Archive for Kasım, 2011


Resim temsilidir, resimler geldiğinde yayınlanacaktır.

Akyakada zehirci katil iş başında, Asuman üçer in haberine göre ,  kıyma ile zehir karıştırılarak sokak hayvanlarına verildi, Onbeş kedi ve dört sahipli köpek öldürüldü.

Şu anda Akyakada hayvan dostları jandarma ile birlikte, Akyaka sokaklarında zehirlenen hayvanları toplayıp veterinere götürüyorlar, resimler gelince hemen yayınlacaktır.

http://videonuz.ensonhaber.com/izle/dunya-sanatcilarindan-van-icin-aglatan-agit

Emir Cerman’ın kurucusu olduğu “Evrenin Ritmi” projesi içerisinde, Van depreminde zor durumda kalan insanlar için bir çalışma . 90 ülkeden 90 farklı ses Van  için ‘Bizim Eller’ türküsünü

                      “İşgal Et” hareketi, 10 Aralık günü için yeniden küresel eylem çağrısı yaptı. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiği 10 Aralık 1948 tarihi yeni bir eşiği sembolize ediyor.

İstanbul – BİA Haber Merkezi

Yavuz YILDIRIM

30 Kasım 2011, Çarşamba

“İşgal Et” hareketinin küresel eylemleri devam ediyor. “Londra’yı İşgal Et” eylemcileri 30 Kasım’daki genel greve destek vereceklerini açıklarken, küresel hareketin bundan sonraki hedefi 10 Aralık günü ortak eylemler düzenlemek. İnsan Hakları Beyannamesi’nin kabul edildiği 10 Aralık günü, sokaklardaki eylemciler haklarını geri isteyecekler.

Çeşitli kentlerde, sembolik mekanları geçici süre işgal ederek işlemez hale getiren ve meydan ya da parklarda bir araya gelerek bu noktaları kamp alanına çeviren eylemciler, küresel çapta yeni bir hareket başlatmışlardı.

“Biz Yüzde 99’uz” sloganı ile karar verme mekanizmalarındaki azınlığın kendilerini yönetmelerini protesto eden hareket, özellikle bankalar ve uluslararası sermayenin finansal uygulamalarına karşı “tabanın sesi”ni yükseltiyor.

15 Ekim günü dünyanın çeşitli kentlerinde düzenledikleri eylemlerle gündeme gelen “İşgal Et” hareketi, 10 Aralık için yeniden küresel eylem çağrısı yaptı. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edildiği 10 Aralık 1948 tarihi yeni bir eşiği sembolize ediyor.

Yerleşik siyasetin çerçevesini de atan bu ahlaki çerçeveye karşı yeni bir anlam üretmek temel hedef. O da şirketlerin, bankaların ya da teknokratların değil insanların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olması.

Bu talebin karşılık bulması için sokak ve meydanlar doğrudan hedef seçilmiş durumda. Tabii ki hareketin arkasında Tahrir Meydanı ve Arap sokaklarında yükselen isyanın etkisi büyük. Ardından İspanya ve Yunanistan’da ekonomik krizle demokratik meşruiyetleri sarsılan hükümetlere karşı günlerce eylem yaparak, demos’un sesini karar alma mekanizmalarına ulaştırmışlardı. Şimdi bu hareketlerin sürekli kılınması ve kurumlara karşı doğrudan muhalefetin sürdürülmesi amaçlanıyor.

Özellikle “Wall Street’i İşgal Et” eyleminin uzun soluklu olması, ardından farklı ABD kentlerinde bu eylemin yayılması, hareketin görünürlüğünü artırmıştı. Ancak polisin eylemcilere uyguladığı şiddetle hakim-medyada konu olabilen eylemciler, Los Angeles’ta da polisin “kendilerine verdiği sürenin dolmasının” ardından eylemciler 58 gündür işgal ettikleri City Hall’den polis zoruyla uzaklaştırıldılar. Ancak eylemciler kararlılıklarını yitirmemiş görünüyor.

Hareketin en önemli özelliğinin atik ve yeniden uygulanabilir olduğunu vutgulayan eylemciler, yeniden toparlanarak, belki de yeni bir nokta belirleyerek, işgallerine devam edeceklerini belirtiyor.

“Londra’yı İşgal Et” hareketi ise, İngiliz medyasında kendilerine yöneltilen “somut önerileriniz yok” eleştirisine karşı ilk metinlerini yayınlayarak taleplerini sıraladı. Taleplerin merkezinde vergi uygulamalarının yeniden düzenlenmesi ve şirketlerin tüm kararların açık hale getirilmesi yatıyor. Ayrıca karların çalışanlara eşit şekilde dağıtılması da talepler arasında. Yapılan yorumlarda, bu somut önerilerin hareketin gelişimi açısından bir aşama olsa da asla bu taleplerle sınırlı bir hedef konmadığı belirtiliyor.

Bu noktada hareketin yeni bir siyaset örgütlemek için tabandan işe başladığını vurgulanabilir. Lidersiz, dikey hiyerarşiye karşı, parti veya sendika öncülüğü olmadan gelişen toplumsal hareketlerin kurumsal siyasetin karşısında yeni bir süreci ilerletmesi açısından bu tarz eylemlerin önemi büyük. Sisteme karşı duyulan güvensizliğin ve öfkenin kolaylıkla sönmeyeceğini, tersine ortak eylemlerle büyüyeceğini söylemek mümkün. (YY/HK)

yunus balıkları
ÖLÜM PARKI KAPATILSIN / BİR İMZADA SİZ VERİN

Dolphins Die After Rave at Connyland

Yunus gösteri,  tutsak edilmiş okyanus canlılarına yapılan bir işkence,
 ayı oynatmaktan farksız  çağdışı bir eğlence  ve büyük bir insanlık suçudur.
Dolphinariums are torment houses to the enslaved ocean biota…
Yunus gösterileri, tutsak edilmiş okyanus canlılarına yapılan bir işkence, ayı oynatmaktan farksız aptalca bir eğlence ve büyük bir insanlık suçudur. ** Dolphinariums are; torment houses to the enslaved ocean biota, an old-fashioned type of entertainment nothing less than “the bear dancing” which is illegal in Turkey and a major crime against humanity.
YUNUS PARKLARINDA GÜLÜMSEDİĞİ SANDIĞINIZ HAYVANLAR
Denizlerde travmatik şekillerde yakalanan
Daha bir çoğu yakalanma aşamasında telef olan
Tırların, tankerlerin içinde yolculuk eden
Gümrüklerde saatlerce, günlerce bekleyen
Havuzlarda ölü balık yemeye mecbur edilen
Bir parça balık için taklalar atmaya zorlanan
Beton havuzların içinde delirmemek için kendi sonar’ını kapatarak “kör olan”
Top zıplatmak gibi maskaralıklar uğruna fiziksel işkence gören
Zihinsel işkence gören
Stresten her biri ülser hastası olan
Ölü balıkların içinde antidepresan ve mide ilacı yutturulan
Gösteri havuzlarındaki yüksek sesli müzikten zarar gören
Yunus terapisi adı altında umut tacirliğine alet edilen
Üstün zekalarının getirdiği farkındalık yüzünden ruhen büyük acılar çeken
Pek çoğu intihar eden TUTSAKLARDIR! Lütfen yunus parklarına gitmeyin, bu insanlık suçuna destek vermeyin!
The animals kept in dolphinariums are prisoner:
They are being captured traumatically in sea,
Most of them are killed during the process of capturing;
They are transported under unhealthy conditions in juggernauts or tankers;
They are being kept waiting on customs for days;
They are compelled to eat dead fishes in pools,
Forced to make flip-flaps for just a piece of fish;
They are shutting their sonar and go “blind” because they become insane in cement pools;
They are tortured both physically and mentally just for the sake of a ridiculousness like ‘bouncing a ball’;
Every one of them are ulcerated because of stress;
They are secretively and unknowingly being exposed to antidepressants and gastrointestinal medicines;
They are being damaged by the loud music in amusement parks;
They are being as instruments of exploitation for mentally ill children using the name of so called dolphin-therapy;
They suffer a lot spiritually because they are the victims of their own awareness caused by their superior intelligence;
Most of them commit suicide.

Habersiz şekilde ODTÜ’ye giden YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, kendisini tesadüfen fark eden öğrencilerin gerçekleştirdiği protesto sonrasında okuldan ayrılmak zorunda kaldı.

loading
    Ankara – BİA Haber Merkezi

     29 Kasım 2011, Salı

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Yusuf Ziya Özcan, dün (28 Kasım) Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne (ODTÜ) gidince, öğrencilerin tepkisi üzerine üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı.

Basından ve kamuoyundan habersiz şekilde ODTÜ’ye giden Yusuf Ziya Özcan, Beşeri Bilimler binasına girmek üzereyken kendisini tesadüfen fark eden öğrencilerin protestosu karşısında fakülte binasına girmekten vazgeçti.

Aracına yönelen Özcan’ı takip eden Öğrenci Kolektifleri’nden öğrenciler, “ODTÜ’nün ayıbı Yusuf Ziya Özcan”, “AKP defol üniversiteler bizimdir”, “Yusuf Ziya defol, ODTÜ bizimdir” şeklinde slogan attı.

ODTÜ mezunu olan Özcan’a “ODTÜ’nün yüz karasısın, okulumuzdan defol” diyen öğrencilere, “Ben de sizi istemiyorum” şeklinde cevap veren YÖK Başkanı, okuldan ayrılmak zorunda kaldı. (EKN)

Bianet çetelesine göre erkekler Eylülde 15 kadına tecavüz etti, 30 kadını yaraladı. En çok erkek şiddeti Adana’da yaşandı. 2011’in ilk dokuz ayında erkekler toplam 206 kadını öldürdü, 86 kadına tecavüz etti.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler Eylül ayında 25 kadın, üç erkek ve üç çocuk öldürdü. Fail erkeklerden üçü intihar etti, ikisi intihar girişiminde bulundu. Beş erkek ise cinayetin ardından polise teslim oldu.

Eylülde 15 kadın tecavüze uğradı, 30 kadın yaralandı. Altı çocuk tecavüze, iki çocuk tacize uğradı. Böylece 2011’in ilk dokuz ayında erkekler toplam 206 kadını öldürdü, 86 kadına tecavüz etti.

Eylül ayında en çok şiddet vakası Akdeniz Bölgesi’nde en az ise Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgelerinde yaşandı.

Cinayet

Eylül ayında erkekler 20 ilde 25 kadın, üç erkek ve üç çocuk öldürdüler. Üç erkek cinayetten sonra intihar etti, iki intihar girişiminde bulundu, beş erkek polise teslim oldu.

En çok kadın  katli Adana’da yaşandı. Cinayetlerin yaşandığı iller: Adana (4), Antalya (2), Bingöl, Bolu, Denizli, Diyarbakır (2), Elazığ, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kayseri, Kırıkkale, Kırklareli, Kocaeli, Konya, Mersin (2), Ordu, Sakarya, Yalova.

On kadın ateşli silahlarla, sekiz kadın bıçakla, üç kadın boğularak, bir kadın dövülerek öldürüldü.

Eylül ayında kadınları en çok sevgilileri öldürdü. Beş kadın sevgilisi, dört kadın kocası, bir kadın aile meclisi kararıyla, üç kadın ayrı yaşadığı kocaları, bir kadın boşanma davası süren kocası, üç kadın eski kocası, iki kadın erkek kardeşi tarafından öldürüldü.

Katillerin yaşları 22 ile 64, öldürülen kadınların yaşları ise 19 ile 82 arasında değişiyor.

Tecavüz

Eylül ayında erkekler on ilde 15 kadına tecavüz etti. En çok tecavüz İstanbul’da gerçekleşti. tecavüz vakalarının yaşandığı şehirler: İstanbul (3), Adana, Antalya, Eskişehir, İzmir, İzmit (2), Kocaeli, Manisa, Samsun.

İki kadına iş arkadaşları, bir kadına kuzeni, bir kadına sevgilisi, beş kadın tanımadığı erkeklerin tecavüzüne uğradı. Beş kadın tanımadığı erkeklerce, bir kadın kocası tarafından seks işçiliğine zorlandı.

Tecavüze uğrayanların yaşları 17 ile 60, tecavüzcülerin yaşları 29 ile 47 arasında değişiyor.

Şiddet- Yaralama

Eylül’de erkekler 16 ilde 30 kadını yaraladı. Şiddet- yaralama vakaları en çok Adana’da yaşandı. Erkek şiddetinin yaşandığı şehirler: Adana (7), Adapazarı, Ankara (2), Antalya (2), Antep, Bartın, Bolu (2), Bursa (2), Erzurum (2), İstanbul, İzmir, Malatya (2), Manisa, Mersin (3), Tokat, Urfa.

16 kadın kocasından, dört kadın boşandığı/ayrı yaşadığı/ayrılmak istediği kocasından, üç kadın sevgilisinden, bir kadın oğlundan, bir kadın damadından, bir kadın iş arkadaşından, bir kadın ise çalıştığı hastanedeki bir hastadan şiddet gördü.

Eylül’de erkekler 19 kadını dövdü, dört kadın bıçakla, iki kadın ateşli silahlarla yaralandı. Bir erkek karısına arabayla çarptı, bir erkek ise boşandığı karısını benzinle yaktı. Eylül ayında 13 kadın erkek şiddeti nedeniyle hastaneye kaldırıldı.

Bir erkek kayınvalidesini ağır yaraladıktan sonra intihar etti. İki kadın ise şiddet gördükleri erkekleri bıçakladı.

Çocuk istismarı

Eylül’de beş ilde sekiz çocuk istismarı vakası yaşandı. En çok çocuk istismarı Adana’da gerçekleşti. İstismar vakalarının yaşandığı iller: Adana (3), Antalya, Bursa, Samsun (2), Tekirdağ.

Altı çocuk tecavüze, iki çocuk tacize uğradı. İstismara maruz kalan çocukların yaşları 11 ile 16, saldırganların yaşları 19 ile 52 arasında değişiyor.

Bir erkek evlat edindiği kız çocuğunu taciz ettiği için tutuklandı, bir erkek yeğenini hamile bıraktı. Bir kız çocuğu 16 erkeğin tecavüzüne uğradı.

Taciz, saldırı

Eylül’de iki ilde dört kadın tacize uğradı. Antalya’da bir erkek Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) İl Müdürlüğü’nün kadınlar tuvaletinde kabinlerde kadınları röntgenlerken yakalandı.

İstanbul’da üç kadın bir otoparkta bir erkeğin saldırısına uğradı. Erkek kadınlara tecavüz girişiminde bulundu.

Bir kadın boşanmak istediği kocasının ailesi tarafından linç edilmeye çalışıldı.

Bölgelere göre

Eylül’de 33 ilde 79 kadına yönelik şiddet, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, tecavüz, yaralama ve çocuk istismarı vakası yaşandı. En çok şiddet vakası Akdeniz Bölgesi’nde en az ise Güneydoğu Anadolu ve Ege bölgelerinde yaşandı.

Eylül’de gerçekleşen 79 vakanın 27’si Akdeniz, 18’i Marmara, 10’u Karadeniz, yedisi İç Anadolu, yedisi Doğu Anadolu, altısı Ege ve üçü Güney Doğu Anadolu bölgesinde yaşandı.

En çok şiddetin yaşandığı iller ise Adana (15), Antalya (7) ve İstanbul (6). (ÇT)

29 Kasım 2011

Uzun süredir sağlık sorunları nedeniyle tedavi gören Anayasa Hukuku profesörü ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Server Tanilli hayatını kaybetti.Server Tanilli kimdir?
1980 öncesi Türkiye’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ve Güzel Sanatlar Yüksekokulu’nda “Uygarlık- tarihi” dersi veriyordu. 7 Nisan 1978 günü silahlı saldırıya uğrayan Tanilli’nin belden aşağısı tutmaz oldu. Saldırının ardından Fransa’ya yerleşen Tanilli, uzun yıllar Strasbourg Üniversitesi’nde çalıştı. 2000 yılında yurda dönüş yapan Server Tanilli Cumhuriyet gazetesinde köşe yazıyordu.

1980 sonrasında düşün ortamını ve özellikle de gençliği etkilemiş olan “Uygarlık Tarihi(1973)”, “Devlet ve Demokrasi: Anayasa Hukukuna Giriş” kitaplarını yazdı. “Uygarlık Tarihi” üniversitelerde ders kitabı olarak okutuldu. Diğer kitapları arasında şunlar sayılabilir: “Nasıl Bir Eğitim İstiyoruz?”, “Yüzyılların Gerçeği ve Mirası” (6 cilt), “Candide ya da İyimserlik”, “Yaratıcı Aklın Sentezi: Felsefeye Giriş”, “Değişimin Diyalektiği ve Devrim”, “Dünyayı Değiştiren On Yıl”, “Fransız Devriminden Portreler”, “Anayasalar ve Siyasal Belgeler”, “Nasıl Bir Demokrasi İstiyoruz?”, “İslam Çağımıza Yanıt Verebilir Mi?”, “Din ve Politika”, “Voltaire ve Aydınlanma”.

Tanilli, 2006 Sertel Demokrasi Ödülü’ne layık görülmüştür.


‘O SÖZLER Kİ BİR KEZ ÇIKMIŞTIR AĞZIMIZDAN…”

Server Tanilli’nin “Uygarlık Tarihi” adlı kitabının sonunda, İstanbul DGM’ye verdiği savunması yer alır. Server Hoca şöyle diyor:

“… Çağına ve topluma karşı görevini yerine getirmiş bir hocanın huzuru içindeyim şu anda. Yazdıklarım yazılması gereken şeylerdi. Bugün yazmaya kalksam, -en azından- gene aynı şeyleri yazardım. Hiçbiri hakkında en ufak bir pişmanlık duymuyorum. Kalemimden çıkmış her cümlenin, -cümle ne demek- her kelimenin ve hecenin altında, entelektüel şeref ve haysiyetim yatmaktadır. İnsanım, hayatta dönebileceğim şeyler olabilir. Ama entelektüel şeref ve haysiyetimden – ölüm pahasına da olsa- dönemem. Attila İlhan’ın o yeni ve unutulmaz şiirlerinden birinin son mısraları geliyor aklıma:

O sözler ki kalbimizin üstünde/ Dolu bir tabanca gibi / Ölüp ölesiye taşırız/ O sözler ki bir kez çıkmıştır ağzımızdan/ Uğrunda asılırız.”

BM İklim Konferansı, Güney Afrika’nın Durban kentinde başladı. İklim krizi Durban’da çözülebilecek mi?

DW Türkçe
 29 Kasım. 2011 Salı

Durban’daki iklim konferansında, Kyoto Protokolü’nün geleceği hakkında karar çıkması bekleniyor. 1997 yılında Japonya’nın Kyoto kentinde imzalanan protokol, bugüne kadar yürürlükte olan tek uluslararası sözleşme ve çok sayıda ülkeyi sera etkisine neden olan zararlı gaz emisyonlarını azaltma konusunda yükümlü kılıyor.
Ne var ki Kyoto Protokolü, belirlenen emisyon tasarruf hedeflerine ulaşma konusunda sadece sanayi ülkelerini yükümlü kılıyor; bu yükümlülük de sadece 2008 ile 2012 yılları arasındaki dönemi kapsıyor. Bu dönemden sonrası içinse henüz bir hedef belirlenmiş değil.
Avrupa Birliği ile birlikte kalkınmanın eşiğinde olan çok sayıda ülke ile Çin, Brezilya ve Güney Afrika gibi kalkınmakta olan ülkeler protokolün uzatılmasından yana. Japonya, Kanada ve ABD gibi sanayi ülkeleri ise Kyoto Protokolü’nün yerini daha kapsamlı bir iklim sözleşmesinin almasından ve kalkınmanın eşiğindeki ülkelerin de iklim hedefleri konusunda yükümlü tutulmasından yanalar. Kyoto Protokolü karşıtları, protokolün sadece sanayi ülkelerinin ürettiği gaz emisyonlarının azaltılmasıyla sınırlı kalınmasından şikâyetçi.
Kyoto Protokolü uzatılsa da uzatılmasa da, zararlı gaz emisyonlarının atmosfere karışmasına şimdiye kadar olduğu gibi devam edilemeyeceği, önümüzdeki yıllarda bu durumun engellenmesinin iklimi koruma açısından yaşamsal önem taşıdığı vurgulanıyor. Germanwatch adlı çevreyi koruma ve kalkınma örgütünden Sven Harmeling, bu gidişatı tersine çevirmek için güney ülkelerinin de iklim koruma konusunda daha fazla yükümlülük altına girmeleri gerektiğini söylüyor.
Harmeling, “15 yıl önce Kyoto Protokolü’nün imzalandığı dönemden farklı bir dünyada yaşadığımızı görmeliyiz. Şimdilerde en fazla gaz emisyonunu kalkınmanın eşiğindeki ülkeler üretiyorlar. Yakın bir zamanda kalkınmakta olan ülkeler de emisyonların büyük kısmının üretiminden sorumlu olacaklar. Japonya ve ABD gibi ülkeler, ancak kalkınmanın eşiğindeki ülkeler sanayi ülkeleriyle aynı hukukî yükümlülüğe tabî tutulursa, yeni bir anlaşmaya yanaşabileceklerini söylüyor” diyor.
İklim koruma kuruluşları somut hedeflere ulaşılabileceği konusunda bir hayli şüpheli. Bir yandan bazı ülkeler küresel ısınmayı 2 dereceyle sınırlandırmaktan yana olduklarını açıkladı. Ancak öte yandan henüz taahhüt edilen emisyon tasarrufu hedeflerine ulaşılabilmiş değil.

Germanwatch çevreyi koruma örgütünden Sven Harmeling durumu şöyle anlatıyor: “Elbette iklim koruma konusunda hem sanayi ülkelerinin hem de kalkınmakta olan ülkelerin verdiği sözler ve yaptıkları, küresel ısınmayı 2 derecenin altında tutmak için yeterli değil. Zaten şu anda 3,5 ila 4 derecelik bir artış çizgisinde bulunuyoruz. Bu böyle devam edecek olursa, önümüzdeki yıllarda çok farklı bir dünya ile karşılaşabiliriz. İklim bilimleri açısından bakıldığında derhal eyleme geçilmesi konusunda muazzam bir baskı var. Ama bir şeyler yapma arzusu ülkeden ülkeye değişiyor ve ne yazık ki birçok ülkede bu irade çok az.”
Yoksul ülkeler iklim değişimine uyum sağlamak için gerekli olan masrafları nasıl karşılayacaklar? En azından malî yardımlar konusunda ilerlemeler var. 2020 yılından itibaren kalkınmakta olan ülkelere yılda 100 milyar dolarlık kaynak sağlanması konusunda görüş birliği sağlanmış durumda. Durban’daki konferansta işte bu finansman konusu da ele alınacak.
Konferansa katılan Afrikalı temsilciler ise iklim değişiminden yoğun etkilenen kara kıtanın sorunları ile daha fazla ilgilenilmesini talep ediyorlar. Bilim insanları, görüşmelerde ilerleme kaydedilse de kaydedilmese de iklim değişimindeki olumsuz gelişmelerin yerinde saymayacağı konusunda uyarıda bulunmaya devam ediyor.

Rize’de iki grup arasında çıkan kavga, bir market sahibinin sokağa saldığı köpek sayesinde sona erdi.

AA
29 Kasım. 2011 Salı

RİZE – Kent merkezi Atmeydanı Mahallesi’nde iki grup arasında henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı tartışma çıktı.

Tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüşmesi üzerine çevrede bulunanlar, kavga edenleri ayırmaya çalıştı.

Kavganın sürmesi üzerine mahalledeki marketin sahibi olan Ümit Yıldız, iş yerinin yanında beslediği rottweiler cinsi köpeği çözerek sokağa saldı.

Köpeği gören gençlerden bazıları kaçarak uzaklaştı. Bazıları da civardaki kamyonetin üzerine çıktı.

Yaşananlar, marketin güvenlik kameraları tarafından kaydedildi.

%d blogcu bunu beğendi: