 

 

3) Bulunduğunuz yerden hemen jandarmayı arayın ve durumu ihbar edin.  Jandarma gelene kadar bekleyin.

 

 

4) Eğer jandarma gelene kadar avcılar kaçtıysa çektiğiniz fotoğrafların kopyalarını jandarmaya verip şikayetçi olun.

 

 

5 ) Çektiğiniz fotoğrafları iletişim bilginizi ve olayın kısaca özetini, konu başlığına şehrinizin adıyla birlikte ” Yaban Hayat ” yazarak  bilgi@haytap.org adresine yollayın.

 

 

6) Konu ile ilgili ACİL durumda 0507 510 23 30 nolu telefondan HAYTAP Yaban hayat grubuna ulaşın.

 

 

 

Eğer yaşadığınız yerde yaralanmış, hasta, ya da yavru bir yaban hayvanı bulursanız ; 

 

 

1)  Size en yakın olan, Doğa koruma ve  Milli Parklar  Şube Müdürlüğüne telefon edin. 

 

 

2) Yetkililer gelene kadar bulduğunuz hayvanın başından ayrılmayın.

 

 

3) Mesai saati dışında olması vs gibi gerekçelerden dolayı herhangi bir yetkiliye ulaşamama durumuzda bulunduğunuz yerden ayrılmadan 0507 510 23 30 nolu telefondan HAYTAP Yaban Hayat grubunu arayın. 

 

 

 

HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu 

YABAN HAYAT GRUBU 

SEVGİLİ GÜNLÜK;

Bu gün Zühre Sakin‘nin ipliklerini korudum..

Uyuz Ege, yemeni hastası.. her renkten her modelden yemenisi olduğu halde her dışarı çıkışında bir yemeni alır gelir.. Zühre ile biz durmadan yemeni kenarı yaparız..

Zühre’ye ” bırakalım çok seviyorsa kendi yapsın ne uğraşıyoruz ” diyorum ama Zühre kıyamıyor yapıyor yine, Ege ne kadar bez parçası getirse..

Zaten Zühre yapmasa o dantelleri ege salağı hayatta yapamaz… Değil yemeni kenarı yapmak eline tığ alıp zincir bile çekemez o.. Geçen yıllarda bir heves etti örgü öreceğim diye yamuk yumuk delik deşik saçma sapan bir battaniye yaptı.. O battaniyeyi bir tek Murat kullanıyor Ege üzülmesin diye adı ” delikli battaniye ” aralardan kaçmış ilmekler öyle bir kaçmışlar ki deliklerin içinde Mi geçiyor.. Yani beceriksizin teki Ege..

O renk renk taktığı dantelli yemenileri yapan hep Zühre ile benim..

Bu gün de gitmiş gene çarşıya ” ayy çok güzel bir tülbent buldum ” diye geldi. Kafayı yemiş.

Neyse biz buna yemeni kenarı yetiştirmeye uğraşırken Mi uyuzu da kendine eğlence arıyor.. Zühre’nin yerde duran makarasına saldırıp duruyor.. Kaç kere ipi kopardı.

Ben de bu gün bütün gün Zühre’nin ipinin başında bekledim , Mi makaraya saldırmasın diye.. Yaklaştıkça kovaladım onu..

El sanatı bunlar.. zor zanaat.. Değerini bilmek lazım.. Ege bir tek takıp gezmeyi biliyor.. Uyuz oluyorum ona.. bu arada o aptal pis köpek hala bizde.. off..off..

İmza PAMUK.

“Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil”

25 Şubat 2012 / Birgün

Medyada “taş atan çocuklar” olarak bilinen ve tutuklandıktan sonra adli tutukluların koğuşlarına konulan çocukların cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldıkları iddia edildi.Cezaevinde 4 ay kalan H.K. (15) adlı çocuk, “Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil” dedi. Çocukların anlattıkları Yılmaz Güney’in 1983 yapımı Duvar filminde anlatılanların, 2012 yılında halen bir Türkiye gerçeği olarak yaşanmaya devam ettiğini yeniden ortaya koydu. Daha önce de, çocuklara yönelik antidemokratik uygulamalarla gündeme gelen Adana Pozantı Cezaevi’nde şimdi de çocuklara cinsel istismar iddiaları var. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu, cezaevinde çocuklara adli mahkumlar tarafından cinsel istismarda bulunulduğu, şiddet uygulandığı ve ırkçı uygulamalara maruz bırakıldıkları iddia ediliyor. H.K. (15), yakın zamanda 4 ay Pozantı Cezaevi’nde kaldığını belirterek, B-4 koğuşuna yollandığını ve burada bulunan tüm tutukluların adli olduğunu ifade etti. Yanlarında kalan çocukların birçoğunun cinayet, hırsızlık ve uyuşturucu kullanmaktan tutuklu bulunduklarını vurgulayan H.K., söz konusu cezaevinde defalarca tecavüz ve taciz olaylarına tanıklık ettiklerini belirtti. H.K., “Bazı arkadaşlarımıza adli tutuklular tarafından defalarca tecavüz edildi. Bazen zorla pantolonlarımızı indirmeye çalışıyorlardı. Yaşadıklarımız anlatılır gibi değil” şeklinde iddialarda bulundu.‘Boğazımıza ip takıp sıkıyorlardı’
Ş.A. (17) isimli çocuk ise, mahallelerinde bir sokak eyleminin olduğunu ve polislerce o gün yakalandığını belirterek, polis tarafından darp edildiğini iddia etti. Kendisine ajanlık yapması yönünde dayatmaların yapıldığını öne süren Ş.A., “Niçin? Niye? Kimin ismini istiyorlar anlamadım” dedi. Daha sonra tutuklanarak Pozantı Cezaevi’ne gönderildiğini kaydeden Ş.A., “Orada çok kötü şeyler yaşadım. Adliler, boğazımıza ip takıp sıkıyorlardı. Bizi dövüyorlardı. Terörist olduğumu söyleyip öpmemiz için yüzümüze bayrak uzatıyorlardı. Öpmek istemediğinde ise yine dövüyorlardı” iddialarında bulundu. Koğuşta sabah 5-6 gibi erken saatlerinde uyandırılarak temizlik yapmak zorunda bırakıldıklarını belirten Ş.A., yaşadıklarının etkisinden halen kurtulamadığını ifade etti. Serbest bırakıldıktan sonra da birçok arkadaşının normal yaşamlarına dönemediğini belirten Ş.A., “Arkadaşlarımız bize katılmaya utanıyorlar. Çünkü yaşadıklarını unutamıyorlar” dedi. Cezaevi idaresine defalarca söz konusu uygulamalara ilişkin bilgi verdiklerini, ancak cezaevi idaresinin sessizliğini koruduğunu vurgulayan Ş.A., Pozantı Cezaevi’nde 2 ay kaldığını ve bir ay önce tahliye edildiğini söyledi. Ş.A., “Koğuşlarımızı değiştirmeleri yönünde taleplerimiz oluyor ama, taleplerimiz cevapsız bırakılıyordu” dedi.‘Başkasını anlatıyorlar’
2011 yılının Haziran ayında Ankara Çocuk Hakları Platformu’nun “Çocuk ve Adalet” adlı projesi kapsamında Mersin’e ziyaretlerin düzenlendiğini belirten Akdeniz Belediyesi Kadın Danışmanlık Merkezi’nde Pratisyen Hekim olarak çalışan Didem Gediz Gelegen Türkmen, ziyarete gelenlerin, İHD’ye başvuran ve Pozantı Cezaevi’nde kendilerine baskı ve şiddet uygulandığını söyleyen çocuklarla ilgili görüşmeler yapmak istediklerini ve bu amaçla Akdeniz Belediyesi’ne ait tesislerde bir takım etkinliklerin organize edildiğini ifade etti. Belediye çalışanı olması nedeni ile bir çok çocukla tanışma fırsatı bulduğunu kaydeden Gelegen, araştırmalar kapsamında yapılan görüşmelerde cinsel istismara varan baskı ve şiddete maruz kalan çocukları dinlediklerini ve çocukların cinsel istismarı anlatırken, hep bir başkasının başına gelmiş gibi anlattığına dikkat çekerek, “Öyle ayrıntılar söylüyorlardı ki anlattıklarının kendisinin yaşadığı anlaşılıyordu” dedi.

‘Pozantı Cezaevi çocukları’

“Pozantı Cezaevi çocukları diyorum ben onlara” diyen Gelegen, çocuklarla yürüttükleri çalışmalar sırasında can yakıcı gözlemlerinin olduğunu belirtti. Çocukların kendilerini ifade etmekte zorlandıklarını ve yaşadıklarının ne kadar ağır şeyler olduğunu, dayanışmaya ve desteklenmeye ne kadar ihtiyaç duyduklarını ama bir yandan da hem dünyaya hem de insanlara güvenmediklerini fark ettiklerini aktaran Gelegen, yine, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın gözaltı ve cezaevi deneyimi nedeni ile özellikle eğitimi sekteye uğrayan çocuklar için yürüttüğü psiko-sosyal destek programı çerçevesinde belli çocuklarla görüşmelerinin devam ettiğini ifade etti. O görüşmeler sırasında çocukların kendilerini daha açık bir şekilde ifade etmeye başladığını belirten Gelegen, “Örneğin çocuklardan bir tanesi, çok küçük yaştaki bir çocuğun koğuş sorumlusu tarafından zorla yatağına alındığını, onun çığlıklarını duymamak için kulaklarını kapattığını anlattı. Bunların hepsi ruhlarında derin yaralar bırakacak olaylardı ve çocukların hem birbirileriyle ilişkilerini hem de dünya ile ilişkilerini derinden yaralayan meselelerdi” dedi. Çocukların yaşadıklarını aileleri ile paylaşmakta dahi sıkıntı yaşadıklarını belirten Gelegen, bu anlamda çocukların kimliklerinin teşhir edilmeden anonim çalışmalar yapılabileceğini ifade etti. Gelegen, “Resmi makamlara resmi başvurular yapılamıyor olabilir. Cezaevinde olup bitenlerden haberdar olan herkes artık bu davanın bir takipçisi olmalı. Devlet çocuk suçluluğunu engellemek istiyorsa, çocukların isyanını önlemek istiyorsa, bunun yolu karakol kurmaktan geçmiyor. Travma yaratan mekanların travmaya uğrayanların lehine yeniden düzenlenmesi gerekir. Mahallelere karakollar kurmak yerine çocukların kendilerini geliştirebilecekleri yerler kursunlar” dedi. Suç işleyen çocuklara uygulanacak olan cezayı yaptırımlarda çocukların her türlü istismardan korunabileceği ortamların sağlanması gerektiğini belirten Gelegen, “Devlet bir şahıs değil. Kendi vatandaşı çocuklara karşı kin gütsün, bunların birilerine tecavüz etmesine göz yumsun. Devletin böyle bir kin gütmeye ve politika uygulamaya hakkı yok. Bütün çocukların cinsel istismardan arınması, fiziksel istismardan arınması, bir yandan da cezaevlerinin doldurulmadığı bir dünya burada dile getirilmeli” dedi. Telefonla ulaştığımız cezaevinin ikinci müdürü olduğunu belirten, ancak ismini açıklamayan kişi ise, iddiaları yalanlayarak, “Bu tür ithamlarda sürekli bulunuluyor. Asılsızdır” dedi.Duvar Filmi
Yılmaz Güney’in son filmi Duvar’da 1976’da Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’nde, Yılmaz Güney’in de tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyan konu ediniyordu. Filmde çocukların maruz kaldığı cinsel istismar da anlatılıyordu.
 ( Haberin Linki )
%d blogcu bunu beğendi: